Dolar
45,371
0,09%
Euro
53,4581
0,49%
Sterlin
61,9585
0,67%
Bitcoin
3.633.392
0,62%
BİST-100
15.062,65
0,15%
Gram Altın
6.878,461
0,69%
Gümüş
80,36
1,70%
Faiz
40,65
0,00%

Selçuk Bayraktar, SAHA 2026'da Dede Korkut'un Tepegöz ve Basat hikayesinden de bahsettiği 'Vizyon Konuşması'yla teknolojik manifestoya imza attı

Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Sayın Selçuk Bayraktar'ın SAHA 2026'da gerçekleştirdiği 'Vizyon Konuşması'yla teknolojide Türkiye'nin yol haritasını özetledi, Türk destanlarındaki Tepegöz ve Basat mücadelesinden örnekler vererek 'Teknokapitalist küresel tahakküm'e dikkat çekti ve kritik mesajlar verdi

09.05.2026 12:31Güncelleme: 09.05.2026 12:39
Selçuk Bayraktar, SAHA 2026'da Dede Korkut'un Tepegöz ve Basat hikayesinden de bahsettiği 'Vizyon Konuşması'yla teknolojik manifestoya imza attı
16px
32px

Selçuk Bayraktar, konuşmasında şunları söyledi:

ZAMANIN BİRİNDE DESTANDAKİ HİKÂYE

"Oğuz beylerinden Aruz Koca'nın çobanı, bir peri kızıyla tanışır.

Bu birliktelikten, tepesinde tek bir gözü bulunan, bedeni devasa ve ürkütücü bir yaratık, Tepegöz doğar.

Aruz Koca ona acır, bağrına basar.

Lakin Tepegöz büyüdükçe vahşi bir canavara dönüşür.

Oyun oynadığı çocukların kulaklarını, burunlarını koparıp yemeye başlar.

Toplumdan dışlanır, dağa gönderilir.

Ayrılırken peri annesinin parmağına taktığı tılsımlı yüzük sayesinde, ona ne ok, ne de kılıç işler.

Yenilmez bir güce kavuşan Tepegöz, Oğuz Eli’ne musallat olur.

Halkı öyle bir çaresizliğe mahkûm eder ki, her gün haraç olarak 500 koyun ve yemeğini pişirmesi için iki genci kurban olarak ister.

Oğuz Eli kan ağlamaktadır...

Yüzyılların derinliklerinden süzülüp günümüze ulaşan bu kadim Türk hikâyesinin, bugünün insanına verdiği mesajı birazdan hep birlikte keşfedeceğiz.

ÇELİK VE YAZILIMIN ÖTESİ…

Değerli Konuklar,

Bugün burada, sadece metalin ve yazılımın sergilendiği bir fuarda değiliz.

21. yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, "insan" kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik.

Savunma sanayimizin kıymetli temsilcileri 
Ve dünyayı yeniden inşa edecek sevgili genç kardeşlerim,

Milli teknolojinin kalbinin attığı SAHA 2026’da, hepinizi yürekten, en içten duygularımla selamlıyorum.

Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir "teknoloji ütopyası" satıldı.

İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi.

TEKNOKAPİTALİST KÜRESEL TAHAKKÜM

Oysa bugün görüyoruz ki, bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. 

Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan “Teknokapitalist Küresel Tahakkümdür”.

Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor.

Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, "Gönüllü bir esaret" olarak hayatımıza giriyor.

Somut bir örneği düşünelim.

Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, size "doğruyu" veya "faydalıyı" göstermek üzerine tasarlanmamıştır.

Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak "öfke, hedonizm ve korku" temelli içerikleri optimize ediyor.

Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. 

Girişim ekosisteminin dünyaya dayattığı ilk cümle hep "maddi varlığını arttır" oldu.

Medeniyetimizden aldığımız ilhamla, bizce insanın ilk gayesi insanlığa fayda sağlamak olmalıdır.

MAKİNE VE MAKİNE İNSANLARIN İSTİLASI

Değerli Misafirler,

Öyle bir çağdayız ki, insan ile makine arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.

Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz.

Ruhsuz bir rasyonalizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız.

Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız.  

Makine insanlar için; inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur. 

Hatta tutku dolu bir özlem de olmadığı gibi, onlar için acı, hasret, keder de yoktur.

Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine 'neden' diye sormaz.

Makineler ve makine insanlar için sonsuz döngüler, 

Programlı kısır görevler, 

Manayı yitirmiş karanlık, 

Ve en nihayetindeyse, 

kaçınılmaz yok oluş ve mutlak yıkım vardır.

