ABD Açık'ta 'esrar' kokusu Aryna Sabalenka'nın sabrını taşırdı, yaşanan olay Wimbledon'un sükûneti ile ABD Açık'ın farkını da sergiledi
Atlantik’in iki yakasında tenis aynı tenis ama seyirci başka seyirci. Dünyanın kadınlar 1 numarası Aryna Sabalenka'nın bu yıl ABD Açık'ta rakibinden değil, tribünlerden gelen 'esrar' kokusundan şikâyet edeceği herhalde kimsenin aklına gelmezdi. Aslında başladığından beri sınır tanımayan influencerları, bahisçileri, sarhoş seyircileri ile bir curcunaya dönen ABD Açık'ın Wimbledon'un sükûnetiyle tam bir tezat oluşturan tenis seyri kültürü, aslında neyi anlatıyor?

Burak ARTUNER
Dünya 1 numarası Sabelanka, Kamilla Rakhimova karşısında oynadığı üçüncü tur maçında bir anda hakeme doğru yürüyüp eliyle de sigara tutar gibi yapıp, kortta çok güçlü bir cannabis yani onların deyimiyle 'Ot' yani esrar kokusu olduğunu söyledi.
“Biri ot içiyor” diye başlayan hikâyenin asıl ilginç tarafı ise Sabalenka'nın kimseye hayat dersi vermemesi.
“Ne içiyorsanız için, ne yapıyorsanız yapın ama lütfen tenis kortunun yanında yapmayın” demeye getirdi.
New York usulü özgürlük anlayışının tenis kortundaki özeti belki de tam olarak buydu: Özgürsün. Ama rakibin servis atarken biraz daha az özgür olsan iyi olur!
PARKI DA İŞARET ETTİ
Üstelik kokunun gerçekten tribündeki bir seyirciden mi geldiği de kesin değil. Sabalenka, rüzgârın kokuyu yakındaki Flushing Meadows-Corona Park'tan stadyuma taşımış olabileceğini de söyledi. Yani New York'ta artık tenisçilerin rakibin servisini değil, rüzgârın ne getireceğini de hesaplaması gerekiyor.
Sabalenka yine de maçı 6-3, 6-4 kazandı.
Demek ki 'Esrar' kokusu bile dünya 1 numarasını durduramadı.
Ama bu olay aslında çok daha büyük bir değişimin küçük bir işareti.
Çünkü bu yıl US Open'da tartışılan sadece ne içildiği değil, seyircinin kortta ne yaptığı.

WIMBLEDON'DA “QUIET, PLEASE!”
Şimdi gözünüzün önüne Wimbledon'u getirin.
Genellikle beyaz olabildiğince şık kıyafetler içindeki seyirciler...
Çim kort, çilek ve krema, elbette Kraliyet locası...
Ve bir oyuncu servis atmaya hazırlanırken:
“Quiet, please!” yani "Sessizlik, lütfen!"
Sanki tenis maçı değil de Buckingham Sarayı'nda gizli bir devlet toplantısı yapılıyor.
TÖRENSEL BİR GÖREV GİBİ
Wimbledon'da seyirci, oyuncunun konsantrasyonuna saygı göstermenin neredeyse törensel bir görev olduğunu bilir.
Telefon çalsa insan utanır, poşet hışırdasa insan etrafına bakar, yanındakiyle yüksek sesle konuşsa muhtemelen İngiliz İmparatorluğu'na karşı suç işlemiş gibi hisseder.
Peki New York?
Orada tenis biraz daha başka. Çünkü Amerika'da spor yalnızca spor değildir. Aynı zamanda şovdur ve şov varsa kamera vardır. Kamera varsa telefon vardır. Telefon varsa sosyal medya vardır.
Sosyal medya varsa influencer vardır.
Influencer varsa, Ring light dediğimiz fotoğraf çekimlerinde parlayan kırmızı ışık noktası vardır.

