Dolar
49,8393
0,04%
Euro
55,6457
0,12%
Sterlin
66,5295
0,11%
Bitcoin
3.983.270
-1,44%
BİST-100
11.165,44
0,13%
Gram Altın
6.455,544
-0,91%
Gümüş
52,89
-2,04%
Faiz
39,44
0,00%

Sıfırdan başlayıp ABD'de başarıya koşan Metin Negrin ve Yeşim Philip'in öyküsü, Suzan Sabancı'yla kesişen yolları

Amerika’ya öğrenci olarak gidip geçimini ev boyayarak sağlayan Metin Negrin, yıllar sonra Manhattan’da milyonlarca dolarlık gayrimenkul projeleri geliştiren bir yatırımcıya dönüştü. Türkiye’de profesyonel basketbol oynayan Yeşim Philip ise New York’ta kendi lüks spor giyim markasını kurdu, Goldman Sachs’ın üst düzey yöneticilerinden Dusty Philip ile bir aile hayatı oluşturdu ve şehrin seçkin sosyal çevrelerinde yer edindi. Birinin annesinden gelen nazar boncuğu New York’taki otelinin duvarında, diğerinin ailesi hâlâ İzmir’de. İki farklı hayat, iki farklı başarı hikâyesi… Şimdi bu iki Türk, Suzan Sabancı ve Linda Wachner’ın ardından 77 yıllık Amerikan Türk Derneği’nin eş başkanlığını üstleniyor. 

29.10.2026 06:41 • Güncelleme: 29.10.2026 06:51
Sıfırdan başlayıp ABD'de başarıya koşan Metin Negrin ve Yeşim Philip'in öyküsü, Suzan Sabancı'yla kesişen yolları
16px
32px

Toygun ATİLLA 

New York’ta yine görkemli bir gece yaşandı.

Amerikan Türk Derneği’nin geleneksel galası.

Smokinler, şık elbiseler, ünlü isimler…

Milyon dolarlık bağışlar.

Bir de her yıl çekilen o meşhur fotoğraflar.

Geceyi anlatan yazıları okurken benim aklım başka bir ayrıntıya takıldı.

İki isim.

Metin Negrin.

Yeşim Philip.

Suzan Sabancı ve Linda Wachner’ın ardından Amerikan Türk Derneği’nin eş başkanlığını devralıyorlar.

Kim bu insanlar?

Amerika’ya nasıl gittiler?

Nasıl bir hayat kurdular?

Ve neden 77 yıllık bir derneğin yeni yöneticileri oldular?

Araştırmaya başladım.

Karşıma iki farklı hayat çıktı.

Birinde İstanbul’dan New York’a giden, öğrenciyken ev boyayan, yıllar sonra Manhattan’da gökdelen projeleri geliştiren bir genç vardı.

Diğerinde Türkiye’de profesyonel basketbol oynayan, ardından Amerika’da kendi spor giyim markasını kuran bir kadın.

İki ayrı yolculuk.

İki ayrı başarı hikâyesi.

Şimdi New York’ta aynı masada buluşuyorlar.

Metin Negrin

İSTANBUL ALMAN LİSESİ’NDEN NEW YORK’A

Önce Metin Negrin’in hikâyesi.

İstanbul Alman Lisesi mezunu.

1985’te Amerika’ya gidiyor.

New York Üniversitesi’nde ekonomi okuyor.

Öğrencilik yıllarında geçimini sağlamak için bir arkadaşıyla ev boyama işi yapıyor.

Hatta kurdukları işe Fransızca çağrışımlı bir isim veriyorlar.

Le Painter.

Düşünün.

Bir zamanlar New York’ta ev boyayan bir öğrenci.

Yıllar sonra aynı şehirde milyonlarca dolarlık gayrimenkul projeleri geliştirecek.

1988’de Citibank’ta kredi analisti olarak işe başlıyor.

Ardından LaSalle Partners.

Sonra Athena Group.

2002’de kendi şirketini kuruyor.

Lexin Capital.

Ve artık başkalarının yatırımlarını analiz etmek yerine kendi yatırımlarını yapmaya başlıyor.

DISNEY’İN KASABASINI SATIN ALAN TÜRK

Metin Negrin’in yatırım geçmişinde beni en çok şaşırtan ayrıntılardan biri Florida’da karşıma çıktı.

Celebration.

Walt Disney Company’nin hayalindeki Amerikan kasabası.

Disney’in planladığı bu yerleşimin ticari merkezi, 2004 yılında Lexin Capital tarafından yaklaşık 22 milyon dolara satın alınıyor.

MANHATTAN’DA OTEL, AMAZON’A KİRALANAN DEPO

Negrin’in yatırım geçmişinde Manhattan’daki Hyatt House oteli de var.

New York’ta Madison Avenue üzerindeki gayrimenkul projeleri de.

Florida’da konut yatırımları.

Arizona’da lojistik tesisleri.

Amazon’a uzun süreli kiralanmış bir depo yatırımı.

