Türkiye, İran'ın son Şahbanu'su yani imparatoriçesi Farah Diba'yı o kadar sevmişti ki tarzı Türkiye'de moda olmuştu, o tarzı yaratan isim öldü
İran’ın son Şahbanu'su yani imparatoriçesi Farah Diba’nın fotoğraflarına bugün baktığımızda ilk gördüğümüz şeylerden biri zarafeti… Ama o zarafetin arkasında, adı çoğu zaman Farah Diba kadar duyulmayan bir adam vardı: Keyvan Khosrovani. Ve o adam artık yok... Khosrovani'nin ölümünü duyunca imparatoriçe Farah Diba Pehlevi'nin 1967-1968'de Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyareti ve estirdiği rüzgardan bahsetmesek olmazdı.

Burak ARTUNER
İranlı mimar, tasarımcı ve haute couture ustası Khosrovani, 3 Eylül’de Paris’te 88 yaşında hayatını kaybetti. Fakat geride yalnızca moda dünyasının değil, İran tarihinin de özel bir izini bıraktı. Çünkü tam 13 yıl boyunca Farah Diba Pehlevi’nin resmi gardırobunu hazırladı.
Üstelik yaptığı yalnızca güzel elbiseler tasarlamak değildi.

GELENEKSELİ SARAYIN GARDIROBUNA TAŞIDI
Khosrovani, İran’ın geleneksel sanatlarını ve el işçiliğini sarayın gardırobuna taşıdı. Beluç nakışlarından İsfahan’ın geleneksel işlemelerine, Osku’nun batik kumaşlarından altın işlemeli zarbaft dokumalarına kadar İran’ın farklı bölgelerindeki zanaatları araştırdı.
Sonra bunları Batı haute couture anlayışıyla buluşturdu.
Böylece Farah Diba’nın üzerinde yalnızca Paris modası değil, İran’ın kendi kültürel mirası da görünmeye başladı. Khosrovani’nin amacı da zaten buydu: İran’ın kendi haute couture geleneğini yaratmak.

BİR İMPARATORİÇENİN GARDIROBU
Khosrovani’nin hikâyesi de sıradan bir moda tasarımcısının hikâyesi değil.
Mimar olarak eğitim aldı. Tahran Üniversitesi’nin ardından Paris’te École Nationale Supérieure des Beaux-Arts’da eğitim gördü. Paris’te Pierre Balmain ile tanışması ise onu haute couture dünyasına taşıdı.
İran’a döndüğünde Farah Diba Pehlevi'nin resmi gardırobunu yaratma görevi ona verildi.
Ve 13 yıl boyunca sarayın en dikkat çeken isimlerinden biri oldu.
1971’de Persepolis’te düzenlenen ve İran monarşisinin görkemini dünyaya göstermek istediği 2500. yıl kutlamalarında Khosrovani’nin imzası daha da görünür hale geldi. O törenler için tam 19 elbise ve kaftan hazırladı.
Yani Farah Diba’nın bugün hafızalara kazınan o “modern ama İranlı” görüntüsünde Khosrovani’nin payı hayli büyüktü.

TÜRKİYE’DE DE FARAH DİBA FIRTINASI
Farah Diba’nın Türkiye ile ilişkisi ise moda hikâyesinin başka bir sayfasını açıyor.
1967 yılının Haziran ayında Şah Muhammed Rıza Pehlevi ve eşi Farah Diba Türkiye’ye geldi.
Ankara’da başlayan ziyaret İstanbul’da devam etti.

OLGUNLAŞMA ENSTİTÜSÜNÜ ZİYARET ETTİ
Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Film Arşivi’nde de o ziyaretin görüntüleri bulunuyor.
Farah Diba Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nü ziyaret etti. Türk el işleri ve motiflerinin kullanıldığı kumaşlardan hazırlanmış kıyafetler kendisine gösterildi. Dönemin kaynağına göre Farah Diba parçalarla yakından ilgileniyor ve beğenisini “nefis” sözleriyle ifade ediyordu.

