Dolar
44,8625
0,09%
Euro
52,7623
-0,07%
Sterlin
60,6754
-0,03%
Bitcoin
3.371.315
0,34%
BİST-100
14.587,93
2,72%
Gram Altın
6.969,36
0,95%
Gümüş
81,01
3,30%
Faiz
39,64
0,00%

Ölümle pazarlık mümkün mü, sevdiğiniz birini geri getirmek için ne verirdiniz?

Orijinal ismi The Counselor, Türkçeye ise Danışman olarak çevrilmiş. 2013 ABD-İngiliz ortak yapımı. Filmde bir sahnede takılıp kaldım. O sahne bu yazının sebebi oldu. Yas, keder bile, insanın açgözlülüğünün önüne geçemiyordu. Yüzüme tokat gibi çarptı...

19.04.2026 08:53Güncelleme: 19.04.2026 09:12
Ölümle pazarlık mümkün mü, sevdiğiniz birini geri getirmek için ne verirdiniz?
16px
32px

Toygun ATİLLA

Baştan söyleyeyim pazar yazılarını sizler için değil kendim için yazıyorum. Haftada bir kez kendime böyle bir lüks tanıdım. 

Dün akşam Disney'de bir film izledim. The Counselor... 2013 yapımı. Yönetmen koltuğunda Ridley Scott vardı. Senaryo ise edebiyatın karanlık tarafını iyi bilen bir adam, Cormac McCarthy'e aitti. 

Başrollerde Michael Fassbender, Penelope Cruz, Cameron Diaz, Javier Bardem ve Brad Pitt vardı. 

Sinemayı yakından takip eden biri olarak bu filmi izlememiş olmama hayret ettim ve üzüldüm. 

Filmin sonlarına doğru bir sahneye bir diyaloga takıldım. 

Adam karşısındakine yaşanmış bir öyküden bahsediyor. Bir öğretmen, sıradan bir hayat, sıradan bir adam... Genç ve güzel bir kadına aşık oluyor. Evleniyorlar. Onu çok seviyor. Sonrasında kadın ölüyor. 

Buraya kadar her şey tanıdık. Sonrasında modern dünyanın sevdiği türden bir hikaye başlıyor. 

Adam, büyük bir şaire dönüşüyor. 

Acı çekiyor, yalnızlaşıyor, derinleşiyor, yazdıkça büyüyor...

Bütün bu hikayeyi filmdeki o diyalog paramparça ediyor. 

"My child would have traded every word, every poem, every verse he ever wrote for one more hour for his beloved" 

O adam, yazdığı her şeyi, kazandığı bütün o büyük şairliği, elde ettiği her anlamı, sadece sevdiği o kadını 1 saat daha fazla görebilmek için gözünü kırpmadan verirdi.

"Acı seni büyütür" "Kaybettiklerin seni daha güçlü yapar" diyorlar ya 
Hayır...
Kaybettiğin şey, yerine hiçbir şey konulamayacak kadar büyüktür diyorum ben de... 
Filmde diyalog burada bitmiyor. 
Bir soru geliyor. 

"Do you love your wife so much... That you would exchange places with her upon that wheet?" 

Yanıt, EVET oluyor... 

Ardından şu cümle geliyor: "No. İt's impossible" 

İşte tam burada mesele bir anda değişiyor. Bir insanın gerçeği kabullenme hikayesi başlıyor. 

Diyalog devam ediyor. "You continue to deny the reality of the world you're in" 
Yani, "Sen hala inkar ediyorsun" 

İzlerken şunu düşünüyorum. 
Biz kaybettiğimizde sadece üzülmüyoruz. Pazarlık yapıyoruz. 

"Ne verirsem geri gelir ?" 
"Ya bir ihtimal daha varsa ?" 
"Ya ben onun yerine..." 

Bu cümleler tanıdık geldi mi size de ? Çünkü bize öğretilenler, "Her şeyin bir karşılığı vardır" "Her şeyin bir değeri vardır" 

Öyle mi dersiniz? 
Şimdi filmdeki bu cümleye kulak verin. 

"Grief transcends value...You cannot buy anything with grief because grief is worthless" 
"Keder, değerin ötesindedir...Kederle hiçbir şey satın alamazsın. Çünkü keder değersizdir"

Peki insan dediğiniz yaratık böyle midir? 

Kederi bile değere çevirmeye çalışır... 

İşte açgözlülük tam burada başlar. Paradan bahsetmiyorum daha derin bir şey... 

Hayatı kontrol etme açgözlülüğü, kederi bile satın alma arzusu... 

Bir an durun ve kendinize sorun. Merak etmeyin ben de kendime sordum. 

Sevdiğiniz birini geri almak için ne verirdiniz ? 

Biliyorum, çoğunuz "Her şeyimi" dediniz. 

Ya, vereceğiniz hiçbir şey sevdiğinizi geri almaya yetmezse... 

Tekrar filme dönelim..

Beni en çok etkileyen o repliğe...

"You are the world you have created" 

"Sen kendi yarattığın dünyasın" 

Acı ama gerçek... Sen öldüğünde, o yarattığın dünya seninle birlikte yok oluyor...

Bu yüzden değil midir, kayıplarımız karşısında sadece yas tutmayıp da direnmemiz...

Kaybımızı kabul ettiğimizde her şeyin kontrolümüzde olmadığını da kabullenmek zorunda kalmaz mıyız? 

Ben o sahneden sonra, biz yas mı tutuyoruz, yoksa pazarlık mı yapıyoruz hayatla sorusunu kendi kendime sordum. Belki de en büyük açgözlülüğümüz, geri dönüşü olmayan şeyleri bile geri istememizdir diye düşündüm. 

Patronlara küçük bir notla bitireyim yazımı...

Hayatta her şeyi satın alabileceğinizi sanabilirsiniz ama en kritik anda anlayacaksınız ki, gerçek kaybın ne fiyatı vardır ne de geri dönüşü...

Bunu anladığınız an da, patronluğun yanına insanlığınızı eklediğiniz dönemeç olacaktır.

patronlardunyasi.com