Halil Kasapoğlu PD Dergi’de yazdı: FIFA’da bir şirketleşme projesinden küresel iktidar mücadelesine
Sahada 22 futbolcu, masada 20 milyar dolar ve 211 federasyon… FIFA’nın üç günde çöken şirketleşme projesi, dünya futbolunda paranın ötesinde bir iktidar kavgasını ortaya çıkardı. Halil Kasapoğlu, FIFA’yı 2027 seçimine taşıyan büyük hesaplaşmayı PD Dergi’de yazdı.

Dünya futbolunda bazen en önemli maçlar sahada oynanmıyor. Geçtiğimiz ay yaşananlar bunun belki de son yıllardaki en çarpıcı örneğiydi. FIFA Başkanı Gianni Infantino, 2026 Dünya Kupası’nın yarattığı ekonomik rüzgârı arkasına alarak dünya futbolunun ticari yapısını baştan aşağı değiştirebilecek bir proje ortaya koydu. Dünya Kupası Finali’nin hemen ardından ortaya konan plan, üç gün içerisinde geri çekildi.
Ancak aradan geçen haftalar gösterdi ki çöken yalnızca bir yatırım projesi değildi. FIFA’nın nasıl yönetildiği, başkanın yetkisinin sınırları, federasyonlara dağıtılan milyarlarca doların yarattığı siyasi güç ve hatta 2015 skandalının ardından yapılan reformların gerçekten işe yarayıp yaramadığı artık açıkça tartışılıyor.

20 MİLYAR DOLARLIK ŞİRKET
Krizin başlangıç noktası FIFA Forward Enterprise, kısa adıyla FFE idi. Plan ilk bakışta modern spor endüstrisinin olağan şirketleşme hamlelerinden biri gibi görünüyordu. FIFA; yayın, sponsorluk, lisanslama, biletleme ve ağırlama haklarının yanı sıra kendi turnuvalarının operasyonel faaliyetlerini yeni kurulacak FIFA Forward Enterprise çatısı altında toplamayı planlıyordu. Şirkete yaklaşık 20 milyar dolar değer biçiliyor, bunun yaklaşık yüzde yirmilik azınlık payının dış yatırımcılara açılması ve 4,2 milyar dolara kadar sermaye yaratılması öngörülüyordu.
Yatırımcı grubuna Joshua Kushner bağlantılı Thrive Eternal’ın liderlik etmesi, J.P. Morgan’ın da FIFA’ya danışmanlık vermesi planlanıyordu. FIFA ise şirketin kontrolünü elinde tutacağını ve futbolun kuralları, müsabaka takvimi ve sportif kararlar konusunda dış yatırımcılara herhangi bir yetki verilmeyeceğini özellikle vurguluyordu.
4.2 MİLYAR DOLARLIK HAVUÇ
FIFA’nın projesini cazip hâle getiren taraf ise yatırımcıların kimliği veya kurulacak şirketin değeri değildi. Paranın nereye gideceğiydi. FFE’nin kurulması hâlinde, her federasyona altyapı, stat veya milli takım tesisleri gibi büyük projelerde kullanılmak üzere 20 milyon dolara kadar tek seferlik ilave finansman imkânı sunulacaktı.
Sonraki dönemlerde bu fonların 22 ve 24 milyon dolara yükselmesi öngörülüyordu. FIFA’ya göre tüm programlarla birlikte dünya futbolunun gelişimine ayrılacak kaynak dört yıl içinde 10 milyar doların üzerine çıkabilecekti.
Futbol ekonomisinin merkezinden baktığınızda 20 milyon dolar çok büyük görünmeyebilir. Ancak Bhutan’dan Belize’ye, Samoa’dan Sierra Leone’ye kadar FIFA’nın birçok üyesi açısından bu ölçekte bir kaynak, bir ülkenin futbol altyapısını baştan kurabilecek büyüklükte.
UEFA: DÜNYA KUPASI SATILIK DEĞİL
İlk büyük kırılma Avrupa’dan geldi. UEFA’nın 55 federasyonu 30 Temmuz’da olağanüstü şekilde bir araya geldi ve FFE projesine oybirliğiyle karşı çıktı. Ancak karar sıradan bir karşı çıkış değildi.UEFA, proje tamamen geri çekilmediği sürece Avrupa milli takımlarının FIFA organizasyonlarına katılmayacağını açıkladı. Dünya Kupası dahil.
