Dolar
49,6987
0,06%
Euro
55,6699
-0,10%
Sterlin
66,5805
-0,15%
Bitcoin
3.968.853
-1,50%
BİST-100
11.116,99
-0,92%
Gram Altın
6.386,922
-0,62%
Gümüş
53,96
-1,19%
Faiz
39,54
0,00%

Semiha Berksoy’un İstanbul Modern’e bağışlanan resminde anlattığı, Nâzım Hikmet’e duyduğu hüzünlü aşk

Türk operasının efsanevi sopranosu Semiha Berksoy'un kızı Zeliha Berksoy tarafından İstanbul Modern'e bağışlanan 1998 tarihli otoportresi, geçmişten günümüze yazılmış hüzünlü ve sonsuz aşk hikayesini anlatıyor. Resme bakınca Nazım Hikmet’i, Piraye’yi ve umutsuz bir aşk için yazılmış Mezardan Gelen Mektup’u görüyorum.

24.10.2026 15:21 • Güncelleme: 24.10.2026 15:26
Semiha Berksoy’un İstanbul Modern’e bağışlanan resminde anlattığı, Nâzım Hikmet’e duyduğu hüzünlü aşk
16px
32px

Eyüp Serbest

Semiha Berksoy’un 1998 tarihinde, 88 yaşındayken yatak çarşafına çizdiği resme bakıyorum.

Herkes o resme, “Ariadne auf Naxos  (Otoportre)” diyor ama ben resimdeki sopranonun yazdıklarına ve tarihlere takılıyorum.

“Mezardan Gelen Mektup 1935” ve “Ariadne auf Naxos 1939”

1939 onun Berlin'deki opera kariyerine uzanıyor. 1935 ise çok daha kişisel, çok daha hüzünlü bir hikâyenin kapısını aralıyor.

O hikâyenin merkezinde Türk edebiyatının büyük şairi Nâzım Hikmet ve onun hayatındaki diğer kadın, Piraye var.

NÂZIM HİKMET'LE ŞEHİR TİYATROLARINDA TANIŞTI

Semiha Berksoy ile Nâzım Hikmet'in yolları 1930'lu yılların başında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda kesişti.

Nâzım'ın Kafatası adlı oyununun sahnelendiği dönemde tanışan ikili, kısa sürede birbirine yakınlaştı.

Berksoy henüz kariyerinin başında genç bir sanatçıydı. Nâzım ise şiirleri, tiyatro eserleri ve siyasi düşünceleriyle dönemin en dikkat çeken isimlerinden biriydi.

Aralarındaki yakınlık yalnızca sanatla sınırlı kalmadı. Berksoy, şaire âşık oldu.

Ancak Nâzım'ın hayatında Piraye de vardı.

CEZAEVİNDE BAŞLAYAN AŞK DEĞİL, DERİNLEŞEN YAKINLIK

1934 yılında Nâzım Hikmet tutukluydu.

Semiha Berksoy, şehir tiyatrolarından tanıdığı şairi cezaevinde ziyaret etti. Bu ziyaret, ikili arasındaki duygusal yakınlığın güçlendiği dönemin önemli olaylarından biri olarak anlatılıyor.

Nâzım'ın gönlü bir yandan Piraye'ye bağlıydı. Ancak Semiha'ya duyduğu ilgi de ilişkinin sürmesine neden oluyordu.

Berksoy'un yıllar sonra anlattıkları, bu aşkın tek taraflı bir hayranlıktan ibaret olmadığını ortaya koyuyordu.

NÂZIM YAZDI, SEMİHA SAHNEYE TAŞIDI

Nâzım Hikmet'in Berksoy'un hayatındaki yeri yalnızca aşkıyla sınırlı değildi.

Şairin kaleme aldığı Bu Bir Rüyadır operetinde Semiha Berksoy, Fatma karakterini canlandırdı.

1934 yılının sonlarında sahnelenen eser, iki sanatçının ortak sanat geçmişinin önemli örneklerinden biri oldu.

Nâzım'ın yazdığı eser, Semiha'nın sesi ve oyunculuğuyla sahnede hayat buldu.

