Leyleklerin ve Akdeniz'in patronlara verdiği mesaj
Ne o leylek ertesi sabah gazetelerde haber olacağını biliyordu ne de Akdeniz. Leylek her zamanki gibi yoldaydı. Pasaportu da haritası da yoktu.

Toygun ATİLLA
Rüzgarı buluyor, yükselen sıcak hava akımlarına giriyor, bazen kanat bile çırpmadan kilometrelerce süzülüyordu. İstanbul’a geldi.
Küçükçekmece Gölü’nün çevresi göçmen kuşların dinlenme noktalarından biriydi. Uzun yolun ardından aşağıya indi. Tek amacı birazcık nefeslenmek, dinlenmekti.
Bir elektrik direğine kondu. Belki birkaç dakika dinlenecek, sonra yeniden havalanacaktı.
Olmadı.
Kanadı tele değdi.
Dün, İstanbul'da 52 leylek elektrik akımına kapılarak öldü.

YAREN DE OLABİLİRDİ
Haberi okurken aklıma Yaren geldi. Hani Bursa Eskikaraağaç’ta balıkçı Adem Yılmaz’ın kayığına konan meşhur leylek…
Yaren de her yıl aynı yolculuğu yapıyor. Gidiyor, aylar sonra dönüyor.
Bu yıl da döndü ve Adem Amca’yla dostluklarının 15’inci baharı başladı. Biz Yaren’in yolculuğunun sonunu bildiğimiz için onu bekliyoruz.
Küçükçekmece’de ölen 52 leyleği kimin beklediğini ise bilmiyoruz.
Belki bir köyün bacasına gidiyorlardı.
Belki yıllardır aynı yuvaya, belki de ilk kez bu yolu geçiyorlardı.
Yaren’le aralarındaki fark bazen yalnızca birkaç santimetreydi. Bir kanadın elektrik teline değeceği kadar.
Gazetede bir sayfa daha çevirdim. Gökyüzünden denize indim.
Bu kez Antalya’daydım.
Salim Uzun haberinin başlığında “Akdeniz plastik çöplüğüne dönüşmesin.” diyordu.
Konaklı kıyılarında yapılan ölçümlerde bazı mikroplastik değerlerinin Akdeniz ortalamasının 60-65 katına kadar çıktığı belirtiliyordu.
Akdeniz’in bundan haberi yoktu. O sabah yine masmaviydi. Dalgalar yine sahile vuruyordu.
Belki de denizin en büyük talihsizliği, kirlendiğini her zaman göstermemesiydi.
Bir leyleğin ölüsünü görüyorsunuz ama mikroplastiği çoğu zaman göremiyorsunuz.
Oysa Birleşmiş Milletler’in tahminine göre Akdeniz’e her gün yaklaşık 730 ton plastik atık ulaşıyor. Plastik sonra parçalanıyor, küçülüyor, gözden kayboluyor ama yok olmuyor.
Bir şişenin, poşetin, ambalajın nereden geldiğini artık bilmiyoruz. Deniz yalnızca bizim unuttuğumuzu taşımaya devam ediyor.

MİRAS
Bu iki haber bana Patronlar Dünyası’nda üzerinde çalıştığımız Miras projesini hatırlattı. Antalya’daki carettalardan başlayarak doğadaki somut bir soruna sahip çıkacak 100 patron aradık. Henüz bir kişi bile çıkmadı. Belki biz yeterince iyi anlatamadık. Bu sabah fark ettim ki biz bekleyebiliriz; leyleğin göçü, carettanın yumurtadan çıkacağı gece ve Akdeniz’in dalgası beklemiyor.
Yaren gelecek yıl yaşarsa yine yola çıkacak, yorulduğunda yine bir yere konacak.
Antalya’da yine bir yumurta çatlayacak, küçücük bir caretta denizi arayacak, Akdeniz yine kıyıya vuracak.
Hiçbiri elektrik şirketlerinin, otellerin, plastik üreticilerinin adını bilmeyecek. Bilmesine de gerek yok. Onların yolu bizden önce vardı. Biz sonradan geldik. Şehirleri kurduk, elektriği taşıdık, geceleri aydınlattık, plastiği ürettik. Bütün bunlara ilerleme dedik.
İlerlemenin yolu aslında onların yolundan çekilmek, onların yolundan çekilmeyi öğrenmek midir? Bence öyle...
Maalesef söylediğimin size romantik ve imkansız geldiğini, geleceğini biliyorum. O kadar da gerçekçiyim. Sizin dünyanızda yaşıyorum, sizi tanıdım.
Ben geleceğe mektup yazıyorum. Alıcısını bilmiyorum ama sahibini biliyorum bu mektubun...
O gökyüzü onların...
O deniz onların...
Gelecek de...
patronlardunyasi.com
İLGİLİ GABER
















