97 yıl önce yine bir ağustos günü Suudi Arabistan'la imzaladığımız ilk anlaşmada neler vardı?
Mekke'de dün Türkiye-Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşmayla ilgili tartışmalar sürürken, Reisi Cumhur Mustafa Kemal Paşa'nın iradesiyle Suudi Arabistan'la 97 yıl önce 3 Ağustos 1929'da imzalanan Dostluk Anlaşması'nın sırrı neydi?

Burak ARTUNER
Tarih 3 Mart 1924
Genç Türkiye Cumhuriyeti meclisi, TBMM hilafeti ilga ediyor yani kaldırıyor.
Birkaç gün sonra, Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerle iş birliği yapan onların desteğinde Hicaz Haşimi Krallığı'nı kuran Şerif Hüseyin Mekke'de kendisini halife ilan ediyor.
Ancak bu adımı Türkiye’de ve İslam dünyasının geri kalan kısmında tepkiyle karşılandı.
I. Dünya Savaşı sürecinde faaliyetlerini Orta Arabistan ile sınırlı tutan ve Arap İsyanı’na doğrudan askerî destek vermeyen Suudiler, aynı yıl yani 1924’te İngilizlerin himayesinde ve Şerif Hüseyin öncülüğünde kurulan Hicaz Hâşimî Krallığı topraklarına saldırıp burayı da topraklarına kattı.
Suudilere karşı İngilizlerden beklediği desteği bulamayan Şerif Hüseyin, Akabe üzerinden Arabistan’ı terk etti ve bir daha da geri dönemedi.
Bu askerî harekâtın ardından, 1926’da genç Türkiye Cumhuriyeti, yeni Suudi devletini tanıyan ilk ülke oldu.
Ve yetmedi, resmî ilişki kurarak Cidde’de bir maslahatgüzarlık açtı.
LOZAN'DA SUUDİLERE BÜYÜK DESTEK
Lozan görüşmeleri...
Genç Türkiye heyeti, sadece Türkiye'nin haklarını savunmadı.
Misakımillî’nin, Osmanlı Devleti’nin Arap tebaasının mukadderatının yine doğrudan kendilerince belirlenmesini öngören birinci maddesi uyarınca Orta Doğu Araplarını da müdafaa etti ve onların da kendi kaderlerini belirleme haklarının olduğunu dile getirip bunun tutanaklara geçirilmesini sağladı...
Bunun arkasında, Avrupalı büyük güçlerin bölgedeki etkisini kırma amacı vardı.
Fakat Arap ülkelerinde milliyetçilik güç kazanıyordu...
Türkiye'de laikliğin benimsenmesi de yakınlaşmayı sınırlıyordu.
Ancak ilişkiler olabildiğince sıcak ilerliyordu
Haziran 1926
Mekke’de toplanan Hicaz Meseleleri Kongresi'ne Kral’ın mektubuyla Mustafa Kemal Atatürk doğrudan ve resmen davet edildi.
Ankara, Halife Abdülmecid Efendi'nin eski seryaverlerinden, o sırada İstanbul mebusu olan Edip Servet (Tör) Bey’i Türkiye’yi temsilen delege olarak gönderdi.
Falih Rıfkı Atay, Edip Servet Bey’in kongreye bizzat Atatürk tarafından seçilerek kendisini temsilen gönderdiğini yazar.
Türkiye’nin “Batılı ve laik” kimliğini İslam dünyasından katılan hâzirûna vurgulamak için özel olarak talimatlandırıldığını kaydeder.
Tarih 3 Ağustos 1929
İki ülke ilk Dostluk Anlaşması'nı imzaladı.
Suud’u tanıyan ilk ülke sıfatıyla Türkiye’nin ilişkileri ahdî bir zemine oturtma çabasının bir ürünü olan bu anlaşma taslağı, bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın nezaretinde hazırlanmış ve İkinci Sefir Abdülgani Seni Bey’in göreve başlaması vesilesiyle Melik Abdülaziz b. Suud’a sunulmuştu.
İkili ilişkiler açısından son derece önemli olan bu metinle Türkiye Cumhuriyeti Suud ailesinin kurduğu Hicaz ve Necid Krallığı’nın siyasal bağımsızlığı ve ülkesel bütünlüğünü kabul ettiğini ortaya koydu.
Suud Hükûmeti de Ankara’da bir sefaret tesis etme iradesini bildirdi.