Birlikte çalışmaları, aralarındaki duygusal bağın yanı sıra sanat anlayışlarının da kesiştiğini gösteriyordu.

Ancak sahnedeki birliktelik, özel hayatlarında mutlu bir sona dönüşmedi.

Nâzım Hikmet, 31 Ocak 1935 tarihinde Piraye ile evlendi.

Semiha Berksoy için bu evlilik, sevdiği adamla ortak bir hayat kurma ihtimalinin ortadan kalkması anlamına geliyordu.

AŞK ACISINDAN DOĞAN MEKTUP

Berksoy, Nâzım Hikmet'e duyduğu aşkın yarattığı hayal kırıklığını 1935 yılında bir öyküye dönüştürdü.

Adını Mezardan Gelen Mektup koydu.

Yedigün dergisinde yayımlanan öykünün kahramanı Güntekin adlı genç bir kadındı.

Güntekin, şehirden uzakta, ailesinden kalan eski bir köşkte sevdiği adamı bekliyordu.

Ancak adam gelmiyordu.

Bekleyiş uzadıkça genç kadının umudu tükeniyor, aşk acısı dayanılmaz bir hâl alıyordu.

Sonunda kendisini zehirleyerek yaşamına son vermeye karar veriyordu.

Tam bu sırada kapı çalınıyordu.

Gelen, ölmüş annesinden bir mektuptu.

Mezardan gelen mektup, Güntekin'e henüz yaşanmamış güzel günleri, geleceği ve bir gün kendi çocuğunu kucağına alma ihtimalini hatırlatıyordu.

Genç kadın, annesinin sözleriyle ölümden vazgeçiyordu.

Öykünün sonunda aşk acısının karşısına anne sevgisi ve yaşama umudu çıkıyordu.

ANNESİNİ KAYBETMİŞ BİR KADININ HİKÂYESİ

Mezardan Gelen Mektup yalnızca Nâzım Hikmet'e duyulan aşkın izlerini taşımıyordu.

Berksoy'un çocukluk yıllarında kaybettiği annesine duyduğu özlem de eserin önemli katmanlarından biriydi.

Gerçek hayatta annesini kaybetmiş olan sanatçı, öyküsünde ölümün ötesinden gelen bir anne sesi yaratmıştı.

Üstelik bu ses, genç bir kadını ölümden kurtarıyordu.

Berksoy'un gerçeküstücü anlatımında aşk, ölüm, annelik ve yeniden doğuş birbirine karışıyordu.

Genç sanatçı, kendi hayatındaki acıları bir edebiyat eserine dönüştürmüştü.

ÖYKÜYÜ NÂZIM HİKMET'E DE OKUDU

Semiha Berksoy, yazdığı öyküyü Nâzım Hikmet'e de okudu.

Şairin, Berksoy'un hayal gücünden etkilendiği anlatılıyor.

Öykü 1935 yılında Yedigün dergisinde yayımlandı. Ressam Fikret Muallâ'nın eser için hazırladığı gerçeküstücü çizimler yerine dergide Ercüment Kalmık'ın desenleri kullanıldı.

Berksoy böylece sahnedeki yeteneğinin yanı sıra edebiyat ve resim alanındaki özgün dünyasını da ortaya koymuş oldu.

“BEN EVLİYİM, SENİ ALAMAM”

Semiha Berksoy'un hafızasında kalan en çarpıcı anlardan biri, Nâzım Hikmet'le Kadıköy vapurunda yaşadığı konuşmaydı.

Berksoy, o günü şöyle anlatıyordu:

“Merdivenlerden çıkıyorduk. Birden ‘Ben evliyim seni alamam’ dedi. Ben de onu seviyordum. ‘Olsun’ dedim. Onu o şekilde kabul etmiştim. Meğer o tarihte evli değilmiş, Piraye'ye evlenme sözü vermiş.”

PİRAYE, SEMİHA'YI BİLİYORDU

Nâzım Hikmet'in Semiha Berksoy'la yakınlığı Piraye'nin tamamen habersiz olduğu bir ilişki değildi.

Piraye'nin oğlu, yazar Memet Fuat'ın aktardığına göre Piraye, Nâzım'a yakınlık gösteren başka kadınlardan rahatsız oluyordu.