Bizler, inancımızın tarifiyle, yaratılmışların en şereflisi olan insanı, 'Eşref-i Mahlûkat' kılan o ilahi ruhu ve derin hissiyatı korumak zorundayız.

Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. 

Gönlü olmayanın, merhameti olmayanın elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür.

Zira bizim gayemiz; insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir.

ÖRÜMCEK AĞI

Kıymetli dostlar,

Bu kuşatma sadece cihazlarımıza değil, doğrudan irademize ve ruhumuza yapılmaktadır.

Bugün sivil teknoloji ürünleri tümüyle birer silaha dönüştürülmüş durumda.

Bedelini ödeyerek aldığımız akıllı telefonlar, saatler, iletişim ağları adeta insanlığı bir örümcek ağına hapsetti.

Bütün uzuvlarıyla örümcek ağına hapsolmuş bir insanı ve onu iliklerine kadar sömüren bir canavarı hayal edin.

Oysaki inancımızda örümcek ağı, insanı zulümden, kötülüklerden muhafaza eden ve hürriyeti koruyan adeta mucizevi bir perdedir. 

Bugünün Tepegözleri, "Tekno-Canavarları", tüm insanlığı attığı her bir adımdan, aldığı her bir nefese kadar takip eden, hapseden bir ağ ördüler.

Yakın zamanda bazı devletlerin terör eylemlerinde gördük ki, tedarik zincirine sızdırılan bombalarla cebimizdeki telefonlar, akıllı saatler, hatta kulaklıklar bile insanları katletmek için birer silaha dönüşebiliyor.

KARANLIK MANİFESTO

Değerli Gençler,

Dev teknoloji tekelleri, bugün dünyayı adeta birer 'Tekno-Feodalist' beylikler gibi yönetmek istiyor.

Yakın zamanda bir de manifesto mahiyetinde bir metin yayınlandı. 

O metinde savaşı, barışı ve insan hayatını sadece birer 'optimizasyon problemi' ve birer 'algoritmik çıktı' olarak gören, vicdanı, ahlakı ve insan ruhunu denklemden çıkaran karanlık bir zihniyetle karşılaştık.

Onlar için dünya, kendi sunucularında işlenen bir simülasyondan ibaret olabilir.

Ancak biz biliyoruz ki, o örümcek ağına hapsedilmek istenen her bir can, bir 'veri kaynağından' çok daha fazlasıdır.

Bu kibirli ve karanlık manifestoların karşısına, adaleti, merhameti, ahlakı ve insan onurunu merkeze alan kendi yol haritamızı koymak zorundayız.

YAPAY ZEKÂ

Kıymetli Misafirler,

Yapay zekâ dediğimiz teknoloji, aslında büyük bir veri oburluğu ve devasa bir işlem gücü gerektiriyor.

Bugün küresel devler, 100 binlerce işlemci ile insanlığın tüm verisini harmanlayıp orantısız bir güç elde ediyorlar.

Peki, Türkiye gibi ülkeler, dost ve kardeş uluslar, kısıtlı kaynaklarıyla bu dev tekellerle nasıl rekabet edecek?

ARUZ KOCA’NIN YİĞİT OĞLU BASAT

Eğer onların belirlediği kulvarda, onların kurallarıyla koşarsak ancak vasat seviyede bir takipçi olarak kalacağız.

Kökümüze, özümüze, yani kendimize kadim hikâyemize geri dönelim. 

Aruz Koca'nın yiğit oğlu Basat, akınlardan döndüğünde Oğuz boyunun perişan halini ve kardeşinin de Tepegöz tarafından öldürüldüğünü öğrenir. 

Oğuz'u bu esaretten kurtarmaya yemin eder ve tek başına Tepegöz'ün inine doğru yola çıkar.

Basat, Tepegöz ile karşılaştığında önce ona ok atar ama oklar tılsımlı derisini delmez, parçalanır. 

Kılıç çeker, kılıcı kesmez. 

Tepegöz, uğraşmaya bile tenezzül etmeden Basat'ı yakalayıp mağarasına hapseder.

Basat anlar ki bu orantısız gücü kaba kuvvetle veya alışılagelmiş yöntemlerle yenemeyecektir. 

Aklını ve stratejisini kullanmaya karar verir. 

Tepegöz mağarada derin bir uykuya daldığında, Basat ocağa demir bir şiş sokup kor haline getirir. 

