Dolar
45,9072
0,04%
Euro
53,3684
0,06%
Sterlin
61,6571
-0,11%
Bitcoin
3.383.984
-2,04%
BİST-100
13.662,75
-1,64%
Gram Altın
6.577,451
-1,09%
Gümüş
74,7
-2,92%
Faiz
43,74
0,00%

PD göreve çağırıyor, "Çocuklarımızı toprakla buluşturalım, okullarda tarımı, toprağı anlatalım"

“Türkiye, tarımda kendi kendine yetebilen sayılı ülkelerden biridir.” Biz bu cümleyle büyüdük. İlkokul ders kitaplarında okuduğumuz o cümle… Bugün küçük bahçemde çiçekleri sularken aklıma çocukluğum geldi…

28.05.2026 07:34Güncelleme: 28.05.2026 08:20
PD göreve çağırıyor, "Çocuklarımızı toprakla buluşturalım, okullarda tarımı, toprağı anlatalım"
16px
32px

Toygun ATİLLA

Bizler, bu ülkenin toprağına güvenerek büyüdük. Bereketine inanarak büyüdük. Gerçekten de öyleydi.

Bir yanda Çukurova…
Bir yanda Konya Ovası…
Bir yanda Trakya…
Bir yanda Ege…
Bir yanda Karadeniz…

Dört mevsimi aynı anda yaşayabilen ender coğrafyalardan biriydi Türkiye.

Bugün ise pazara çıkanların hepsi aynı şeyi konuşuyor.

Sebze ateş pahası…
Meyve lüks olmuş…
Kiraz taneyle hesaplanıyor…
Domatesin kilosu neredeyse et fiyatıyla yarışıyor…

Peki nasıl geldik buraya?

Bence mesele yalnızca enflasyon değil. Daha derin bir mesele bu. Biz yıllardır üretim kültürünü kaybettik, toprağı kaybettik.

TÜİK verilerine göre Türkiye’nin toplam tarım alanı 2004 yılında yaklaşık 26.5 milyon hektardı. Bugün bu rakam yaklaşık 24 milyon hektar seviyesine kadar geriledi. Yani son 20 yılda yaklaşık 2.5 milyon hektarlık tarım alanı kaybettik.

Bu korkunç bir rakam. Daha da korkuncu var.  Türkiye’de köy nüfusu hızla azaldı. Köylü toprağını terk etti. Kimi büyükşehirlere göç etti… Kimi çocuklarını “çiftçi olmasın” diye okutmaya çalıştı… Kimi de toprağını satıp betonun içinde daha güvenli bir gelecek aradı.

Bir zamanlar bu ülkenin en stratejik gücü olan tarım arazileri, yıllar içinde imar rantının gölgesinde kaldı. Toprak üretim aracı olmaktan çıktı… Metrekare hesabına dönüştü.

Tarla değerliydi… Arsa daha değerli hale geldi.

Bizler mi?

Bizler bunu kalkınma sandık.

Anadolu insanı, “Bu tarladan kazanacağıma müteahhide veririm daha çok kazanırım” demeye başladı. Toprağın ekonomik değeri ile rant değeri arasındaki savaşta çoğu yerde beton kazandı.

Bugün geldiğimiz noktada, "Üretmeyen toplumlar pahalı yaşar" gerçeği ile karşı karşıyayız.

Sebze pahalı, meyve pahalı, et pahalı, hayat pahalı... Üretim azaldı bağımlılık arttı.

Bakın bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugünün dünyası yalnızca yapay zekayı konuşmuyor, aynı zamanda gıda krizini, su savaşlarını, tarım güvenliğini konuşuyor. Dünya, geleceğin en stratejik alanlarından birinin tarım olacağını çok iyi biliyor.

Bizler mi?

Böylesine kritik bir çağda çocuklarımızı topraktan uzak büyütüyoruz.

Bence Türkiye’de Milli Eğitim müfredatında tarım dersi olmalı.