Bunlara teknoloji şirketlerini de eklemek gerekiyor.

Houzz.

Tipalti.

Negrin’in yatırım yaptığı şirketler arasında gösteriliyorlar.

Bankacılık dünyasında da görevler üstlenmiş.

Savoy Bank’ın yönetim kurulu başkanlığını yapmış.

Hanover Bancorp’un yönetiminde yer almış.

Yani yalnızca gayrimenkul yatırımcısı değil.

Finans ve teknoloji alanlarında da faaliyet gösteren bir iş insanı.

ANNESİNİN NAZAR BONCUĞU

Metin Negrin’in hikâyesinde sevdiğim küçük bir ayrıntı var.

2017’de Manhattan’daki Hyatt House otelinin açılışında anlatmış.

Annesi Türkiye’den bir nazar boncuğu göndermiş.

O da boncuğu otelin duvarına asmış.

New York’ta milyonlarca dolarlık otel projesi geliştiren bir Türk iş insanı.

Ve annesinin gönderdiği nazar boncuğu.

Bazen bir insanın hayatını anlatmak için uzun biyografilere gerek kalmıyor.

Küçük bir ayrıntı yetiyor.

Yeşim Philip

YEŞİM PHILIP’İN HİKÂYESİ BASKETBOL SAHASINDA BAŞLIYOR

Gelelim Yeşim Philip’e.

Onun hikâyesi bambaşka.

Türkiye’de profesyonel basketbol oynuyor.

Spor hayatında önemli bir yer tutuyor.

Amerika’ya yerleştikten sonra tenise yöneliyor.

Ve tenis kortlarında bir eksiklik fark ediyor.

Kadınlar için üretilen spor kıyafetlerinde hem şıklık hem rahatlık arıyor.

2012’de L’Etoile Sport markasını kuruyor.

Tenis, golf ve günlük spor giyimi.

Zamanla Amerikan lüks spor giyim pazarında kendisine yer açıyor.

Markanın ürünleri televizyon dizilerinde de kullanılıyor.

And Just Like That.

Inventing Anna.

Bir zamanlar Türkiye’de basketbol oynayan bir kadın, yıllar sonra Amerika’da kendi moda markasını yaratıyor.

Bence bu hikâye, Amerikan Türk Derneği’nin yeni dönemini anlamak açısından önemli.

GOLDMAN SACHS BAĞLANTISI

Yeşim Philip’in aile hayatında da New York’un finans dünyasına uzanan bir bağlantı var.

Eşi Dusty Philip.

Goldman Sachs’ın birleşme ve satın almalar alanında üst düzey görevler üstlenmiş bir yatırım bankacısı.

Yeşim Philip’in 2015 yılında verdiği bir röportajda kendisine en gurur duyduğu başarısı soruluyor.

Cevabı şirketi değil.

Üç çocuğu.

Aile hayatına verdiği önemi anlatan küçük ama güzel bir ayrıntı.

Üstelik Türkiye ile bağlarını da koruyor.

Ailesinin İzmir’de yaşadığı, Philip ailesinin İzmir’i düzenli ziyaret ettiği Amerikan okul yayınlarında anlatılıyor.

New York’ta iş dünyası, moda, finans ve sivil toplum çevreleri.

Diğer tarafta İzmir.

İki ayrı dünya.

Aynı hayatın içinde.

NEW YORK’UN SOSYAL ÇEVRELERİNDE BİR TÜRK KADINI

Yeşim Philip yalnızca kendi şirketini yöneten bir girişimci değil.

Central Park Conservancy’nin Kadınlar Komitesi’nde başkanlık yapmış.

New York’taki eğitim ve sosyal yardım kuruluşlarında görevler üstlenmiş.

Eşiyle birlikte çeşitli hayırseverlik faaliyetlerine destek vermiş.

Bu yönüyle Amerikan Türk Derneği’ndeki yeni görevi, onun sivil toplum dünyasındaki ilk deneyimi olmayacak.

Metin Negrin’in de benzer bir geçmişi var.

New York’taki eğitim kurumlarının yönetimlerinde görev yapmış.

Turkish Philanthropy Funds bünyesinde çeşitli komitelerde bulunmuş.

Dolayısıyla iki ismin ortak noktası yalnızca Amerika’da iş yapmaları değil.

İkisi de uzun yıllardır sivil toplum kuruluşlarında görev üstleniyor.

Suzan Sabancı-Güler Sabancı

PEKİ BU İKİ İSMİ KİM SEÇTİ?

Benim en çok merak ettiğim sorulardan biri bu.

Amerikan Türk Derneği’nin yönetim kayıtlarına baktım.

Metin Negrin, daha önce başkan yardımcılığı ve saymanlık yapmış.

Yeşim Philip de yönetim kurulunda görev almış.

Yani iki isim de kurumun dışından gelmiyor.

Derneği tanıyorlar.

Yönetiminde bulunmuşlar.

