Dolar
48,9843
0,05%
Euro
55,7278
-0,03%
Sterlin
64,9835
0,08%
Bitcoin
4.079.779
-1,41%
BİST-100
12.592,76
-2,38%
Gram Altın
6.491,667
-3,76%
Gümüş
61,06
-5,07%
Faiz
40,33
0,00%

Ara Güler ve Garbis Özatay’ın fotoğrafını çekmek için yarıştığı Ürdün Kralı Talal bin Abdullah Ortaköy’de nasıl öldü

Patronlar Dünyası’nda tarih yazılarını büyük bir keyifle okuduğum Burak Artuner’in, Ürdün Kraliyet Ailesi’nin İstanbul'dan Umman'a uzanan hikâyesini anlattığı haberindeki fotoğraflara bakarken aslında çok acı bir hikayeyi anımsadım. Fotoğraflardaki Mekke Şerifi Hüseyin'in torunu, Ürdün Kralı Talal bin Abdullah bir yıl kaldığı tahttan akıl sağlığı yerinde olmadığı için indirilmiş ve Ortaköy’de bugün Alarko ve Ağaoğlu’nun olduğu yerdeki Şifa Yurdu Hastanesi’ne yatırılmıştı. Ezan okununca balkona çıkıp selam duran Kral’ın fotoğraflarını çekmek için, Türk basınının iki efsanesi Ara Güler ve Garbis Özatay kıyasıya bir yarışa girmiş, bahçıvan kılığına giren Garbis Özatay çektiği fotoğraflarla ödül almıştı.

28.09.2026 14:32 • Güncelleme: 28.09.2026 14:56
Ara Güler ve Garbis Özatay’ın fotoğrafını çekmek için yarıştığı Ürdün Kralı Talal bin Abdullah Ortaköy’de nasıl öldü
16px
32px

Eyüp SERBEST

Burak Artuner’in yazısını okurken yıllar öncesine gittim. Fazlası var eksiği yok, bundan 20 yıl önce Hürriyet Gazetesi’nin gece muhabiri olarak İstanbul sokaklarındaydım. Tarihi Yarımada ve Boğaz’ın Avrupa kıyısı için kendime bir rutin edinmiştim. Her gece mutlaka buraları turlardım. Eski İstanbul’u, yalıları ve orada yaşayanların hikayelerini merak ederdim.

ÖNÜNDEN GEÇERKEN DUYGULANDIĞIM KORU

Ortaköy’den Kuruçeşme’ye doğru giderken, Boğaz Köprüsü’nün hemen yanında, şimdilerde Alarko ve Ağaoğlu’nun olduğu arazinin hikayesi ise hepsinden ilginçtir. Belki de Ürdün Kralı Talal bin Abdullah’ın burada nasıl öldüğünü anlatmadan önce o arazinin hikayesini anlatmak gerek.

O araziyi Sultan Abdülhamid kızı Zekiye Sultan’a hediye etmişti. Zekiye Sultan eşi Ali Nureddin Paşa ile birlikte burada yaşıyordu. Ancak 1924’te Cumhuriyet’in kurulmasıyla hanedan üyeleri yurt dışına çıkartıldı. Zekiye Sultan da evini ve korusunu bırakarak Fransa’nın Pau kentine gitti. Yaklaşık 42 dönümlük arazi, Zekiye Sultan’ın dostlarının aracılığıyla 1926 yılında Dr. Ahmet Asım Onur’a satıldı.

Asım Onur arazide hemen bir hastane açtı, küçük kızı Şifa’nın adını verdi. Ortaköy Şifa Yurdu’nun ilk binası, Zekiye Sultan’ın köşküydü. Daha sonra bir hastane binası inşa edildi. Hastane en parlak günlerini 1950’lerde yaşadı.

Zekiye Sultan içinse işler pek iyi gitmedi. Mal varlığını tüketti, önce eşi Ali Nureddin Paşa daha sonra da 13 Temmuz 1950’de kendisi hayatını kaybetti.