Bu, modern futbol siyasetinde kolay kolay görülebilecek bir tehdit değildi. UEFA açıklamasında Dünya Kupası’nın nesiller boyunca futbolcular, milli takımlar ve taraftarlar tarafından yaratılmış ortak bir miras olduğunu savunuyor; hiçbir yöneticinin kendisine emanet edilen bu mirasın bir bölümünü özel yatırımcılara devretme yetkisine sahip olmadığını söylüyordu. Meselenin yalnızca özel sermaye olmadığını da özellikle belirtiyordu.Asıl öfke karar alma sürecineydi.
UEFA’ya göre böylesine önemli bir proje FIFA Konseyi’nin, konfederasyonların ve federasyonların gerçek anlamda katılımı olmadan hazırlanmış; daha sonra son derece kısa bir takvim içerisinde üyelerin önüne getirilmişti.

CONCACAF’IN TEPKİSİ
CONCACAF’ın 41 üyesi de olağanüstü toplantı yaptı. Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler’i temsil eden konfederasyonun tepkisi, UEFA kadar sert değildi ama daha sistematikti. CONCACAF üç temel sorun tespit etti:
- Karar alma sürecinin usule uygun yürütülmemesi.
- Federasyonlara kısa süre tanınması.
- Ve FIFA’nın ilgili organlarının proje üzerinde önceden inceleme yapmamış olması.
Ardından çok basit ama etkili bir soru sordu: FIFA tarihinin finansal açıdan en başarılı Dünya Kupası’nın ardından kalkınma programlarını büyütmek için neden özel sermayeye ihtiyaç duyuluyordu?
ASYA: ÖNCE ŞAŞKINLIK, SONRA AÇIK İSYAN
Asya Futbol Konfederasyonu’nun ilk tepkisi daha ölçülüydü. AFC, kendisine danışılmadığını açıkladı. Dünya futbolunun en büyük konfederasyonlarından biri, Dünya Kupası’nın ticari geleceğini değiştirebilecek milyarlarca dolarlık bir projeyi önceden değerlendirme fırsatı bulamadığını söylüyordu. Daha sonra Asya’nın tonu sertleşti. Ve 10 Ağustos’ta çok daha önemli bir gelişme yaşandı.
UEFA Başkanı Aleksander Čeferin, CONCACAF Başkanı Victor Montagliani ve AFC Başkanı Sheikh Salman bin Ebrahim Al Khalifa birlikte açık mektup yayımladılar. Mektubun ilk cümlesi belki de bütün tartışmanın en iyi özeti oldu:
“Football belongs to no individual and no institution.” Tercümesi; futbol hiçbir kişiye veya kuruma ait değildir.
Üç konfederasyon, FIFA’nın yaşananları bir “iletişim hatası” gibi göstermesine de itiraz etti. Onlara göre ortada bir iletişim problemi değil, muhakeme ve yönetim problemi vardı. Üstelik FIFA’nın kendi içerisinde yapacağını açıkladığı inceleme de yeterli bulunmadı. UEFA, AFC ve CONCACAF, sürecin FIFA yönetimi veya FIFA çalışanları tarafından değil, tamamen bağımsız bir üçüncü tarafça incelenmesini istedi.
İlgili belgelerin ve kayıtların korunması çağrısı bile yapıldı. Burada kriz artık FFE’den çıktı. Mesele doğrudan Infantino’nun liderliğine geldi.
DÜNYA FUTBOLUNUN FARKLI CEPHELERİ
En net karşı pozisyon Afrika’dan geldi. CAF İcra Kurulu, 6 Ağustos’ta FIFA’nın yaptığı açıklamayı oybirliğiyle destekledi ve Infantino’ya desteğini yeniden teyit etti. FIFA, süreçte “hatalar yapıldığını” kabul etmiş, FIFA Konseyi ile federasyonların kendilerini dışlanmış hissetmesine neden olunduğu için özür dilemişti. Aynı zamanda yapılan işlemlerin FIFA’nın mevcut düzenlemelerine uygun olduğunu savunuyordu. CAF Başkanı Patrice Motsepe, yönetişim ve şeffaflığın vazgeçilmez olduğunu vurgulamakla birlikte Infantino’nun Afrika futboluna yaptığı katkılara dikkat çekti ve desteğini sürdürdü.
