Dolar
48,4381
0,14%
Euro
56,2481
-0,15%
Sterlin
65,4881
-0,11%
Bitcoin
3.855.165
-1,61%
BİST-100
14.012,42
0,57%
Gram Altın
6.898,974
-0,83%
Gümüş
66,22
-1,17%
Faiz
39,57
0,00%

Kapıkule’den sonra ne değişiyor; ülke mi insanı, insan mı ülkeyi değiştiriyor?

Vuslat Doğan’ın Instagram hesabında Norveç fiyortlarından yaptığı nefis bir paylaşımı gördüm. Suyun karşısında Attâr’ın Simurg’unu, insanın kendisini bulmasını anlatıyordu. Fotoğrafa bakarken aklıma başka sorular geldi. Neden Norveç’te bir suyun kıyısında ilham perimiz gelir de Kaçkarlar’da, Munzur’da, Gökova’da aynı sesi duymayız? Neden Almanya’da yayaya yol veren, yere izmarit atmayan insanımız Kapıkule’den geçince değişir? Türkiye bu kadar güzelken biz neden bu kadar yorgunuz? Başka ülkelerde olabildiğimiz insanı kendi ülkemizde neden olamıyoruz?

06.09.2026 14:15Güncelleme: 06.09.2026 14:55
Kapıkule’den sonra ne değişiyor; ülke mi insanı, insan mı ülkeyi değiştiriyor?
16px
32px

Toygun ATİLLA 


Geçenlerde Vuslat Doğan’ın Instagram hesabında Norveç fiyortlarından yaptığı bir paylaşımı gördüm.

Önce fotoğraflara baktım, sonra yazdıklarını okudum.

Dağlar suya iniyor.

Su neredeyse kıpırtısız.

Birkaç ahşap ev.

Sessizlik…

Vuslat Doğan, Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-Tayrındaki Simurg hikâyesinden söz ediyor.

Uzun ve zorlu yolculuğun sonunda Simurg’u arayan kuşların suya baktıklarında kendi yansımalarını görmelerinden… Suyun insanın yolculuğuna tanıklık etmesinden…

Sonunda bize hayal ettiğimiz kişiyi değil, dönüştüğümüz kişiyi göstermesinden…

Güzel bir paylaşım.

Benim aklım nedense Simurg’dan başka yerlere gitti.

Fotoğrafa baktıkça şunu “İnsan neden Norveç’te bir suyun kıyısında kendisini buluyor da kendi ülkesinde çoğu zaman kendisini kaybediyor?” diye düşündüm. 

Bizde su mu yok?

Dağ mı yok?

Yeşil mi yok?

Kaçkarlar var.

Munzur var.

Artvin var.

Van Gölü var.

Gökova var.

Datça var.

Kaz Dağları var.

Kelkit var.

Üstelik bazıları gerçekten nefes kesici.

İSVİÇRE OLSA BEĞENİRDİNİZ

Sosyal medyada yıllardır dolaşan o cümleyi bilirsiniz: “İsviçre Alpleri olsa beğenirdiniz ama burası Türkiye.”

Altına da genellikle Uzungöl’den, Kaçkarlar’dan ya da Anadolu’nun herhangi bir köşesinden muhteşem bir fotoğraf konur.

Bu cümleyi eskiden biraz hamasi bulurdum. Artık başka türlü düşünüyorum.

Türkiye’yi beğenmiyor değiliz, Türkiye’de yoruluyoruz.

İnsan manzaraya yalnızca gözleriyle bakmıyor. İçinde yaşadığı hayatla da bakıyor.

Norveç’te bir fiyordun kıyısında oturduğunuzda önünüzde yalnızca su olabilir. Türkiye’de aynı suyun kıyısına bazen bütün memleket gelip oturuyor.

Ekonomi…

Siyaset…

Geçim derdi…

Trafik…

Kavga…

Gelecek kaygısı…

Her sabah telefonumuza düşen yeni bir kötü haber… Sosyal medyada birbirini boğazlayan insanlar… Birbirimize karşı giderek azalan tahammülümüz…

Dağ aynı dağ.

Su aynı su.

İnsanın kafasının içindeki gürültü başka. Kimbilir O yüzden Norveç’teki sessizlik bu yüzden bize daha sessiz geliyordur… 

MESELE COĞRAFYADAN ÇIKTI

Vuslat Doğan’ın fotoğrafına bakarken düşüncem tam burada başka bir yere gitti.

Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız geldi aklıma. Yıllardır gözlemlediğim ve hâlâ tam olarak anlayamadığım bir durum var. Almanya’da yaya geçidine yaklaşan bir Türk sürücü frene basıyor.

Yayaya yol veriyor.

Arabasının camından izmarit atmıyor.

Çöpünü sokağa bırakmıyor.

Trafikte şeridine uyuyor.

Kırmızı ışıkta bekliyor.

Sonra yaz geliyor.

Aynı insan aynı otomobiliyle Avrupa’yı geçiyor.

Kapıkule’den Türkiye’ye giriyor.

Tuhaf bir değişim başlıyor.

Korna…

Selektör…

Yaya geçidinde durmama…

Emniyet şeridini fırsat bilme…

Camdan atılan izmarit…

Kapıkule’deki bariyer kalkarken insanın içindeki hangi bariyer de kalkıyor?

DEMEK Kİ MESELE “BİZ BÖYLEYİZ” DEĞİL

Aslında bu örnek bana umut veriyor.

Çünkü direksiyondaki insan aynı.

Aldığı eğitim aynı.

Ailesi aynı.

Değerleri aynı.

Hatta otomobili bile aynı.

Değişen tek şey ülke.

O halde kolayımıza gelen o cümleyi artık kullanamayız: “Biz böyleyiz.”

Hayır.

Biz başka yerde böyle değiliz.

Demek ki mesele yalnız insanın karakteri değil. İçinde yaşadığı düzen de insanı şekillendiriyor. Almanya’da yayaya yol vermeyen sürücü kendisini anormal hissediyor. Türkiye’de yayaya yol vermek isteyen sürücü bazen arkasındaki otomobilin kornasını duyuyor.

Aradaki fark belki tam olarak burada. Toplum insana sürekli görünmez mesajlar veriyor.

KURALA UYAN ENAYİ OLMAMALI

Bence bir toplumun kırılma noktalarından biri burası. Kurala uyan insan, kurala uymayanın kendisinden daha avantajlı olduğunu düşünmeye başladığı an düzen aşınmaya başlıyor.

Sırada bekliyorsunuz.

Birisi önünüze geçiyor ve işini sizden önce hallediyor. Trafikte şeridinizde bekliyorsunuz.

Bir başkası emniyet şeridinden gidip yüz otomobilin önüne geçiyor. Verginizi zamanında ödüyorsunuz. Ödemeyenlerin bir gün affedileceğini düşünüyorsunuz.İmar kuralına uyuyorsunuz.Yanınızdaki binanın başka türlü yükseldiğini görüyorsunuz.

Sonunda insanın aklına çok tehlikeli bir soru geliyor. “Ben neden kurala uyuyorum?”

Devletin görevi yalnızca kurala uymayanı cezalandırmak değildir. Bence daha önemli bir görevi vardır. Kurala uyanı enayi durumuna düşürmemek.

AMA KABAHATİN TAMAMINI DEVLETE DE YÜKLEYEMEYİZ

Burada kendimize de bir ayna tutmak gerekiyor.

Çünkü trafiğin ortasında kornaya basan devlet değil.

Biziz.

Yere izmarit atan biziz.

Sıraya kaynak yapan biziz.

Sosyal medyada tanımadığımız bir insana hakaret eden biziz.

Denizin kıyısına çöp bırakan biziz.

Dünyanın en güzel koylarından birini keşfedip orayı olduğu gibi bırakmak yerine bir şeyler dikmek isteyen de çoğu zaman biziz.

Sonra Norveç’e gidiyoruz… 

“Adamlar doğayı nasıl korumuş…”

İsviçre’ye gidiyoruz:

“Ne kadar temiz…”

Almanya’ya gidiyoruz:

“İnsanlar kurallara ne kadar saygılı…”

İyi de…

Oradaki insanların arasında biz de varız.

İNSAN MI ÜLKEYİ DEĞİŞTİRİYOR, ÜLKE Mİ İNSANI?

Belki de mesele yalnız trafik ve çöp değildir. Yurt dışında çalışan Türk yöneticileri düşünün.

İş insanlarını.

Akademisyenleri.

Profesyonelleri.

Dünyanın en katı kurumsal yapılarında çalışıyorlar. Yetkilerinin nerede başlayıp nerede bittiğini biliyorlar.

