Bilim dünyası Benjamin Button senaryosunu gerçeğe dönüştürüyor, farelerde yaş geri alındı şimdi sıra insan deneylerinde
Hollywood filmlerindeki gibi yaşın geri sarılması ve hücrelerin gençleşmesi artık hayal değil. Laboratuvarda yaşlı fareleri gençleştirmeyi başaran bilim dünyası, insan deneylerine başlayarak "sonsuz gençlik" kapısını aralıyor. Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, önümüzdeki 10-15 yılın biyoteknolojide bir kırılma dönemi olacağını vurguluyor.

Başrollerini Brad Pitt ve Cate Blanchett’in paylaştığı fantastik drama “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi” beyaz perdeden laboratuvarlara taşındı. Bilim dünyası, biyolojik saati tersine çevirerek yaşlanmayı durdurmanın ve hücreleri yeniden gençleştirmenin kodlarını çözdü. Harvard bağlantılı araştırmaların yaşlı farelerde gençleşme etkilerini kanıtlamasının ardından insan üzerindeki ilk denemelere de başlandı. Türkiye Gazetesi yazarı Ziyneti Kocabıyık'ın bugünkü köşe yazısına konuşan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, biyoteknoloji ve yapay zekanın gücüyle 2035-2040 yılları arasında bu teknolojilerin hayatımıza girebileceğini belirtiyor. İşte o köşe yazısı:
Başrollerini Brad Pitt ve Cate Blanchett’in paylaştığı fantastik drama “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi”, vizyona girdiği ilk günden bu yana gençleşmenin simgesi oldu. Biyolojik saati kendiliğinden tersine işleyen Button artık hiç de hayal ürünü değil. Bilim dünyası, laboratuvarda, yaşlı farelerde bunu başardı. Şimdi sıra insanlarda... Bir zamanlar bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz senaryolar, bugün artık laboratuvarlarda test edilir hâle geldi. Bu araştırmalarda bilim insanları Hollywood’un ünlü Benjamin Button filmindeki gibi yaşın geri sarılması, beyaz saçların yeniden koyulaşması, kırışıklıkların azalması ve hücrelerin gençleşmesi için çaba harcıyor. Üsküdar Üniversitesi Biyogüvenlik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu da bu alandaki dikkat çeken isimlerden biri. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden başlayan akademik yolculuğunu Sabancı Üniversitesinde biyoteknoloji doktorasıyla sürdüren Yılancıoğlu, Harvard Tıp Fakültesi, Tufts Üniversitesi ve Toronto Üniversitesinde yürüttüğü araştırmalarla genetik, biyoteknoloji ve kanser biyolojisi alanlarında çalışmalar yapmış. Şimdi ise odağında “yaşlanmanın biyolojik kodları” var. Prof. Dr. Yılancıoğlu yeni piyasaya çıkan kitabı “Longevity İle Her Yaşta Kalıcı Gençlik” özelinde “sonsuz gençlik ihtimali”ni konuştu...

LONGEVITY BİR MODA DEĞİL, BİLİMSEL YAŞ ALMA KÜLTÜRÜ
Longevity merkezleri gerçekten bilimsel mi yoksa yeni bir trend mi?
- Hayır, longevity yalnızca bir moda akımı değil, wellness kültürünün bilimle birleşmiş yeni hâli. Eskiden wellness merkezleri daha ruhsal alanlardı. İnsanlar saunaya gidiyor, masaj yaptırıyor, rahatlamaya çalışıyordu. Ancak özellikle Covid sonrası insanlar artık bilimsel altyapısı olan yöntemler aramaya başladı. Genetik temelli beslenme, genetik temelli spor ve yaşam planlaması artık longevity’nin temelini oluşturuyor. Merkezlere gelince, bugün longevity merkezlerinin bir kısmı gerçekten bilimsel çalışmalar yürütürken, bazıları ise daha çok “bilim soslu” ticari modellere dönüşmüş durumda. Ancak genel yönelim net: İnsanlık artık yaşlanmayı anlamaya ve kontrol etmeye çalışıyor.
ASIL HEDEF YAŞLANMAYI GERİ ÇEVİRMEK
Bilim gerçekten yaşlanmayı geri döndürmeye mi çalışıyor?