Evet… Yanlış duymadınız, Tarım dersi…

EMİNE ERDOĞAN'A AÇIK ÇAĞRI

Emine Erdoğan hanımefendinin sivil inisiyatif çerçevesinde "Sıfır Atık" ve suyla ilgili verdiği mücadeleyi yakından takip ediyorum. Buradan kendisine bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Lütfen, çocuklarımızı toprağa yaklaştıralım. Biz elimizden gelen her türlü desteği verelim sizler de lütfen buna öncülük edin.

Bu ülkenin çocukları bir domatesin nasıl yetiştiğini bilmeli, bir tohumun ne kadar emek istediğini görmeli, suyun kıymetini öğrenmeli.

Tarım sadece çiftçilik değildir.

Tarım; ekonomidir… stratejik bağımsızlıktır… milli güvenliktir…
Hatta hatta karakter meselesidir.

Aşık Veysel’in dizeleri geliyor aklıma, yazıyı yazarken...

"Koyun verdi kuzu verdi süt verdi

Yemek verdi ekmek verdi et verdi

Kazma ile döğmeyince kıt verdi

Benim sadık yarim kara topraktır"

TOPRAĞIN SADAKATİ

Toprak gerçekten insanın en sadık yârinden biriymiş. Siz toprağa ne verirseniz size onu geri veriyor.

Emek verirseniz ürün…
Sabır gösterirseniz bereket…
İlgi gösterirseniz hayat…

Size ilginç bir deneyimimden bahsedeyim.

Toprakla uğraşmaya başladığımdan beri daha çok düşünüyorum…
Daha çok yazıyorum…
Daha çok üretiyorum.

Başta ben de anlamadım. Sonra fark ettim ki mesele sadece çiçek sulamak değilmiş. Toprak insanın zihnini yavaşlatıyor.

Şehir hayatı bizi sürekli hızlandırıyor…
Telefon…
Trafik…
Toplantılar…
Bildirimler…
Gürültü…
Koşuşturma…

İnsan bir süre sonra düşünemez hale geliyor. Oysa toprak başka bir ritim dayatıyor size.

Yavaşla diyor…
Bekle diyor…
Sabret diyor…

Belki de bu yüzden toprağa dokunduktan sonra zihnim daha berrak çalışmaya başladı. Üretmenin sadece bilgisayar başında olmadığını anladım.

Bazen bir çiçeği sularken yeni bir fikir geliyor aklınıza… Bazen küçücük bir filize bakarken hayatı düşünüyorsunuz…

ANADOLU ZATEN BİLİYORDU

Galiba insan doğadan uzaklaştıkça sadece toprağı değil, düşünme kabiliyetinin bir bölümünü de kaybediyor. Bugün dünyanın en pahalı wellness merkezleri insanlara meditasyon, sessizlik ve doğa satmaya çalışıyor.

Oysa Anadolu’nun köylüsü bunu zaten biliyordu.

Toprağın insanı sakinleştirdiğini…
Üretmenin insanı iyileştirdiğini…
Doğanın zihni temizlediğini…

Bu yüzden Boyner Ailesi’nden Elif Boyner gibi isimlerin daha doğal ve sade yaşama yönelmesini önemsiyorum.

Çünkü mesele yalnızca “köye taşınmak” değil.

Mesele yeniden denge aramak…

Daha az gürültü…
Daha az hız…
Daha çok doğa…
Daha çok üretim…
Daha gerçek bir hayat…

Bir zamanlar köyden şehre göç kalkınmanın sembolüydü. Şimdi ise dünyanın birçok yerinde şehirden doğaya dönüş yeni bir bilinç göstergesi haline geliyor.

Belki de insanlık, topraktan tamamen koparak sağlıklı bir gelecek kurulamadığını tekrar keşfediyor.

Ben bugün küçücük bahçemde birkaç çiçeği sularken bunu düşündüm. Belki de bu ülkenin yeniden toprağa dönmeye ihtiyacı var.

Çünkü toprağa yabancılaşan toplumlar, bir süre sonra üretime de yabancılaşıyor. Beton kısa vadede para kazandırabilir… Bir milleti ayakta tutan şey ise bence hâlen toprak...

patronlardunyasi.com