Galatasaray'ın Lizbon mağlubiyeti, 'Bu maçı nasıl verdik?' dedirtti
Lizbon'da Galatasaray'ın 3-1 mağlup olduğu Şampiyonlar Ligi maçını izleyen PD Yazarı Halil Kasapoğlu, "Bu maçı nasıl verdik?" sorusunun cevabını aradı.

Halil KASAPOĞLU
Bazı mağlubiyetlerin ardından “Rakip daha iyiydi” deyip geçebilirsiniz.
Bazılarında ise insanın aklında tek bir soru vardır: Bu maçı nasıl verdik?
Sporting deplasmanı benim için biraz böyle bir maç oldu.
Galatasaray, Jose Alvalade Stadyumu’nda oyuna gerçekten çok iyi başladı.
İlk dakikalardan itibaren oyunun içine girdi ve henüz maçın başında öne geçti.
Bir Avrupa deplasmanında tam da görmek istediğimiz başlangıç buydu.

Rakibinizi kötü yakalamışsınız.
Tribün henüz oyunun içine tam olarak girememiş.
Öne geçmişsiniz.
Sporting’in oyununda alışık olmadığı bir tedirginlik var.
Böyle anlarda büyük takımlardan beklenen şey, rakibin ayağa kalkmasına izin vermemektir.
Galatasaray bunu yapamadı.
Sporting yavaş yavaş oyuna girdi ve beraberliği buldu.
İlk yarı 1-1 sona erdi.
Buraya kadar hala problem yoktu.
Deplasmandasınız.
Şampiyonlar Ligi maçı oynuyorsunuz.
Öne geçmişsiniz, rakibinizi ciddi biçimde zorlamışsınız ve soyunma odasına 1-1 giriyorsunuz.
Maç hala orada.
Asıl kırılma ikinci yarının hemen başında geldi.
Sporting lehine verilen tartışmalı penaltı yalnızca skoru değil, Galatasaray’ın ruh halini de değiştirdi.
Beni penaltının kendisinden çok sonrasında yaşananlar düşündürdü.
Galatasaray bir anda oyundan düştü.
Sanki 2-1 geriye düşmemiş de maç bitmiş gibiydi.
Bunu özellikle Avrupa maçlarında görmek bana tuhaf geliyor.
Bu kadar tecrübeli, bu kadar kaliteli ve artık Avrupa’nın en üst seviyesinde ciddi hedefleri olan bir takımın mental olarak bu kadar kolay kırılmaması gerekiyor.

Şampiyonlar Ligi deplasmanları hiçbir zaman kolay geçmez.
Adı üstünde, “Devler Ligi”.
Hakem kararları aleyhinize olabilir.
Kolay bir gol yiyebilirsiniz.
Çok iyi oynadığınız dakikaların ardından bir anda geriye düşebilirsiniz.
Avrupa’nın gediklisi olarak bu anlarda tekrar ayağa kalkmayı bilmelisiniz.
Galatasaray, Lizbon’da bunu yapamadı.
Yazık oldu.
Böyle bir deplasmandan galibiyetle dönmek çok değerli olurdu.
OSİMHEN SADECE BİR SANTROFOR MU?
Maç esnasında en fazla düşündüğüm konulardan biri Victor Osimhen’in yokluğuydu.
Elbette bir takımın bütün oyununu tek bir futbolcunun varlığına bağlamak doğru değil.
Ancak onun sahadaki varlığı takıma başka bir özgüven veriyor.
Osimhen, takım arkadaşlarına sanki her an bir şeyler yapabileceği hissini veriyor.
O sahadayken Galatasaray kendisini daha güçlü hissediyor.
O olmadığında ise yalnızca bir santrfor değil, takımın özgüveninden de bir parça eksiliyor.
Lizbon’da bunu fazlasıyla hissettim.
Özellikle penaltıdan sonra yaşanan mental düşüşte Osimhen gibi bir karakterin yokluğunun etkisi olduğunu düşünüyorum.
Yine de bütün bunlara rağmen Galatasaray’ın oyunundan ümitliyim.
Galatasaray, özellikle maçın ilk bölümünde, Avrupa deplasmanında nasıl oynaması gerektiğine dair oldukça iyi şeyler gösterdi.
Mesele, bu oyunu doksan dakikaya yayabilmek ve maçın içinde işler ters gittiğinde ayakta kalabilmek.
Bunu başarabilirse bu takım Avrupa’da başarılı bir sezon geçirebilir.
LEAO VE ALVALADE'NİN ISLIKLARI
Gecenin başrollerinden biri de Rafael Leao’ydu.
Leao ikinci yarıda oyuna girdiği andan itibaren Jose Alvalade tribünleri tarafından yoğun şekilde ıslıklandı.
Bunun arkasında eski bir hikaye var.
Leao, Sporting altyapısında yetişti.
Ancak 2018’de Sporting’in Alcochete’deki tesislerinin bir grup taraftar tarafından basılması ve futbolcuların saldırıya uğramasının ardından sözleşmesini tek taraflı olarak feshetti.
Sonrasında Lille’e gitti ve Sporting ile yıllarca devam eden hukuki bir ihtilaf yaşandı.
Aradan yıllar geçti.
Leao dünyanın en önemli hücum oyuncularından biri haline geldi.
Yıllar sonra aynı stadyuma döndüğünde tribünlerin hafızası, onu ve yaşananları unutmamıştı.

LİZBON'DA TANIDIK ŞEYLER
Jose Alvalade ile ilgili beni şaşırtan iki detay vardı.
Birincisi saha zeminiydi.
Gerçekten kötüydü.
Avrupa deplasmanlarında halı gibi zeminlere alışığız.
Ancak Lizbon’daki zemin, ülkemizdeki sahaları andırıyordu.
İkinci ayrıntı ise daha ilginçti.
İlk defa Avrupa’da bir futbol stadyumunda bu kadar çok sigara içildiğine şahit oldum.
Yanınızda, önünüzde, birkaç sıra ileride…
Bir an kendinizi Türkiye’de bir stadyumda hissedebiliyorsunuz.
Demek ki bazı alışkanlıklarımız konusunda Portekizlilerle düşündüğümüzden daha fazla ortak noktamız varmış.
HAYAT BİR DEPLASMAN

Bir deplasmanın daha sonuna geldik.
Galatasaray, çok daha fazlasını çıkarabileceği bir maçı kaybetti.
Üzüldük ama zaman geçtikçe skorlar unutulacak.
Kimin gol attığını, hakemin hangi kararı verdiğini bir süre sonra hatırlamayacağız.
Bu deplasmandan da geriye başka şeyler kalacak.
Stadyuma yürüdüğünüz sokaklar, maçtan önce oturduğunuz bir masa, tribünde tanıştığınız insanlar…
Hayat da biraz deplasman gibi aslında.
Yol boyunca insanlar eşlik ediyor size.
Bazıları uzun süre yanınızda yürüyor, bazıları hiç beklemediğiniz bir yerde başka bir yola sapıyor.
Ama yolculuk bittiğinde geriye kimin ne zaman gittiğinden çok, biriktirdiğiniz anılar ve hikayeler kalıyor.
Yıllar sonra bu maç karşıma çıktığında belki skoru bile hatırlamayacağım.
Ama Lizbon’u ve o geceyi unutmayacağım.
Ve yine beni hayatta en çok motive eden o cümleyi söyleyeceğim:
“Oradaydım.”
patronlardunyasi.com