- Evet. Şu anda dünyada epigenetik müdahalelerle yaşlanmayı geri çevirmeye yönelik çalışmalar başladı. Bilim insanları yaşlanmanın temel nedenlerinden biri olarak genlerin zaman içinde bozulmasını gösteriyor. Hücrelerde yıllar boyunca biriken çevresel etkiler, stres, toksinler ve beslenme alışkanlıkları genlerin çalışma düzenini değiştiriyor. Doğduğumuzda genlerimiz kusursuza yakın çalışıyor. Ancak yıllar içinde metilasyon dediğimiz süreçlerle bu düzen bozuluyor. Hücre yaşlanıyor, dokular yıpranıyor, organlar işlev kaybetmeye başlıyor. İşte bugün bu süreci tersine çevirecek yöntemler araştırılıyor.
FARELERDE YAŞ GERİ ALINDI SIRA İNSANLARDA
Bilim dünyasında en dikkat çeken araştırmaların başında Harvard bağlantılı araştırmacı David Sinclair’in çalışmaları geliyor. Yaşlanma ve epigenetik alanındaki çalışmalarıyla tanınan dünyaca ünlü Avustralyalı-Amerikalı biyolog ve akademisyen David Sinclair’in çalışmalarında, yaşlı farelerde gençleşme etkileri gösterildi. Hücrelerin yeniden genç davranması sağlandı. Şimdi insan deneyleri başladı. Eğer başarılı olursa insanlık için yeni bir çağ başlayacak. Bu çalışmalar yalnızca yaşam süresini uzatmayı değil; saç beyazlamasının geri dönmesini, kırışıklıkların azalmasını, organ hasarlarının düzelmesini ve hücresel gençleşmeyi hedefliyor. İnsanlar üzerindeki denemeler de başladı. Şu anda göz yaşlanması üzerinde çalışılıyor.
GENÇLİK HÜCREDE BAŞLIYOR
Bu anlamda baktığımızda “gençlik artık estetik değil, hücresel mesele” diyebilir miyiz?
- Kesinlikle öyle. Çünkü gelecekte gençlik kremlerle değil, hücre mühendisliğiyle konuşulacak. Biz artık yaşlanmayı hücre seviyesinde çözmeye çalışıyoruz. Hücreyi gençleştirmeden organı gençleştiremezsiniz. Organı gençleştirmeden sistemi düzeltemezsiniz. Bu nedenle genetik müdahaleler, epigenetik düzenlemeler ve biyoteknoloji çalışmaları yeni çağın en kritik bilim alanları arasında görülüyor.
MODERN HAYAT BİZİ HIZLI YAŞLANDIRIYOR
Modern hayat bizi yavaş yavaş zehirliyor mu?
- İnsanlık bugün paradoksal bir dönemin içinde. Tıp hiç olmadığı kadar gelişmiş durumda ama insanlar hiç olmadığı kadar erken hastalanıyor. Bu kadar steril ve teknolojik bir dünyada aslında 90-100 yaşlarına sağlıklı ulaşabilmemiz gerekirdi. Ama insanlar 40’lı yaşlarda diyabet oluyor, kalp hastalıkları geçiriyor, kansere yakalanıyor. Bunun en büyük nedenleri arasında modern yaşamın en büyük problemi olarak sürekli yüksek stres ve sürekli yüksek şeker düzeyleriyle yaşamak geliyor. Özellikle işlenmiş gıdalar, hareketsizlik ve kronik stres, hücrelerin normalden çok daha hızlı yaşlanmasına neden oluyor. Bu nedenle longevity’nin ilk adımı pahalı tedaviler değil; metabolik dengeyi korumak olarak görülüyor.
“2035 SONRASI YENİ BİR ÇAĞ BAŞLAYABİLİR”
Yılancıoğlu’na göre önümüzdeki 10-15 yıl biyoteknoloji açısından kırılma dönemi olacak. Özellikle yapay zekâ ile biyoteknolojinin birleşmesi araştırmaları hızlandırıyor. “2030’dan sonra büyük bir ivme başlayacak. 2035-2040 arasında bazı gençleşme teknolojilerine ulaşmış olabiliriz” diyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, gelecekte zenginlerin gençleşme teknolojilerine daha hızlı erişeceğini de düşünüyor.
MİLYARDERLER SERVET DEĞİL ‘ZAMAN SATIN ALMANIN’ PEŞİNDE
Eğer yaşlanmayı geri çevirmek mümkün olursa nasıl bir toplum ortaya çıkar?