KRAL İSTANBUL’A GELİYOR

Zekiye Sultan’ın ölümünden birkaç yıl sonra, İstanbul’daki korusu bir başka trajediye ev sahipliği yapmaya başladı.

Talal bin Abdullah, 1951’de babası Kral I. Abdullah’ın Kudüs’te öldürülmesinin ardından Ürdün tahtına çıktı. Ancak hükümdarlığı uzun sürmedi. Sağlık sorunları giderek ağırlaşınca Ürdün Parlamentosu 1952’de Talal’ın görevini sürdüremeyeceğine karar verdi. Taht, henüz reşit olmayan oğlu Hüseyin’e geçti.

Talal ise tedavi görmeye başladı. Bir süre yurt dışında kaldıktan sonra yolu İstanbul’a düştü.

Yeni adresi, yıllar önce bir Osmanlı sultanının yaşadığı Ortaköy’deki Şifa Yurdu’ydu.

Yani Sultan Abdülhamid döneminde imparatorluğun en önemli görevlerinden Şura-yı Devlet üyeliği yapan, daha sonra da Osmanlı’ya karşı Arap isyanını başlatan Şerif Hüseyin’in torunu yaklaşık yarım asır sonra İstanbul’a dönüyordu. Hem de tahtını ve sağlığını kaybetmiş bir kral olarak.

ARA GÜLER KRALIN PEŞİNE DÜŞTÜ

Kral Talal'ın Şifa Yurdu'nda kalması Türk basınının da ilgisini çekiyordu. Ancak eski kralın fotoğrafını çekmek kolay değildi. Talal gözlerden uzak tutuluyor, gazetecilerin kendisine yaklaşmasına izin verilmiyordu.

Kralın peşine düşenlerden biri Ara Güler'di.

Ara Güler'in yıllar sonra anlattığına göre Şifa Yurdu'na hasta gibi girerek Talal'a ulaşmaya çalıştı. Hastanenin içinde eski kralla karşılaştığında fotoğrafını çekmeye çalıştı ancak girişimi fark edildi.

Talal'ın fotoğrafını çekme yarışı burada bitmedi.

Bu kez sahneye bir başka efsane foto muhabiri, Garbis Özatay çıktı.

KRAL İÇİN 10 GÜN BAHÇIVANLIK YAPTI

Kralın fotoğrafını çekeceğine dair iddiaya giren Garbis Özatay, Şifa Yurdu'na bahçıvan olarak girdi. On gün boyunca yaprak topladı, çiçeklere su taşıdı, ağaçları suladı. Günün sonunda elleri su toplamış halde evine dönüyordu.

Ama kral ortalıkta görünmüyordu.

Çareyi hastanenin eski bahçıvanı Sadık Usta gösterdi.

Sadık Usta, Talal'ın dindar olduğunu ve ezan sesini duyduğunda balkona çıkıp asker selamı verdiğini anlattı.

Özatay'ın aradığı açık buydu.

AĞACA ÇIKIP EZAN DİNLETTİ

Çevredeki mescitlerdeki ezan sesleri, Kral rahatsızlanmasın diye kısılmıştı. Garbis Özatay ezanı önceden kaydetti. Ardından teybiyle bir ağaca çıktı ve kaydı sonuna kadar açtı.

Ezan sesi Şifa Yurdu'nun bahçesinde yankılanmaya başlayınca beklediği şey oldu.

Kral Talal balkona çıktı.

Özatay deklanşöre bastı.

Yıllardır gözlerden uzak yaşayan eski Ürdün Kralı'nın fotoğrafları böyle çekildi.

Özatay'ın daha sonra anlattığına göre, gün batınca ağaçtan indiğinde üstü başı yakındaki kömür deposundan gelen toza bulanmıştı. Filmleri ajansın karanlık odasına bıraktıktan sonra Cağaloğlu Hamamı'na gitti.