Kuruma ait olanla kendilerine ait olan arasındaki çizgiyi koruyorlar. Yıllarca o sistemlerin içinde başarıyla yaşayabiliyorlar. Türkiye’ye geldiklerinde bazılarının davranışları neden tartışmaya açılabiliyor?

Burada isimler üzerinden hüküm vermek istemiyorum. Kişiden çok daha önemli bir soruyla ilgileniyorum. 

İnsan bulunduğu ülkenin sınırlarını ne kadar çabuk öğreniyor?

Nereye kadar gidebileceğini…

Neye kimsenin ses çıkarmayacağını…

Neyin ayıp sayılacağını…

Neyin “olur böyle şeyler” diye geçiştirileceğini…

Belki iyi kurum dediğimiz şey tam olarak budur.

İnsanın iyi niyetine ihtiyaç duymadan doğru davranışı normal hale getirmek.

TÜRKİYE ÇİRKİN DEĞİL, BİZ YORGUNUZ

Sonra tekrar Norveç’teki o fotoğrafa dönüyorum. Belki meseleyi yanlış yerden tartışıyoruz. Türkiye’nin güzellik sorunu yok. Bu ülke olağanüstü güzel.

Sorun, o güzelliğin içinde nasıl yaşadığımız.

Güzel bir  coğrafya insana manzara verir. Huzuru garanti etmez. Huzur başka şeylerden oluşuyor.Adalet duygusundan.Güvenden. Nezaketten.Ekonomik emniyet hissinden. Yarın başınıza ne geleceğini az çok kestirebilmekten. Çocuğunuzun geleceğini düşünürken içinizin daralmamasından.Trafikte yanınızdaki insanı düşman olarak görmemekten.Kurala uyduğunuz için kendinizi aptal hissetmemekten.

Türkiye’nin güzelliklerini görmüyor değiliz.Onları görecek kadar sakin değiliz.

ATTÂR’IN AYNASINA BİR DAHA BAKALIM

Böyle düşününce Vuslat Doğan’ın paylaşımındaki Simurg hikâyesi benim için başka bir anlam kazandı. Attâr’ın kuşları Simurg’u bulmak için çok uzaklara giderler.

Vadiler aşarlar.

Yorulurlar.

Birçoğu yolda kalır.

Sonunda otuz kuş kalır.

Aradıkları Simurg’un aslında kendileri olduğunu görürler.

Si-murg.

Otuz kuş.

Belki biz de yıllardır huzuru başka ülkelerde arıyoruz.

Düzeni Almanya’da.

Doğaya saygıyı İsviçre’de.

Sessizliği Norveç’te.

Nezaketi başka bir yerde.

Sonra dönüp “Biz neden böyle değiliz?” diye soruyoruz. Oysa çok önemli bir ayrıntıyı unutuyoruz. Almanya’da yayaya yol verenlerin arasında biz de varız. İsviçre’de yere izmarit atmayanların arasında biz de varız.

Dünyanın en disiplinli şirketlerinde kurallara uyarak çalışanların arasında biz de varız. Norveç’te bir suyun kıyısında sessizliğin kıymetini anlayan da biziz.

Demek ki yapabiliyoruz.

NORVEÇ’TEKİ AYNADA NE GÖRDÜM?

Vuslat Doğan’ın fotoğrafındaki su, Simurg’u arayan kuşlara kendi yansımalarını gösteriyordu.

Ben o suya biraz daha uzun baktım.

Başka bir şey gördüm.

Türkiye’yi.

Muhteşem bir coğrafyanın içinde yorulmuş insanları…

Başka ülkelerde kurallara uyabilen, burada bazen kuralsızlığa teslim olan bizleri…

Başka ülkelerde normal kabul ettiğimiz davranışları kendi ülkemizde sürdüremeyişimizi…

Belki bizim de Simurg’u aramak için bu kadar uzağa gitmemize gerek yok.

Çünkü mesele Norveç olmak değil.

dAlmanya olmak da değil.

Türkiye’de, başka ülkelerde olabildiğimiz insan olabilmek. 

Başka ülkelerde olabildiğimiz insanı, kendi ülkemizde neden olamıyoruz?

patronlardunyasi.com

benzer haberler
Avrupa'nın Alpler'i delip Avrupa'yı bağlayan projesi varsa Türkiye'nin Amanos'u delip Anadolu'yu denizle birleştirecek projesi var
Avrupa'nın Alpler'i delip Avrupa'yı bağlayan projesi varsa Türkiye'nin Amanos'u delip Anadolu'yu denizle birleştirecek projesi var