Dolar
49,948
0,12%
Euro
55,945
0,33%
Sterlin
67,1241
0,55%
Bitcoin
3.820.696
-2,69%
BİST-100
10.957,78
-1,86%
Gram Altın
6.368,584
-1,27%
Gümüş
50,09
-3,94%
Faiz
39,52
0,20%

Türkiye’nin nükleer enerji yatırım planları Rusya ile ABD’nin rekabet alanına döndü, Kanada da Sinop için devrede

Türkiye'nin 2050 yılına kadar hedeflediği 20 bin megavatlık nükleer kapasite, uluslararası enerji devlerinin iştahını kabartıyor. Rusya, 25 milyar dolarlık Akkuyu projesine Türk yatırımcıları ortak etmeye hazırlanırken ABD, Tüpraş üzerinden küçük nükleer reaktör pazarına girmek istiyor. Kanada da Sinop için devrede. 

30.10.2026 10:29 • Güncelleme: 30.10.2026 11:31
Türkiye’nin nükleer enerji yatırım planları Rusya ile ABD’nin rekabet alanına döndü, Kanada da Sinop için devrede
16px
32px

Eyüp Serbest

Türkiye'nin nükleer enerji hamlesi, ABD ile Rusya arasındaki ekonomik ve teknolojik rekabetin yeni alanlarından biri haline geliyor. Son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, iki ülkenin Türkiye'nin gelecekteki nükleer enerji yatırımlarında farklı yöntemlerle yer edinmeye çalıştığını ortaya koyuyor.

Rusya, Mersin'de inşa ettiği Akkuyu Nükleer Güç Santrali'ndeki varlığını sürdürürken ABD, küçük modüler reaktörler (SMR) aracılığıyla Türkiye'nin nükleer enerji pazarına açılmak istiyor. Kanada'nın da Sinop'ta planlanan ikinci nükleer santral için devreye girmesi, rekabetin yalnızca Washington ile Moskova arasında yaşanmadığını gösteriyor.

PUTİN'DEN 25 MİLYAR DOLARLIK MESAJ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 28 Ekim'de yaptığı açıklamada, Türk şirketlerinin Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nden hisse almaya hazır olduğunu söyledi.

Putin, yaklaşık 25 milyar dolarlık yatırım büyüklüğüne ulaşan projede Türk şirketlerinin ortaklığına olumlu baktıklarını belirtti.

Rus devlet şirketi Rosatom tarafından inşa edilen Akkuyu, Türkiye'nin ilk nükleer güç santrali olma özelliğini taşıyor. Dört reaktörden oluşan ve toplam 4 bin 800 megavat kurulu güce sahip olacak tesis, yap-sahip ol-işlet modeliyle geliştiriliyor.

Projenin mülkiyeti halen Rosatom'da bulunuyor. Rus şirketin yüzde 49'a kadar hisse satabilmesi mümkün. Ancak Türk yatırımcıların kimler olduğu, ne kadar hisse alacakları ve olası işlemin bedeli henüz açıklanmadı.

Rusya açısından Türk sermayesinin projeye katılması, büyük yatırımın finansman yükünün paylaşılması anlamına da gelebilir. Türkiye açısından ise bu ortaklık, stratejik bir enerji tesisinin mülkiyetinde yerli sermayenin pay sahibi olmasının önünü açabilir.

ABD TÜPRAŞ ÜZERİNDEN SAHAYA İNİYOR

Putin'in açıklamasından iki gün önce ise Washington'dan dikkat çekici bir adım geldi.

ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA), Türkiye'nin en büyük petrol rafinerisi Tüpraş ile küçük modüler nükleer reaktörlerin kullanımını araştırmak üzere anlaşma imzaladığını duyurdu.

ABD tarafından finanse edilecek çalışmada, Amerikan şirketlerinin geliştirdiği reaktör teknolojilerinin Tüpraş'ın rafinerilerinde kullanılıp kullanılamayacağı değerlendirilecek.

Bu teknolojiler yalnızca elektrik üretmek için değil, rafinerilerin ihtiyaç duyduğu endüstriyel ısı ve buharı sağlamak için de incelenecek.

ABD'nin hedefi yalnızca teknik iş birliğiyle sınırlı değil.

USTDA, resmî açıklamasında bu anlaşmanın Amerikan şirketlerine ihracat fırsatları yaratacağını ve ABD'nin nükleer teknolojideki konumunu güçlendireceğini açıkça vurguladı.

WASHINGTON'IN İKİNCİ HAMLESİ

ABD'nin Tüpraş anlaşması, Türkiye'deki nükleer enerji girişimlerinin ilk adımı da değil.

