Dolar
49,6987
0,06%
Euro
55,6784
-0,09%
Sterlin
66,5805
-0,15%
Bitcoin
4.005.841
-0,60%
BİST-100
11.116,99
-0,92%
Gram Altın
6.384,773
-0,65%
Gümüş
53,96
-1,19%
Faiz
39,54
0,00%

Öner Kocabeyoğlu’nun sanat yolculuğu, 89 sanatçının eserleriyle Tutku ve Sabır sergisinde hayat buldu

Öner Kocabeyoğlu'nun yıllara yayılan sanat yolculuğu, Levent Çalıkoğlu'nun küratörlüğünde “Tutku ve Sabır” sergisine dönüştü. Akaretler 45'te 89 sanatçının 136 yapıtını buluşturan sergi, yalnızca bir koleksiyonun zenginliğini değil, sanatla kurulan ilişkinin zaman içinde nasıl derinleştiğini de anlatıyor. Sergiyi Kocabeyoğlu'nun sözleriyle özetlersem: “Tutku size başlatıyor, sabır sürdürüyor.”

25.10.2026 17:59 • Güncelleme: 25.10.2026 18:20
Öner Kocabeyoğlu’nun sanat yolculuğu, 89 sanatçının eserleriyle Tutku ve Sabır sergisinde hayat buldu
16px
32px

Yelda İPEKLİ

1875 yılından günümüze uzanan tarihiyle Akaretler Sıraevler, İstanbul'da sanatın ve tasarımın en çok yakıştığı mekânlardan biri. Art Weeks İstanbul Collector's Edition, 17 Eylül'de başladı. Benim çok merak ettiğim seçkiyi görmem ise ancak bugünlere kaldı. Yine de kaçırılmaması gereken bir etkinlik olduğunu özellikle vurgulamak isterim.

Tutku ve sabır, aslında aynı hikâyenin iki ayrı zamanı. Tutku, insanın bir anlık ışığa kapılıp yola çıkmaya karar vermesidir. Sabır ise o ışığın çevresinde yıllar geçtikçe anlamın çoğalması...

Bir yapıtla ilk karşılaştığımızda kalbimiz hızlanır. Ama bizi gerçekten biz yapan şey, yalnızca o ilk heyecanın büyüsü değildir. Asıl olan, o büyüye geri dönebilmektir. Beklemek, yeniden bakmak, bakış açısını değiştirmek ve aynı eserde her seferinde yeni bir şey keşfetmeyi göze almak... O sanat eserini yaratan kadar, ona sabırla bakanın da bir hikâyesi vardır.

Koleksiyon oluşturmak, hele böylesine bilinçli ve uluslararası sanat dünyasında yer bulan bir koleksiyon kurmak, tutku kadar sabır da gerektirir. Bu hikâyenin izleyiciye aktarılması ise güçlü bir küratöryel yaklaşım ister.

Öner Kocabeyoğlu'nun sanatla kurduğu ilişkiyi böylesine özenli bir anlatıya dönüştüren küratör Levent Çalıkoğlu'na içten bir teşekkür borçluyuz. Çünkü farklı dönemlerden ve sanat anlayışlarından oluşan bu kadar iddialı bir seçkiyi, izleyiciye adeta fısıldayarak anlatmak hiç kolay değil. Hele bu seçki, bir yaşam biçiminin izlerini taşıyorsa...

BİR KOLEKSİYONUN ÖTESİNDE

Öner Kocabeyoğlu bana sergide eşlik ederken, onun sanat dünyasının yalnızca geçici sergilerle ya da koleksiyonunu sergilediği Nişantaşı'ndaki, insanın içinden çıkmak istemediği o büyülü mekânla sınırlı olmadığını bir kez daha gördüm.

Sanata dair düşüncesi yalnızca koleksiyonculuktan ibaret değil. Toplumsal sanat hafızasına katkıda bulunmayı da bir sorumluluk olarak benimsiyor.

Metropolitan Museum'a yaptığı eser bağışları, Venedik Bienali Türk Pavyonu'na, SAHA Derneği'ne ve İstanbul Modern gibi kurum ve projelere verdiği destekler, uluslararası sanat hafızasında iz bırakma arzusunu açıkça ortaya koyuyor.

Sanatı yalnızca sahip olunacak bir değer olarak görmeyen, onu paylaşmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı önemseyen bu anlayışa saygı duymamak mümkün değil.

Sergiyi gezerken söylediği bir cümle kulağımda kaldı:
“Tutku size başlatıyor, sabır sürdürüyor.”

Çok haklıydı. Çünkü sergi, anlık bir heyecanın peşinden koşmaktan çok, yıllar içinde özenle seçilmiş eserlerin oluşturduğu bütünlüğün hazzını yaşatıyor.