Ancak eş başkanlık için kimin aday gösterdiği, kararın hangi toplantıda ve nasıl alındığına ilişkin ayrıntılı bir tutanağa ulaşamadım.

Bu nedenle Suzan Sabancı’nın haleflerini bizzat seçtiğini söylemek doğru olmaz.

Bildiğimiz, altı galalık dönemin ardından yönetimin içinden gelen iki ismin görevi devraldığı.

Ve bu iki ismin kariyerleri, Amerikan Türk Derneği’nin yeni dönemine ilişkin önemli ipuçları veriyor.

BİR ZAMANLAR FORD, KOÇ VE GENERAL ELECTRIC VARDI

Amerikan Türk Derneği’nin eski gala kayıtlarına baktım.

2006’da Ford ile Koç ortaklığı onurlandırılmış.

2007’de Citigroup ile Sabancı Holding.

2008’de General Electric ile Doğuş Grubu.

2009’da Coca-Cola ile Anadolu Grubu.

2012’de Time Warner ile Doğan Holding.

Bir zamanlar Türkiye’ye yatırım yapan Amerikan devleriyle Türk holdinglerinin ortaklıkları gecelerin önemli temalarından biriydi.

Bugün ise Amerika’da kendi şirketlerini kurmuş ve büyütmüş Türk girişimciler de öne çıkıyor.

Hamdi Ulukaya.

Eren ve Fatih Özmen.

Ve şimdi yönetimin başına gelen Metin Negrin ile Yeşim Philip.

Bence üzerinde düşünmeye değer bir değişim.

Türkiye’nin Amerika’daki ekonomik varlığı artık yalnızca Türkiye’den gelen büyük holdinglerin hikâyesinden ibaret değil.

Amerika’da kendi işini kuran, büyüten ve bu ülkenin iş dünyasında yer edinen Türklerin de hikâyesi.

SUZAN SABANCI’NIN ÇITASINI AŞABİLECEKLER Mİ?

Suzan Sabancı ve Linda Wachner’ın ardından görevi devralmak kolay değil.

Altı gala.

Güçlü bir bağışçı çevresi.

2025’te 1 milyon 180 bin dolarlık rekor.

2026’da ise ilk aktarılan rakamlara göre yaklaşık 1 milyon dolar.

Şimdi yeni eş başkanların önünde bir sınav var.

Daha fazla Amerikalı yatırımcıyı derneğe kazandırmak.

Daha fazla burs sağlamak.

Daha fazla genç girişimciye ulaşmak.

Ve Türk-Amerikan iş dünyasının farklı kuşaklarını aynı masada buluşturmak.

Ama benim küçük bir beklentim daha var.

Madem yeni bir dönem başlıyor, gelecek yılın galası da daha farklı olsun.

Daha yaratıcı.

Daha renkli.

Daha şaşırtıcı.

Hatta Suzan Sabancı’nın düzenlediği gecelerden daha görkemli.

Hazır yeni bir dönem başlamışken, o geleneksel Vanity Fair fotoğrafı da biraz değişsin :) 

Bu kez yalnızca tanıdık yüzler değil, burs kazanmış gençler, yeni şirketler kurmuş girişimciler ve onların hikâyelerini anlatacak gazeteciler aynı karede buluşsun.

Bence güzel bir fotoğraf olur.

NEW YORK’TAKİ İKİ TÜRKÜN YENİ SINAVI

Metin Negrin ve Yeşim Philip.

Birinin hikâyesi İstanbul Alman Lisesi’nden, Citibank’tan ve Manhattan’daki yatırımlardan geçiyor.

Diğerinin hikâyesi Türkiye’deki basketbol sahalarından, New York’un tenis kortlarına ve moda dünyasına uzanıyor.

İkisi de Amerika’da kendi hayatlarını kurmuş.

Kendi iş dünyalarında yer edinmiş.

Şimdi başka bir sorumluluk üstleniyorlar.

Amerikan Türk Derneği’nin geleceği.

Ben 2027 galasının haberlerini okurken önce şu soruların yanıtlarını arayacağım:

Kimleri bir araya getirdiler?

Hangi yeni şirketleri kazandırdılar?

Ne kadar bağış topladılar?

Kaç gencin hayatına dokundular?

Çünkü bir gecenin başarısı yalnızca salondaki ışıltıyla ölçülmez.

O gecenin ertesi sabahında geriye ne kaldığıyla da ölçülür.

Metin Negrin ve Yeşim Philip’in önünde şimdi böyle bir fırsat var.

Bakalım New York’taki o meşhur masalardan bu kez nasıl bir hikâye çıkacak?

patronlardunyasi.com

benzer haberler
Patronlar toplandı, kirayı konuştu, Abdullah Kiğılı ’20 yıl önce bir numaralı sorunumuz kiralardı, bugün hala kirayı konuşuyoruz’
Patronlar toplandı, kirayı konuştu, Abdullah Kiğılı ’20 yıl önce bir numaralı sorunumuz kiralardı, bugün hala kirayı konuşuyoruz’