Eylül ayında USTDA ile Türkiye Nükleer Enerji AŞ (TÜNAŞ) arasında yaklaşık 2 milyon dolar bütçeli ayrı bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşma kapsamında dört Amerikan şirketinin küçük modüler reaktör tasarımları ile beş farklı dördüncü nesil reaktör tasarımı incelenecek.

Çalışmada teknolojilerin maliyeti, güvenliği, lisanslama koşulları ve Türkiye'de uygulanabilirliği değerlendirilecek.

Böylece ABD, bir taraftan Türkiye'nin nükleer enerji alanındaki düzenleyici ve yatırım altyapısının geliştirilmesine katkı sağlarken diğer taraftan Amerikan teknolojilerinin potansiyel kullanım alanlarını araştırıyor.

Bu yaklaşım, Rusya'nın Akkuyu'daki doğrudan yatırım ve işletmecilik modelinden farklı bir stratejiye işaret ediyor.

KANADA DA SİNOP İÇİN DEVREDE

Türkiye'nin nükleer enerji yatırımlarına ilgi gösteren tek Batılı ülke ABD değil.

Kanada Başbakanı Mark Carney, 23 Ekim'de yaptığı açıklamada, Kanadalı mühendislik şirketi AtkinsRéalis'in Türkiye'nin ikinci nükleer güç santrali için güçlü adaylardan biri olduğunu söyledi.

Şirket, Sinop'ta planlanan santralde Kanada'nın CANDU reaktör teknolojisinin kullanılabilirliğini araştıracak.

Türkiye ile Kanada arasında bu konuda mart ayında bir iş birliği anlaşması da imzalanmıştı.

Sinop projesi için Güney Kore, Rusya, Çin ve Japonya gibi ülkelerin teknolojileri de değerlendiriliyor. Henüz nihai bir teknoloji veya yatırım ortağı seçilmiş değil.

Bu tablo, Türkiye'nin nükleer enerji yatırımlarının tek bir ülkeyle sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.

20 BİN MEGAVATLIK PAZAR

Küresel şirketlerin Türkiye'ye yönelik ilgisinin arkasında büyük bir yatırım potansiyeli bulunuyor.

Türkiye, 2050 yılına kadar nükleer enerji kapasitesini 20 bin megavata çıkarmayı hedefliyor. Bu kapasitenin 5 bin megavatının küçük modüler reaktörlerden oluşması planlanıyor.
Akkuyu'daki dört reaktörün yanı sıra Sinop ve Trakya'da yeni büyük ölçekli nükleer santrallerin kurulması öngörülüyor.

Ancak hedeflenen kapasiteye ulaşılması yalnızca reaktörlerin inşa edilmesine bağlı değil. Finansman, teknoloji transferi, nükleer yakıt tedariki, bakım hizmetleri ve işletme süreçleri de uzun vadeli ticari ilişkiler yaratacak.

Dolayısıyla Türkiye'nin nükleer enerji programı, yalnızca elektrik üretiminde değil, milyarlarca dolarlık teknoloji ve hizmet pazarında da uluslararası rekabete konu oluyor.

ENERJİDE YENİ DENGE ARAYIŞI

Rusya'nın Akkuyu'da elde ettiği konum, ABD'nin küçük modüler reaktör teknolojilerine yönelik girişimleri ve Kanada'nın Sinop projesine ilgisi, Türkiye'nin nükleer enerji geleceğinde farklı ülkelerin rol almak istediğini gösteriyor.

Bununla birlikte ABD ve Rusya'nın mevcut girişimleri aynı ihalede karşı karşıya geldikleri anlamına gelmiyor. Rusya, inşaatı devam eden büyük ölçekli bir santralin sahibi ve işletmecisi konumundayken ABD henüz teknik değerlendirme aşamasındaki yeni nesil reaktör projelerinde fırsat arıyor.

Türkiye açısından temel mesele ise yalnızca hangi ülkenin teknolojisinin tercih edileceği değil.

Yatırımların finansmanı, teknolojik bağımlılık, yakıt tedarikinin güvenliği ve yerli sanayinin projelerde üstleneceği rol, nükleer enerji stratejisinin uzun vadeli sonuçlarını belirleyecek.

Washington ile Moskova'nın farklı kanallardan yürüttüğü girişimler, Türkiye'nin enerji alanında kurmaya çalıştığı yeni dengelerin ekonomik boyutunu da görünür hale getiriyor. Nükleer enerjide önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu, Türkiye'nin hangi ülkeden reaktör alacağından çok, kurulacak santrallerin teknolojisi, finansmanı ve işletmesinde kimin ne ölçüde söz sahibi olacağı olacak.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi#TOKİ