TÜRKİYE'Yİ ZİYARET EDEN EMİR FAYSAL'IN SÖZLERİ
İkili ilişkilerin Atatürk dönemindeki zirve noktalarından biri, Melik Abdülaziz’in Hicaz Umum Valisi ve Dışişleri Bakanı unvanlı oğlu Emir Faysal başkanlığındaki Suudi heyetinin 8-23 Haziran 1932 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretiydi. Emir Faysal, 1964-1975 yılları arasında Suudi Arabistan’ın üçüncü kralı olarak tahta çıkan isimdi.
Uzun bir geziye çıkan ve bu seferde İtalya, İsviçre, Fransa, Britanya, Hollanda, Almanya, Polonya, Sovyetler Birliği, Türkiye, İran, Irak ve Kuveyt’i ziyaret eden Emir Faysal önce 8 Haziran’da İstanbul’a vardı, bilahare 12 Haziran’da Ankara’ya geçerek burada Atatürk ile görüştü.
"AYRILIĞIN VE UZUN YILLARIN HASRETİ..."
Emir Faysal, İstanbul’da Türk basınına verdiği mülakatta şu ifadeleri kullanarak Türk-Suudi dostluğunu ve Atatürk’ü övdü:
“Çok sevdiğim Türkiye’ye bir ecnebi olarak geldiğimiz hâlde, bize yabancı bir diyarda bulunduğumuz hissi hiç gelmiyor. Bu gayet tabiidir, çünkü asırlarca beraber yaşadığımız bu kardeş memlekete bir yabancı gibi değil bilakis ayrılığın ve uzun yılların hasretini çok derin hissederek geldik. On sene evvel bir olan bu iki ülkeyi birbirinden ayıran tarihî hadiseler, coğrafi hudutlar bu iki kardeş milletin kalpten gelen samimiyetini yıkamamıştır. İki memleket münasebatının dostane olduğunu söylemeyi zait görüyorum. Kardeş iki millet her zaman dosttur ve dost kalacaktır. Ankara’da üç gün kalarak yüksek şahsiyetlerinin hayranı ve takdirkârı bulunduğum Reisicumhur hazretlerine, melik hazretleri tarafından yazılmış bir teşekkür mektubunu takdim edeceğim.”
İŞ BANKASI'NI ZİYARET ETTİ
Ankara’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün konuk emir onuruna verdiği ziyafette bütün vekiller ve erkân-ı hükûmet de hazır bulundu. Emir Faysal başkentte İş Bankası ve çeşitli kamu kuruluşlarını ziyaretinin yanı sıra, Kırıkkale’ye de geçerek fabrikalarda incelemelerde bulundu, 15 Haziran’da ise İstanbul’a döndü. Bilahare vapurla Batum’a, oradan da İran Şahı’nın misafiri olacağı İran’a gitti; ardından Irak’ı ziyaret ettikten sonra ülkesine geri döndü.
Bu ziyaretin ardından 22 Eylül 1932 tarihinde Hicaz ve Necid Krallığı’nın ismi değişti ve “Suudi Arabistan Krallığı” olduğu ilan olundu. 1926’da olduğu gibi 1932’de de yeni devletin kuruluşunu ilk tanıyan ülke, Atatürk’ün reisicumhuru olduğu Türkiye Cumhuriyeti oldu.

Sonrasında neler mi oldu ?
SUUDİ ARABİSTAN'IN İLK PİLOTLARI TÜRKİYE'DE EĞİTİLDİ
Suudi Arabistan, 1933’te uçuş eğitimi görmek üzere Türkiye’ye talebe gönderme isteğinde bulundu.
Bu Ankara tarafından kabul olundu.
Belki de savunma alanındaki ilk iş birliği buydu.
1939’da başlayan II. Dünya Savaşı’na her iki ülke de girmedi.
Bunda, ilk savaş sonrası iki ülkenin çıkarımlarının etkili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Her şeye rağmen, iki ülkenin yakınlaşması için atılan temeller sağlamdı ve bugüne kadar gelindi.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Suudi devletine, genelde ise Araplara yönelik tutumu ve politikasını, dönemin Başbakanı ve Atatürk’ün yakın silah arkadaşı İsmet İnönü hatıralarında şöyle ifade etmişti:
“Biz, millî mücadeleye başladığımız zaman, Araplara gösterilebilecek saf yürek ve iyi niyet delilini hiçbir tereddüde mahal vermeyecek surette göstermiştik. Bizim bulduğumuz hâl şekli şudur: Osmanlı İmparatorluğu'ndan çıkan Türk milleti, Araplar üzerinde herhangi bir amaç iddiasından kesin surette vazgeçiyor ve Arap milletini kendi evinde, kendi kaderinin sahibi olarak yaşamak salahiyetinde görüyor ve gösteriyordu…”

Mekke'de dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in gerçekleştirdiği zirvede, 3 ülke arasında ortak savunma anlaşması imzalandığı duyurulması işte böyle bir ilişki temelinin üzerinde kurulmuştu.
Mekke Anlaşması'na göre 3 ülkeden birine yönelik saldırı, hepsine saldırı kabul edilecek.

Şimdi bu anlaşmanın, ilişkilere nasıl bir ivme kazandıracağı merak ediliyor...
Bunu da elbette her zaman olduğu gibi zaman gösterecek...
patronlardunyasi.com