Ancak Semiha Berksoy için yıllar sonra farklı bir değerlendirme yapmıştı:

“Delişmendir, ama iyi kızdır, sevgisi içtendir.”

Bu sözler, Piraye'nin Berksoy'un Nâzım'a duyduğu sevginin samimiyetini kabul ettiğine işaret ediyordu.

Nâzım'ın Piraye ile evliliği devam ederken Semiha'yla arasındaki duygusal ve sanatsal bağ da farklı biçimlerde sürdü.

AŞK GERİDE KALDI, DOSTLUK SÜRDÜ

Nâzım Hikmet ile Semiha Berksoy'un ilişkisi yıllar içinde değişti.

Şairin sonraki cezaevi yıllarında Berksoy onu ziyaret etmeye, yiyecek, çiçek ve kitap göndermeye devam etti.

1939 yılında Sultanahmet Cezaevi'ndeki ziyaretlerinden birinde Nâzım'ı göremedi. Şairin kendisine gönderdiği teşekkür notları, aralarındaki bağın sürdüğünü gösteriyordu.

Sanat da ikiliyi birbirine bağlayan ortak alan olmaya devam etti.

Nazımın Tosca çevirisinin sahnelenmesi için Berksoy'un gösterdiği çaba, yıllar sonra da devam eden bu ilişkinin başka bir örneğiydi.

Bir zamanların büyük aşkı, zamanla derin bir dostluğa ve sanat dayanışmasına dönüşmüştü.

63 YIL SONRA ÇARŞAFIN ÜZERİNE YAZDI

1998 yılına gelindiğinde, artık 88 yaşında olan sanatçı, çarşaf üzerine Ariadne auf Naxos (Otoportre) adlı resmini yaptı.

Üzerine 1935 ve 1939 tarihlerini düştü.

Yani 1935'te genç bir kadının aşk acısıyla yazdığı Mezardan Gelen Mektup, 63 yıl sonra yaşlı bir sopranonun çarşafına işlendi.

Nâzım çoktan ölmüş, Piraye hayattan ayrılmıştı.

Ama Semiha Berksoy'un mezardan gelen mektubu hâlâ oradaydı.

ATATÜRK’Ü YAZMADAN OLMAZ

Semiha Berksoy'un hayatına yön veren tek ünlü isim Nâzım Hikmet değildi. Genç sopranonun yeteneğini fark edenlerden biri de Mustafa Kemal Atatürk'tü.

1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi'nin Türkiye ziyareti için hazırlıklar yapılıyordu. Atatürk, iki ülke arasındaki tarihî ve kültürel bağları anlatan bir Türk operası sahnelenmesini istedi.

Konusunu Atatürk'ün belirlediği, sözlerini Münir Hayri Egeli'nin yazdığı, müziğini Ahmet Adnan Saygun'un bestelediği Özsoy operası böyle doğdu.

Eserde Ayşim rolünü canlandırması için seçilen isimlerden biri de henüz 24 yaşındaki Semiha Berksoy'du.

Atatürk, 12 Haziran 1934'te Ankara Halkevi'nde operanın provasını izledi. Genç sanatçıların performansından etkilendi ve onları Çankaya Köşkü'ne davet etti.

O akşam Berksoy, Atatürk'ün huzurunda aryalar seslendirdi. Sesi o kadar beğenildi ki Avrupa'da eğitim görmesi gündeme geldi.

19 Haziran 1934'te Özsoy, Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi'nin huzurunda sahnelendi. Semiha Berksoy, Ayşim rolüyle Türkiye'nin ilk yerli opera temsilinin tarihine geçti.

Bu başarı, genç sanatçının hayatındaki dönüm noktalarından biri oldu.

İki yıl sonra devlet bursuyla Berlin'e gönderilecek, Türk operasının uluslararası sahnedeki öncülerinden biri olacaktı. Resimdeki 1939 tarihi ise, Berksoy’un Almanya’da başrol olarak operaya çıktığı tarihti.

patronlardunyasi.com

benzer haberler
Zeliha Berksoy’dan annesinin sanat mirasını geleceğe taşıyan bağış
Zeliha Berksoy’dan annesinin sanat mirasını geleceğe taşıyan bağış