Kor halindeki şişi, canavarın tek zayıf noktası olan, başının tepesindeki o tek göze saplayarak onu kör eder.

Kör olan ve acıdan deliye dönen Tepegöz, mağaradan çıkmasını engellemeye çalışır. 

Sadece koyunların dışarı çıkmasına izin verir. 

Basat ise kestiği bir koçun derisini yüzüp içine girer ve Tepegöz'ün bacakları arasından sıyrılarak mağaradan dışarı çıkmayı başarır. 

Hikâyenin sonunda, Tepegöz'ün kendisini kandırmak için sunduğu sihirli kılıcı ele geçirir ve canavarı kendi silahıyla boynunu vurarak alt eder.

ONURLU BİR VAROLUŞUN YOL HARİTASI

Değerli Dostlar,

Onurlu bir varoluşun yol haritası bellidir.

Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır.

Temelinde bir istatistik tahminleme makinesi olan büyük dil modellerinde, yakın zamanda gerçekleşen ilerlemeler, aslında doğru yönlendirildiğinde bu kırılımın en büyük göstergesidir. 

Kaba işlem gücü yerine, insanın düşünsel yeteneğine benzer semantik iyileşmeler, bu makineleri çok daha az işlem gücüyle daha ileri bir seviyede başarıma ulaştırmıştır. 

İnsanlık, yüzyıllar boyu evreni gözlemledi, veriyi tablolar halinde biriktirdi. 

Topladığı verideki rastlantısal görünümlü niceliklerden, niteliksel bağlar kurarak; bir anlamda aklını kullanıp, soyutlandırarak, ardındaki o basit ama sanatsal diyebileceğimiz doğanın kanunlarını keşfetti. 

Yerçekimini, gezegenlerin hareketlerini, elektromanyetik denklemleri, kuantum kuramını, matematiğin kusursuz diliyle ifade etti.

İnsanoğlu bunu yaparken; devasa makinelerin bugün yaptığı gibi neredeyse sonsuz boyuta sahip bir uzayda, sonsuz deneme ve yanılma yaparak, adeta bu geniş uzayın her bir noktasını teker teker test ederek o kanunları bulmadı... 

Enerji kapasitesi 20 watt’ı dahi geçmeyen beyniyle kâinatın en derin şifrelerini kırdı.

Harezmi de, İbni Sina da, Newton da, Einstein da hepimizin sahip olduğu o aynı mucizevi insan beynine sahipti; terawatt’larca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil...

İşte bu yüzden, yapay zekâyla alakalı ilerleme modelimiz sadece donanım tekellerinin güdümündeki istatistiksel yığınlara dayanmamalıdır. 

İnsanlığın bilimsel birikiminin üzerine inşa edilmiş, fiziksel âlemi de içeren, dilin yapısı ve düşünsel yeteneklerin yapıtaşlarını merkeze alan melez bir yaklaşım olmalıdır. 

İstatistiksel yapay zekâ makinesine ilave edeceğimiz her bir semantik yetenek, çok daha düşük işlem gücüyle çok daha karmaşık problemleri çözmemizin anahtarı olacaktır.

Kendi açık kaynaklı, şeffaf ve denetlenebilir yazılım, donanım ve teknoloji ekosistemimizi kurmalıyız. 

Mümkünse ekosistemin her bir unsurunu bağımsızca geliştirebilme ve üretebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. 

Kısa vadede mümkün olmadığı durumlarda, iş birliklerine veyahut doğrudan dışarıdan temin yoluna başvurabiliriz. 

Dışarıdan aldığımız sistemlerin tümüne de, özellikle altyapı yazılımları ve donanımları söz konusu olduğunda açık kaynaklı yazılım modelini şart koşmalıyız. 

Açık kaynak; verilerimizin mahremiyeti, güvenliği ve dijital egemenliğimizin vazgeçilmez unsurudur. 

Yaklaşan kuantum çağının tehditlerine karşı kalkanlarımızı bugünden örmeli, iletişim ağlarımızı Kuantum-Dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatarak, küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve milli mimariler inşa etmeliyiz.

Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli! 

Ulusların ve toplumların egemenliği açısından, tek amacı "kâr maksimizasyonu" olan dev teknoloji tekellerinin veri merkezlerinde tüm hayatımızın toplanmasının ne anlama geldiğini açıklamaya dahi gerek olmadığını düşünüyorum. 