Çektiği Talal fotoğrafı ona 1971 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Gazetecilik Başarı Ödülü'nü kazandırdı.

Bedeli de vardı.

Özatay'ın bu fotoğrafların yayımlanmasının ardından Ürdün'e girişi yasaklandı.

KRAL 7 TEMMUZ 1972'DE ÖLDÜ

Garbis Özatay'ın objektifine yakalanmasından yaklaşık bir yıl sonra Kral Talal’ın İstanbul'daki uzun hayatı sona erdi.

Eski Ürdün Kralı 7 Temmuz 1972'de, 63 yaşında, Ortaköy'deki Şifa Yurdu'nda hayatını kaybetti.

Böylece Mekke'de başlayan, Umman'da tahta uzanan hayatının son durağı İstanbul oldu.

Talal'ın cenazesi hemen Ürdün'e götürülmedi. Naaşı iki gün İstanbul'da kaldı.

9 Temmuz 1972'de Talal'ın naaşı Yeşilköy Havalimanı'na götürüldü, askeri törenle uğurlandı.

O ARAZİNİN BAŞKA BİR HÜZÜNLÜ HİKAYESİ DAHA VAR

Zekiye Sultan Korusu’ndaki hüzünlü hikayeler aslında Kral’ın ölümüyle son bulmadı. Dr. Asım Onur’un 1980’deki ölümünün ardından başka bir dram başladı.

Boğaz’ın en güzel yerindeki arazi doktorun çocukları İrem Katoğlu, Oğuz Onur ve Şifa Onur'a miras olarak kaldı. Hastane kapandı, 3 kardeş yıllar sürecek miras kavgasına tutuştu.

Şifa Onur'un arazide çok sayıda kedi beslemesi de tartışmanın bir parçası haline geldi. Kardeşleri akıl sağlığının yerinde olmadığını iddia ederek vesayet davası açtı, Şifa Onur ise ortaklığın giderilmesi için mahkemeye başvurdu.

Arazi icradan satışa çıktı ancak bir türlü satılamadı. O dönem orayı ziyaret edip hem kedileri hem de hastanenin son halini görenlerden biri olma şansına eriştim.

Sonra, Şifa Onur 2010'da kendisine ait üçte birlik hisseyi 30 milyon TL karşılığında Alsim Alarko'ya sattı.

Ardından Ali Ağaoğlu'nun Akdeniz İnşaat şirketi diğer hisseleri satın aldı.

Bir zamanlar Zekiye Sultan'ın yaşadığı, ardından Şifa Yurdu'na dönüşen ve Ürdün Kralı Talal'ın hayatının son 19 yılını geçirdiği 42 dönümlük arazide bu kez Türkiye'nin iki büyük iş dünyası grubu karşı karşıya geldi.

Ağaoğlu ile Alarko arasında önalım hakkından yapılaşmaya kadar uzanan hukuki anlaşmazlıklar yaşandı. Taraflar daha sonra uzlaştı ve gayrimenkulde kat mülkiyetine geçildi.

Alarko'nun genel merkez olarak kullandığı yapı da şirket adına tescil edildi.

Aradan bir asır geçti.

Bir zamanlar II. Abdülhamid'in kızının korusu olan yerde önce bir hastane kuruldu, sonra tahtını kaybeden bir kral hayatının son yıllarını geçirdi. Türk basınının iki büyük fotoğrafçısı o kralın tek karesi için yarıştı. Kral öldü, hastanenin kurucusu öldü, çocukları mahkemelik oldu ve Boğaz'ın en değerli arazilerinden biri bu kez Ağaoğlu ile Alarko'nun hikâyesinin parçası haline geldi.

Ben ise yıllar önce gece muhabirliği yaptığım günlerde önünden her geçtiğimde bütün bunları düşünüp o koruya bakardım.

Şimdi Burak'ın fotoğraflarını görünce yine aynı hikâye geldi aklıma.

patronlardunyasi.com