Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında dün imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın şifreleri
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında dün imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, aslında üye ülkeler arasında bir süredir yürütülen ticaret anlaşmalarının ortak bir savunma stratejisine dönüşmesidir. NATO üyesi olmayan iki ülkenin, NATO üyesi Türkiye’nin askeri tecrübe ve savunma sanayii gelişmelerinden faydalanmasının önü de açılmıştır. Buna karşılık, şimdilik ancak bir hedef olarak görünse de Türkiye’nin ürettiği yüksek kapasiteli balistik füzelerin bir süre sonra Pakistan’dan edinilen nükleer başlıklar ile donatılması ihtimali, bölgede kesinlikle oyun değiştirici bir aşama olarak ortaya çıkmıştır. Bu tarihi anlaşma ile bugüne kadarki batıya endeksli olan savunma stratejisinden ayrılarak, bölgesel bir askeri ittifaka dahil olmasının Türkiye’nin etkisini artırdığı görülmelidir.

Feramuz ERDİN
Medyamızın bir kısmındaki abartılı yorumların aksine, ortada bugünden sabaha değişecek bir denge olmasa da yapılan anlaşma, gerçekten tarihi öneme sahiptir. Anlaşmanın arkasında ABD’nin olduğuna dair spekülasyonlar bir yana, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ezeli düşman olan bölge ülkeleri İran ve İsrail için orta ve uzun vadede sonuçlar doğuracağı açıktır.
Pakistan arabuluculuğunda ABD ile barış masasına oturan İran ile sınırlarını kan dökerek genişletme stratejisinden vaz geçmeyen İsrail, artık bölgesel saldırganlıkta iki kez düşünmek zorunda kalacaktır. Dini referanslar esas alınarak yapılan ve bölgenin huzurunu bozan çıkışlar da zamanla azalacaktır.
İLK İTİRAZ İRAN’DAN GELDİ
Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından İran Milli Güvenlik Komisyonu üyesi Muhsin Rızai Suudi Arabistan’ı hedef alan bir açıklama yaptı. Rızai, Türkiye ve Pakistan ile yapılan bir anlaşmanın onlara güvenlik sağlamayacağını iddia etti. ABD’ye verdikleri tek taraflı desteğin de aynı şekilde onlara güvenlik sağlamadığını söyleyen Rızai, Suudilerin mevcut politikalarını gözden geçirerek başkalarından güvenlik dilenmeyi bırakmalarını istedi. Daha sonra çeşitli kaynaklarda bu anlaşmanın bir anlamı olmadığına dair birçok analiz de paylaşıma sokuldu.
Hatta dünyaca ünlü ekonomi gazetesi Financial Times, bu anlaşmanın Suudi Arabistan’ın Aramco şirketini Husi saldırılarına karşı korumak üzere imzalandığını bile iddia etti. Ayrıca Mekke Anlaşması’nın imzalandığı gün, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın ülkesindeki barış aleyhtarlarını açıkça eleştirmesi dikkat çeken önemli konulardan birisiydi.

SUUDİ ARABİSTAN’A İBRAHİM ANLAŞMASI BASKISI
ABD yönetimi, Riyad ile yapılması planlanan sivil nükleer ve enerji anlaşmaları için Suudi Arabistan'ın, İsrail ile Arap ülkeleri arasında diplomatik ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamasını şart koşmaktadır. Buna karşılık Suudi Arabistan’ın, bölgesel güvenlik ve nükleer ortaklık arayışında Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerle ortak savunma hamleleri arayışına girmesini bu talepten bağımsız okumamak gerekir.
TÜRKİYE’NİN YENİ ROLÜ
Gerçekten de bugünlerde büyük bir vizyon sıkıntısı yaşayan Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi, tarihi ve toplumsal nedenler ile dışlayıcı tutumunu değiştirmemekte ısrarcı olması zaten Türkiye’nin bölgede kendi başının çaresine bakmasının önünü açmıştı. Aynı şekilde ABD’nin dost mu düşman mı olduğu net anlaşılmayan tutumuna ek olarak bir de küresel askeri stratejisini değiştireceğini ve hatta NATO’ya eskisi kadar destek vermeyeceğini açıklaması, doğacak olan bölgesel boşluğun, Türkiye için de risk unsuru olarak öne çıkmasına neden olmuştu. Türkiye de doğu ile batı ve kuzey ile güney medeniyetleri arasındaki stratejik konumunun gereği olarak hem tehlikelere hem de fırsatlara açık konumunu yeniden değerlendirmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin batının beklentilerinin aksine yakın komşu olduğu savaş bölgelerindeki ülkelerle dengeli ve bir o kadar da caydırıcı ilişkiler kurması gerekmektedir.

ÜÇÜMÜZ BİRİMİZ İÇİN
Mekke Anlaşması ile herhangi bir ülkenin uğradığı saldırıya ortak cevap verilmesini ön görmektedir. NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye’nin, bu anlaşma ile nükleer caydırıcılık kozunu ittifakın dışından, Pakistan’dan elde ettiği dikkatlerden kaçmamalıdır. Bunun karşılığında ABD dahil çeşitli NATO ülkeleri, F35 uçakları gibi bazı önemli savunma sistemlerinin Türkiye ile paylaşılmasında ayak diremekte ve hatta bunu bir koz olarak ellerinde tutmaktadırlar. Bu tarihi anlaşma ile bugüne kadarki batıya endeksli olan savunma stratejisinden ayrılarak, bölgesel bir askeri ittifaka dahil olmasının Türkiye’nin etkisini artırdığı görülmelidir.
Sonuçlar zamanla ortaya çıkacaktır. İttifak genişleyecektir.
patronlardunyasi.com