İşte bu yüzden, verilerimizi küresel dev tekellerin sunucularına teslim etmek yerine, Federe Öğrenme mimarilerini hayata geçirmeliyiz. 

Veri, hastanelerimizde, kendi kurumlarımızda ve kendi sınırlarımız içinde kalırken; algoritmalarımız bu dağıtık ağlarda mahremiyeti bozmadan öğrenecek ve sadece "ortak aklı" merkeze taşıyarak bizi bu sömürü düzeninden kurtaracaktır.

Kısıtlı kaynaklarımızı statükoyu koruyan hantal sistemlere değil, geleceğin harp ve sivil alanlarını şekillendirecek teknolojilere yatırmak durumundayız. 

Yapay zekâdan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona uzanan bu yolda; devasa, merkezcil bir bulut yapısına ihtiyaç duymadan, doğrudan cihaz üzerinde çalışan Uç Bilişim (Edge AI) modellerini geliştirmeliyiz.

Bu geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi dost, kardeş ve mazlum halklarla paylaşarak sarsılmaz bir "Teknolojik Dayanışma İttifakı" kurmalıyız. 

Tekellerin dev veri merkezlerine mahkûm olmadan, gücümüzü birleştirmek zorundayız.

Gücümüzü birleştirirsek, bu tekellerin oluşturduğu örümcek ağını yırtıp atabiliriz. 

Bu birleşme sadece kâğıt üzerinde bir ittifak değil, derin bir zihniyet devrimi olmalıdır. 

Biz bu devrimi, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla bir hayat biçimine dönüştürdük. 

Bu vizyonu gerçekleştirebilmek için en önemli unsur, insanın ta kendisi; geleceğin tam da kendisi olan genç nesillerimizdir.

Bundan 8 yıl önce TEKNOFEST’ler ile Anadolu’nun her köşesine ekmeye başladığımız o tohumlar, bugün artık boyu arşa uzanan dev çınarlara dönüşüyor. 

Bugün karşımızda duran TEKNOFEST kuşağı, sadece teknoloji geliştiren bir nesil olarak kalmıyor. 

Bu kuşak; kendi göbeğini kendi kesen, 'biz en iyisini yapabiliriz' diyen, zihinsel prangaları parçalamış, asil bir hürriyet kuşağıdır.

Bu kuşak, yaptığı her işle, attığı her adımla o küresel örümcek ağının tellerini birer birer koparmaktadır.

İşte bugün bu fuar alanında gördüğünüz; yeni nesil yapay zekâ sistemlerimiz, doğadaki kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, son 8 yılda yetişen TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır.

Burada sergilenen her bir eser, sadece birer mühendislik başarısı değil; gökyüzünde, yeryüzünde ve dijital dünyada 'hür ve özgün' var oluşumuzun perçinlenmiş mühürleridir!

HAKİKAT

Değerli Kardeşlerim,

Yiğit Basat bizlere orantısız gücü nasıl dize getireceğimizi geçmişten gelen bir sedayla fısıldıyor. 

Birileri çıkıp, insanın henüz gelişim sürecini tamamlayamadığını, makinenin daha üstün bir evrim noktasında olduğunu iddia ediyor. 

Ancak, hatırlamamız gereken, çok daha derin bir hakikat var: Bizler insanız…

Varlığı, âlemin mimarına dayanan, kökü ezelde, sonu ebedde olan insanı, ruhsuz metal yığınlarıyla kıyaslamaya cüret ediyorlar.

Karşımızda kurgulanan o makineleşmiş yapılar ise köksüzdür. 

Unutmayalım ki; bugün yapay zekâ diye kutsanan teknoloji, nihayetinde kendi varlığından dahi habersiz, istatistiksel bir tahmin algoritmasından ibarettir. 

İnsan ise bu sığ hesapların, bu donuk rakamların çok daha ötesindedir. 

İnsan, yaratılmışların en şereflisi, Eşref-i Mahlûkat’tır; varoluşu âlemin özüdür. 

İstatistiğin değil iradenin ve ruhun eseridir. 

Bizim kökümüzü unutup, bizi kendi yarattığımız algoritmaların kölesi haline getirmek isteyenlere karşı, asıl gücümüzün nereden geldiğini hatırlamak zorundayız.

İşte Milli Teknoloji Hamlesi, bu makineleşmeye karşı ruhen ve bedenen bir ayağa kalkıştır.