Okyanusya’da ise tablo daha parçalı. OFC ilk aşamada taraf olmaktan kaçındı ve projeyi inceleyeceğini açıkladı. Daha sonra Infantino’ya yönelik destekleyici bir çizgi benimsedi. Fakat bölgenin en önemli futbol ülkesi Yeni Zelanda aynı görüşte değildi. Yeni Zelanda Futbol Federasyonu, bu krizin güven sorununa dönüştüğünü belirterek Infantino’ya verdiği desteği geri çekti ve bağımsız inceleme çağrısı yaptı.
Benzer bir çatlak Asya’da da ortaya çıkmış durumda. Katar Futbol Federasyonu, AFC’nin UEFA ve CONCACAF ile birlikte yayımladığı 10 Ağustos mektubunda kendisine danışılmadığını ileri sürerek Sheikh Salman’ın bütün Asya adına konuşma yetkisini sorguladı.
Bu ayrışma bize 2027 seçiminin en önemli gerçeğini şimdiden gösteriyor: FIFA siyasetinde Avrupa, Asya, Afrika veya Amerika yekpare bloklar değil. Son sözü konfederasyon başkanları değil, federasyonların kullanacağı 211 ayrı oy söyleyecek.
“HATALAR YAPILDI” AMA KİMİN HATASI
FIFA, 31 Temmuz gecesi projeyi geri çekti. Infantino, projenin futbol ailesini birleştirmek yerine böldüğünün ortaya çıktığını ve bu nedenle devam ettirilmeyeceğini söyledi. Ardından Rabat’ta FIFA üst yönetimiyle kriz toplantısı yapıldı.
Ortaya çıkan formül diplomatik açıdan ilginçti. FIFA bir yandan sürecin kötü yönetildiğini kabul ediyor ve özür diliyordu. Diğer yandan bütün işlemlerin FIFA’nın düzenleyici çerçevesine uygun olduğunu savunuyordu.
Bu savunma FIFA açısından hukuken makul kabul edilebilir. Kurumsallık açısından ise çok daha büyük bir soruyu beraberinde getiriyor. Çünkü eğer gerçekten Dünya Kupası’nın ekonomik geleceğini değiştirebilecek böyle bir proje, FIFA Konseyi ve ana paydaşların bilgisi olmadan hazırlanabiliyorsa sorun artık yalnızca projeyi hazırlayanlarda değildir. Sorun düzenlemelerin kendisindedir.
FIFPRO’nun açıklaması da tam olarak bu noktaya temas etti.
Oyuncuların uluslararası temsilcisi, bu projenin geri çekilmiş olmasının krizi sona erdirmediğini; eğer yaşananların mevcut FIFA düzeni içerisinde hukuken mümkün olduğu söyleniyorsa bunun mevcut yönetişim sisteminin reform ihtiyacını gösterdiğini savundu.
İSYAN ZÜRİH’İN İÇİNE GİRDİ
Krizi önceki FIFA tartışmalarından ayıran bir başka unsur daha var. Eleştiriler yalnızca UEFA’dan veya dışarıdaki muhaliflerden gelmedi. FIFA’nın içine girdi. Infantino’nun kıdemli danışmanı Carlos Cordeiro, FFE projesine karşı çıkarak 31 Temmuz'da görevinden ayrıldı.
Cordeiro’nun sorusu oldukça basitti: FIFA neden kısa vadede 4,2 milyar dolar elde etmek için en değerli ticari varlığının gelecekteki gelirlerine ortak alıyordu? Üstelik Cordeiro projenin hazırlanmasında kendisinin yer almadığını özellikle vurguluyordu.
Ardından FIFA Operasyon Direktörü Kevin Lamour çok daha ağır konuştu. Lamour, personelin süreç konusunda yanıltıldığını ve projenin FIFA yönetiminin kolektif çalışmasının ürünü olmadığını savundu.
Bu açıklamalardan yaklaşık iki hafta sonra, 17 Ağustos’ta FIFA ile yolları ayrıldı. FIFA ayrılığın ayrıntılarına girmedi. Artık tartışma “UEFA ile FIFA arasındaki geleneksel güç savaşı” şeklinde açıklanamayacak bir noktaya gelmiş durumda. Çünkü itiraz kurumun kendi üst yönetimine kadar ulaştı.