“Tutku ve Sabır”ı gezerken, izlerken, hatta fısıltısını dinlerken eserlerin zamanla kurduğu bağın, farklı dönemlere ve ekollere ait sanatçıları ortak bir anlatıda buluşturduğunu hissediyorsunuz.

Farklı zamanlar, farklı ülkeler, farklı ekoller... Senfonik bir uyum içinde, yalnızca tek tek eserlerin etkisini değil, onların oluşturduğu bütünün gücünü de artırıyor.

Bu sergi, her şeyin hızlandığı günümüze inat, birliğin ve uyumun, tutkunun ve sabrın hatırlatması gibi.

HEYKELLERİN ARASINDA ZAMANIN İZLERİ

Türk heykel sanatının usta isimlerinden Koray Ariş'in eserlerine ayrılan köşe, sergide en çok zaman geçirdiğim bölüm olabilir.

Modern heykelin devasa hacimlerine rağmen ortaya koyduğu zarafet, konstrüktivizm ile pop sanat arasında kurduğu denge beni bir kez daha etkiledi. Boşluk ve kütle arasındaki ilişkiyi adeta bir başyapıta dönüştüren eserleri, her karşılaşmamızda onları yeniden sevmeme neden oluyor.
İlhan Koman'a ait demir ve ahşabın bir araya geldiği karakteristik eserler ise bambaşka bir duygu uyandırdı. Demirin yıpranmış dokusu, sanki zamanın üzerimizde bıraktığı izleri anlatıyormuşçasına kalbime dokundu.

İlhan Koman denilince elbette “Akdeniz” heykelini anmadan geçemem.

Bir yanı metal, diğer yanı boşlukla var olan bu heykel, nerede durursa dursun Akdeniz'in tuzlu 
meltemini yüzünüzde hissettirir. Onu hep küçük bir adacıkta, tek başına yükselirken hayal etmişimdir.

Koman'ın eserlerine her bakışımda, heykelin yalnızca maddeden ibaret olmadığını, bazen boşluğun da en az kütle kadar güçlü bir anlatı taşıdığını yeniden düşünüyorum.

PHOENIX'İN KIRMIZISI, NİGAR EL HOUT'UN GERÇEKLİĞİ

Jorinde Voigt'e ait Phoenix adlı eser, ahşap üzerine çizim ve kâğıt kolajın bence en başarılı örneklerinden biri.

Voigt'un yapıtları hareket, zaman, biçim, algı ve bilimin etkileyici bir birleşimi. Hayal gücüyle gerçeklik arasında yakaladığı o ince çizgi, Phoenix gibi eserlerde sıcacık bir dokunuşla kendini hissettiriyor.

Özellikle Phoenix'in kırmızı yorumu, göz hafızamda kendine kalıcı bir yer edindi.
Ressam Fatih Kahya'nın hiperrealizmin çarpıcı örneklerinden biri olarak gördüğüm Nigar El Hout adlı eserini de mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Öylesine güçlü bir gerçeklik duygusu yaratıyor ki kadının üzerindeki kürkün dokusunda, saçlarının gölgelerinde kaybolmanız an meselesi.

Resmin karşısında durduğunuzda yalnızca teknik ustalığı değil, ayrıntıların yarattığı o şaşırtıcı derinliği de hissediyorsunuz.

Daha fazla eserden söz etmek istemiyorum. Çünkü her yapıt, ona bakan kişinin algısında başka bir anlam kazanıyor. Sanatın büyüsü de biraz burada saklı. Aynı eserin karşısında duran iki insanın birbirinden tamamen farklı hikâyeler keşfedebilmesinde...

BİR YAŞAMIN RİTMİ

“Tutku ve Sabır”, yalnızca bir koleksiyonun sergilenmesi değil, yıllar boyunca gelişen bir sanat anlayışının görünür hâle gelmesi.

Öner Kocabeyoğlu'nun tutkuyla bir araya getirdiği eserler, Levent Çalıkoğlu'nun küratörlüğünde birbirleriyle konuşan, izleyiciyi düşünmeye ve yeniden bakmaya davet eden bir bütünlüğe kavuşmuş.

Her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, bir eserin karşısında durmanın, ona zaman ayırmanın ve yıllar sonra yeniden aynı heyecanı duyabilmenin değerini hatırlatıyor.
89 sanatçının 136 yapıtının yer aldığı sergi, 8 Kasım'a kadar Akaretler 45'te devam ediyor.
Bu sergi, bir koleksiyonun değil, bir yaşamın ritmini anlatıyor: İlk kıvılcımın tutkusu ve onu ayakta tutan sabrın sürekliliği...

patronlardunyasi.com