- İnsanlık önümüzdeki yıllarda yalnızca tıbbi değil, sosyolojik olarak da büyük bir dönüşüm yaşayabilir. Çünkü yaşlanmanın yavaşlatılması ya da geri çevrilmesi, sağlık sistemlerinden ekonomiye, çalışma hayatından sosyal sınıfl ara kadar her şeyi değiştirebilir. Muhtemelen zenginlerin gençleştiği bir dünyaya doğru gideceğiz. İlk dönemlerde bu teknolojiler çok pahalı olacak. Bugünkü zayıflama ilaçları gibi düşünmemek lazım. Genetik müdahaleler, hücresel gençleştirme uygulamaları ve epigenetik tedaviler ilk etapta çok yüksek maliyetli olacak. Bu nedenle başlangıçta daha çok milyarderlerin ve çok yüksek gelir grubunun ulaşabileceği teknolojiler olacak.
Dünyanın en zengin insanlarının son yıllarda longevity araştırmalarına milyarlarca dolar yatırım yapmasının tesadüf olmadığını belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, teknoloji milyarderlerinin artık servetten çok “zaman satın almaya” çalıştığını söylüyor: Şu anda dünyanın en büyük yatırım alanlarından biri yaşlanma biyolojisi. Çünkü insanlar artık daha uzun değil, genç kalarak uzun yaşamak istiyor. Bu nedenle gençleşme teknolojileri önümüzdeki dönemin en büyük güç alanlarından biri olabilir.

BIO-HACKING DÖNEMİ BAŞLADI
Bugün dünyada hızla yayılan “bio-hacking” akımı da longevity’nin önemli parçalarından biri. Bio-hacking, insan biyolojisini optimize etmeye yönelik uygulamaları kapsıyor. Kimileri bu amaçla genetik analizlerle kendine özel beslenme programları oluştururken, kimileri akıllı saatlerle uyku kalitesini, stres seviyesini ve kalp ritmini takip ediyor.
“ŞEKER EN HIZLI YAŞLANDIRICI”
Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu ile yaptığım söyleşinin bence en dikkat çekici bölümlerinden biri şeker ve insülin metabolizması üzerine yaptığı değerlendirmeler oldu. Prof. Dr. Yılancıoğlu’na göre modern insanın en büyük problemi, sürekli yüksek şeker ve insülin düzeyleriyle yaşaması... Konuşmasında “Şeker temel yaşlandırıcıdır” diyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, bunun nedenini şöyle açıkladı: Kan şekeriniz sürekli yükselip düşüyorsa hücrelerinizde glikasyon dediğimiz süreç başlıyor. Bu, proteinlerin şekerle kaplanması demek. Âdeta elinizi yapış yapış bir şerbete sokmuşsunuz gibi düşünün. Damarlarınız, proteinleriniz, dokularınız şekerden etkileniyor. Bu süreç yalnızca diyabet riskini artırmıyor aynı zamanda damar yaşlanması, inflamasyon ve hücresel hasarı da hızlandırıyor. Şeker inflamasyon yapıyor; oksidatif stres oluşturuyor ve hücreleri yaşlandırıyor. Modern çağda sürekli karbonhidrat bombardımanı altındayız. Bu yüzden insanlar artık 40’lı yaşlarda diyabet, obezite ve kalp hastalıklarıyla karşılaşıyor.
LONGEVİTY ZENGİNLERİN EĞLENCESİ DEĞİL
Peki günümüzde longevity yalnızca zenginlerin ulaşabildiği bir alan mı? Normal insanlar longevity yapamaz mı?
- Aslında longevity pahalı bir şey değil. İnsanların çoğu bunu yanlış anlıyor. Bugün sosyal medyadaki lüks longevity merkezleri, pahalı takviyeler ve milyon dolarlık uygulamalar öne çıksa da longevity’nin özü aslında temel yaşam alışkanlıklarına dayanıyor. Bir insan düzenli uyuyorsa, egzersiz yapıyorsa, stresini yönetiyorsa, şeker tüketimini azaltıyorsa ve metabolizmasını dengede tutuyorsa zaten longevity uyguluyordur. Longevity’nin temelinde aslında insan biyolojisinin doğal ritmini yeniden kurmak yatıyor. Bio-hacking yalnızca laboratuvarlarda yapılan genetik müdahalelerden ibaret değil. Akıllı saatle uyku takibi yapmak, yürüyüşe çıkmak, ibadet etmek, glukoz seviyesini kontrol etmek bile bir çeşit biyolojik optimizasyon anlamına geliyor. İsterse herkes yapabilir. Öte yandan eğer bir insan temel sağlıklı yaşam unsurlarını yerine getirmiyorsa sosyal medyada popüler hale gelen pahalı takviyeler, soğuk terapi cihazları ve gençlik teknolojileri hiçbir işe yaramaz. Önce uyku, beslenme, egzersiz, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler düzelmeli.
patronlardunyasi.com