TÜRKİYE ONU GÖZÜNÜ KIRPMADAN İZLEDİ
İstanbul’da ise Dolmabahçe Sarayı’ndaki resmi kabulde Şah ve Farah Diba; dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel ve eşleriyle aynı masadaydı.
Dönemin gazeteleri ise protokolden çok daha başka bir şeyle ilgileniyordu:
“Farah ne giydi?”
Cumhuriyet’in 22 Haziran 1967 tarihli sayısında ziyaretin ardından Farah Diba’nın Türkiye’de gördüğü ilginin boyutu anlatılırken, insanların onun nasıl yaşadığını, nerelere gittiğini, ne yiyip içtiğini ve özellikle ne giydiğini merak ettiği görülüyor.
O tarihlerin en önemli magazin dergilerinden Hayat, aralıklarla onu kapağına taşıyordu.
Bugünün magazin diliyle söylersek…
Farah Diba, 1967 Türkiye ziyaretinde diplomatik misafirden biraz daha fazlasıydı.
Adeta dönemin “global stil ikonu”ydu.
Türk kızları, Farah Diba modeli saç istiyorlar, kuaförler onun saç modelini yapabilmek için harıl harıl çalışıyorlardı.

TÜRK KADINLARININ ÖNÜNDE
İlginç olan, Farah Diba’nın Türkiye ziyaretinin yalnızca saray protokolüyle sınırlı kalmamasıydı.
Ankara Olgunlaşma Enstitüsü önünde kadınlar ve genç kızlar onu görmek için toplanmış, fotoğraf çektirmek ve elini sıkmak istemişti.
Dönemin Milliyet’i de bu ilgiyi manşetine taşımıştı. Gazetenin haberine göre Farah Diba, Türk kadınlarının yoğun ilgisiyle karşılaşmış ve kendisine yaklaşan kadınlara sık sık el sallamıştı.
İstanbul’da da benzer bir merak vardı.
Dolmabahçe’deki resmi kabulde yaşanan küçük bir ayrıntı bile dönemin gazetelerinde yer aldı: Farah Diba’nın elinden düşen sigarayı almak için üç Türk hanımının aynı anda eğilmesi…
Bir imparatoriçenin elbisesi, sigarası, mücevheri, şapkası…
Hepsi haberdi.

O İMAJIN ARKASINDAKİ ADAM
Farah Diba’nın kendisi de zaten sıradan bir saray kadını değildi.
Şah ile evlenmeden önce Paris’te mimarlık eğitimi almıştı. 1959’da Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile evlendi ve 1967’de İran’ın ilk kadın Şahbanusu olarak taç giydi.
Yaklaşık 20 yıl boyunca İran’ın kültür, eğitim, sağlık ve sanat kurumlarında aktif rol üstlendi. Kendi resmi biyografisine göre 12 sanat kurumuna patronluk yaptı ve 26 eğitim, sağlık, spor ve kültür kuruluşunun faaliyetlerinde görev aldı.
1979 İran Devrimi ise bütün bu hayatı bir anda değiştirdi.
Şah ve Farah ülkeyi terk etti.
Saray dağıldı.
Taç gitti.
Ama fotoğraflar kaldı.
Ve o fotoğraflardaki elbiselerin önemli bir bölümünün arkasındaki isimlerden biri de Keyvan Khosrovani oldu.
Farah Diba denildiğinde akla gelen o zarif siluetin arkasındaki isimlerden biri artık yok.
Keyvan Khosrovani öldü.
Ama onun tasarladığı elbiseler hâlâ İran’ın son imparatorluk döneminin fotoğraflarında yaşıyor.

FARAH DİBA NE YAPIYOR ?
1938 doğumlu İran'ın son Şahbanu'su Farah Diba'ya ne oldu, diye merak edenler varsa onu da yazayım...
İran İslam Devrimi'nden sonra hanedanla birlikte ABD'ye giden Farah Diba 88 yaşında ve halen hayatını sürdürüyor.
Zamanını ABD ve Fransa arasında geçiriyor.
Eski günleri hatırlayarak...
patronlardunyasi.com