Sekiz yıl önce TEKNOFEST’lerde ektiğimiz tohumlar, kökü belli olmayan rüzgârlara karşı, mazisi ve istikameti belli koca çınarlar olarak köklerden göklere yükselecek.

Hakikat şudur ki, istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda değil, âlemlerin mimarının kalbimize nakşettiği irademizde ve 'bir' olmanın muazzam sırrındadır.

Bu güzel organizasyonu hayata geçiren SAHA İstanbul ailesine, gece gündüz demeden ter döken mühendislerimize, teknisyenlerimize ve savunma sanayimizin tüm kahramanlarına yürekten teşekkür ediyorum."

ÖNCE HEDİYE SONRA 17 ÜLKEYE İHRACAT

Öte yandan, SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar da SAHA 2026 fuar alanında düzenlenen AA Teknoloji Masası'nın konuğu oldu ve "Bayraktar TB2 verdiğimiz ülkelere FPV hediye ettik. Sonra baktık ki inanılmaz talepler geliyor. 2 yıl önce kurduğumuz SKYDAGGER, bugün dünyanın 17 ülkesine bu teknolojileri ihraç eder hale geldi" dedi.

Bayraktar, kendi ihracatlarında elde ettikleri gelirlerle AR-GE ve yatırım faaliyetlerini sürdürdüklerini belirterek, "Baykar olarak bir yandan hem Selçuk Bayraktar'ın liderliğinde Fergani'nin uzay alanındaki yatırımları yoğun bir şekilde devam ederken bir yandan motor geliştirme, piston motor tarafında seri ürünleri yaptık." dedi.

Bayraktar TB2'nin motorunun hazır olduğuna dikkati çeken Bayraktar, "Burada gördüğünüz dolanan mühimmatların motorları ve piston motorlar tamamen geliştirilmiş durumda. Bir yandan da turbofan motor yatırımları yoğun bir şekilde devam ediyor. Aynı zamanda dolanan mühimmatlara yönelik yatırımlar da gerçekleştiriyoruz." diye konuştu.

Bayraktar, dolanan mühimmatların daha düşük maliyetli ve çok daha yüksek adetli üretilmesi gereken yapılar olduğunu belirterek, bu mühimmatların on binler seviyesinde düşük maliyetli seri imalat mantığıyla üretilmesi gerektiğini söyledi.

"BAYKAR, DOLANAN MÜHİMMATLARIN TAMAMININ MOTORUNU KENDİSİ YAPIYOR"

Fuarda bir İtalyan firmasıyla robotik hat anlaşması yaptıklarını anlatan Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Artık robotların orada yer alması gerekiyor, daha standardize ve daha hızlı bir şekilde üretim yapmak için ve diğer önemli konu da dolanan mühimmatlarda çok yüksek adette üretim yapmanız için çok sağlam bir tedarik zinciri de kurmanız gerekiyor. Hem düşük maliyetli hem de sağlam bir tedarik zinciri kurulması gerekiyor.

Motorundan elektroniğine her bileşeniyle en ufak bir tanesi aksasa o yüksek adetlere ulaşamazsınız. O yüzden Baykar, burada gördüğünüz dolanan mühimmatların tamamının motorunu kendisi yapıyor. Bayraktar TB2'de böyle değildi denklem. Onda adetler 10'lar, 100'ler olduğu için tedarik edilebiliyordu. Alternatif tedarikçilerden alınabiliyordu ama yine de Bayraktar TB2'nin üretimi artınca onun motorunu da yerli yaptık. Dolanan mühimmatta başlangıçtan itibaren biz yapıyoruz. Yüksek adet üretmek istiyorsanız her şeyini yapmak durumundasınız."

Bayraktar, son dönemde dolanan mühimmatların ve FPV dronların kullanımının arttığına işaret ederek, "Bunlarla bizim geliştirdiğimiz ana sistemlerin de entegre şekilde kullanım konseptlerini düşündüğünüzde her birine ihtiyaç olduğunu görüyorsunuz yani bir kısmına çok fazla adet ihtiyaç var. Bayraktar TB2, TB3 ve AKINCI gibi platformlar, dolanan mühimmatlarla entegre kullanılabilir. Aslında kullanım alanlarının ve senaryolarının çok daha fazlalaştığını biz tespit ettik. Bundan dolayı bu alana da girdik." ifadelerini kullandı.

patronlardunyasi.com

benzer haberler
Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin veri merkezi yatırımlarıyla bölgesel üs olabileceğini söyledi
Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin veri merkezi yatırımlarıyla bölgesel üs olabileceğini söyledi