TENİS Mİ, İÇERİK Mİ?
US Open'ın bu yılki asıl tartışması da tam burada başladı.
Naomi Osaka'nın ilk tur maçında bir grup influencer, maç devam ederken fotoğraf çekimine girişti. Üstelik iş öyle bir noktaya geldi ki, taşınabilir bir ring light açıldı.
Hakem müdahale etmek zorunda kaldı. Osaka daha sonra seyircinin gürültüsünden şikâyet etti. Coco Gauff ve Jessica Pegula da tenis etiği ve seyirci davranışları konusunda rahatsızlıklarını dile getirdi. US Open'da influencer akreditasyonlarının geçen yıla göre iki katına çıktığı bildiriliyor.
Amerikan tenis yönetiminin mantığını anlamak zor değil: “Gençleri tenise çekelim.”
Düşünce harika!
Ama gençleri tenise çekerken tenisçileri sosyal medyadan kaçırmamak da lazım değil mi_
Çünkü kortta artık ilginç bir rekabet gözleniyor, oyuncu maçı kazanmaya çalışırken, influencer ise maçı story'ye yetiştirmeye çalışıyor.
Biri servis yüzdesini hesaplıyor.
Diğeri ışığın yüzüne doğru açıyla vurup vurmadığını...

AMERİKAN RÜYASININ YENİ HALİ
Aslında bu tablo İngiliz ve Amerikan kültürlerinin çok güzel bir yansıması.
İngiliz yaklaşımı: “Lütfen sessiz olun. Oyuncu konsantre oluyor.”
Amerikan yaklaşımı: “Harika! Bunu TikTok'a koyabilir miyiz?”
Wimbledon'da seyircinin en büyük günahı belki de maç sırasında konuşmaktır. US Open'da ise insan bazen “Acaba bir sonraki sette DJ de çıkacak mı?” diye düşünmeden edemiyor.
YETMEDİ, BİR DE BAHİSÇİLER GELDİ
İşin daha ciddi tarafı ise bahis. US Open'da bazı oyuncular, bahis oynayan seyircilerin maç sırasında kendilerini sözleriyle provoke ettiğinden şikâyet ediyor. Jiri Lehecka, daha önce kendisine sürekli “Yorgunsun, yapamazsın” diye laf atan bir seyircinin aslında kendisine karşı bahis oynamış olabileceğini düşündüğünü anlatıyor. Çünkü modern spor seyircisinin bir bölümü artık yalnızca “Ben senin kazanmanı istiyorum” demiyor. “Senin kaybetmen benim para kazanmam demek!” diyor.
Bu da tenis kortunu tribünden finans piyasasına dönüştürüyor.
Bir tarafta servis, maç sayısı, diğer tarafta dijital bahis kuponuna kilitlenmiş bahisçi.
Tenisçi oyunu kazanmak için mücadele ediyor, seyircinin bir kısmı ise oyunun sonucundan para kazanmak için mücadele ediyor.
Ve böylece kortta görünmeyen bir rakip daha ortaya çıkıyor:
Bahisçi seyirci.

Kural tanımaz Influencerların maç sırasında yaptıkları çekim
WIMBLEDON’DA SEYİRCİ, NEW YORK'TA SAHNE
Bütün bunlar US Open'ın kötü olduğu anlamına gelmiyor.
New York nasıl bir şehir ise US Open da biraz öyle.
Hızlı, gürültülü, gösterişli, ticari, ünlülerle iç içe.
Kendisini sürekli yeniden pazarlayan bir organizasyon.
Wimbledon ise başka bir dünyanın devamı.
Daha törensel, kontrollü ve gelenekçi
İngilizler tenisi izliyor, Amerikalılar bazen tenisle birlikte şovu da izliyor.
Sabalenka'nın başına gelen de bu yeni dönemin küçük ama unutulmaz bir sembolü oldu. Rakibinden gelen forehand'i karşıladı, bahisçiyi duymazdan geldi, Influencer'ın ring light'ına takılmadı, sonunda rüzgârın getirdiği esrar kokusuna yenildi!
O yüzden sevdiğim tenisle ilgili daha kaliteli bir seyir zevki için kendimce 5 maddelik yeni bir görgü kuralları listesi hazırladım:
Oyuncu servis atarken susun, Ring light'ı kapatın, oyuncuya bahis yüzünden laf atmayın, kortun yanında esrar içmeyin,
Ve son olarak Wimbledon değilseniz bile biraz Wimbledon olmaya çabalayın...
patronlardunyasi.com