2016’NIN VAADİYLE 2026’NIN GERÇEĞİ
Gianni Infantino FIFA başkanlığına 2016 yılında geldi. FIFA o tarihte tarihinin en büyük meşruiyet krizinden çıkmaya çalışıyordu. 2015’te başlayan yolsuzluk soruşturmaları dünya futbolunun yönetim yapısını sarsmış, Sepp Blatter dönemi sona ermişti. Yeni FIFA’nın temel vaadi şeffaflıktı. Hesap verebilirlikti. Görev sürelerinin sınırlandırılmasıydı. Kurumsal karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesiydi. Infantino, daha sonra bu reformları anlatırken 2016’da FIFA’ya “her seviyede şeffaflık ve hesap verebilirlik” getirildiğini, üst düzey yöneticilere görev süresi sınırları konulduğunu ve denetim mekanizmalarının güçlendirildiğini özellikle vurgulamıştı.
On yıl sonra tartışılan soru tam da bu yüzden rahatsız edici: Kurallar değişti ama iktidarın kullanılış biçimi gerçekten değişti mi?
ŞİMDİ SIRA SANDIKTA
Bütün bu tartışmanın siyasi sonucu 18 Mart 2027’de Rabat'ta görülecek. Infantino, 30 Nisan’daki FIFA Kongresi’nde yeniden aday olacağını çoktan açıkladı. Seçim FIFA’nın 77. Kongresi'nde yapılacak. Rakip adayların önündeki kritik tarih ise 18 Kasım 2026.
Şimdilik Infantino’nun karşısında resmen ilan edilmiş güçlü bir aday yok. Ancak Dünya Kupası esnasında neredeyse formalite olarak görülen seçim artık ilk kez gerçek bir siyasi mücadeleye dönüşme ihtimali taşıyor. En çok konuşulan isim CONCACAF Başkanı Victor Montagliani.
Montagliani’nin adaylığı henüz kesinleşmiş değil ancak olası bir meydan okumayı değerlendirdiği kamuoyunda konuşuluyor. Üstelik Infantino’nun önünde yeni bir hukuki tartışma da var. Londra merkezli bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan FairSquare’in, FIFA’ya yaptığı başvuruda Infantino’nun 2016’dan bu yana görev yaptığı süre dikkate alındığında yeniden adaylığının FIFA’daki üç dönemlik görev süresi sınırına aykırı olduğunu savunuyor.
FIFA’nın mevcut yorumu ise Infantino’nun 2016-2019 arasındaki ilk döneminin Blatter’ın yarım kalan görev süresinin tamamlanması olduğu ve bu nedenle dönem sınırına dahil edilmemesi gerektiği yönünde.
Bu tartışma henüz sonuçlanmış değil. Ancak ortada güçlü bir ironi var. 2016’da FIFA’yı yenilemek için getirilen en önemli reformlardan biri olan görev süresi sınırı, 10 yıl sonra o reform döneminde seçilen başkanın yeniden aday olup olamayacağı tartışmasının merkezinde.
FFE ÖLDÜ, MESELE YAŞIYOR
Profesyonel futbol uzun zamandır yatırım fonlarının, yayın şirketlerinin ve küresel sermayenin içinde. Futbolun ticari faaliyetlerini profesyonel bir şirket altında toplamak da başlı başına radikal bir fikir değil. Asıl soru başka. Böylesine önemli bir değişikliğe kim karar verecek?
Hangi denetim mekanizmaları işleyecek? FIFA Başkanı’nın yetkisi nerede başlayıp nerede bitecek? Federasyonlara dağıtılan kalkınma fonları nasıl siyasi etkiden arındırılacak? Ve FIFA’nın ticari büyümesi ile futbolun kolektif mülkiyeti arasındaki sınır nerede çizilecek?
Bu soruların cevabı yalnızca Infantino’nun geleceğini belirlemeyecek. FIFA’nın önümüzdeki yıllarda nasıl bir kurum olacağını da belirleyecek.
Bir tarafta giderek büyüyen turnuvaları ve milyarlarca dolarlık geliriyle, 211 ülkeye kaynak dağıtan son derece güçlü küresel bir organizasyon var. Diğer tarafta ise bu ekonomik gücün merkezileşmesinin siyasi gücü de merkezileştirip merkezileştirmediği sorusu.
FFE planı, FIFA’nın geri adım atmasıyla ortadan kalktı. Ancak planın ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan soru hâlâ masada: Futbolun sahibi kim?
Belki de 2027 FIFA seçiminin asıl gündemi, başkanın kim olacağından çok bu soruya verilecek cevap olacak.
patronlardunyasi.com















