Ece Dağıstan'ın paylaşımı, Alain de Botton'ın hatırlattıkları ve patronlara cuma mektubu
Ece Dağıstan’ın paylaşımı bana Alain de Botton’ın yıllar önce sorduğu soruyu hatırlattı... Acaba bizi yoran gerçekten biz miyiz, yoksa içinde yaşamaya çalıştığımız dünya mı?

Toygun ATİLLA
Aslında bu yazı tam da bir pazar yazısı diye düşündüm...
"Bugün de günlerden cuma, hafta sonuna yaklaşmışız yaz gitsin" dedim kendi kendime :)
Instagram da dolaşıyordum. Ece Dağıstan'ın tatil yaptığı bir yerden paylaşımına rastladım.
Baştan söyleyeyim, Ece Dağıstan’ın nerede tatil yaptığını magazinciler araştırsın. Ben paylaşımındaki bir cümleye takıldım.
“Ve sorunun bir kere daha bende olmadığına emin oldum.”

İtiraf edeyim…
O cümleyi okuduğumda durdum. Hepimiz hayatın bir döneminde aynı yanılgıya düşmüyor muyuz?
Yorulunca kendimizi suçluyoruz, odaklanamayınca kendimizi yetersiz hissediyoruz.
Sabah yorgun kalkınca yaşlandığımızı düşünüyoruz, işler yolunda gitmediğinde, “Acaba sorun bende mi?” diye sormaya başlıyoruz.
Oysa belki de sorun hiçbir zaman biz olmadık.
Kim bilir belki de sorun, içinde yaşamaya çalıştığımız hayatın ritmiydi.
Hiç susmayan telefonlar, bitmeyen toplantılar, cevap bekleyen e-postalar...
Ey CEO'lar, Ey patronlar lütfen dikkatli dinleyin şimdi beni...
Bir sonraki hedef, bir sonraki kriz, bir sonraki başarı…

Bu mu hayat?
Modern hayat, insana kendisini dinleyecek boşluk maalesef bırakmıyor.
Tam bu noktada aklıma Alain de Botton geldi. Seyahat Sanatı kitabında çok basit ama insanı sarsan bir düşünceyi anlatır.
İnsanlar gittikleri yerlerin kendilerini değiştireceğine inanırlar. Oysa çoğu zaman sadece adres değiştirirler. Çünkü bavullarına yalnızca kıyafetlerini koymazlar. Kaygılarını, bitmeyen toplantılarını, yarım kalmış kavgalarını, cevaplanmamış e-postalarını, kendilerine duydukları öfkeyi…
Ne yazıktır ki, farkında olmadan gittikleri yere tüm bunları yine kendilerini taşırlar.

Bu yüzden dünyanın en güzel koyunda otururken bile akılları ofistedir.
Denize bakarlar ama telefonlarını kontrol ederler. Gün batımını izlerler ama ertesi günkü sunumu düşünürler.
Alain de Botton’ın ise söylediği veya benim anladığım şudur: "İnsan bazen şehir değiştirmez; ancak zihni değişebildiği ölçüde gerçekten yolculuk eder."
Ama Botton’ın satırlarında bir umut da vardır.
Bazen öyle yerler vardır ki…
Sizi yavaşlamaya mecbur bırakır.
Telefon daha az çalar.
Saat önemini kaybeder.
Kimse sizden karar beklemez.
İnsan, uzun zamandır duymadığı bir sesi yeniden işitir.
Kendi sesini…
Ece Dağıstan’ın paylaşımında beni etkileyen de buydu.
O, bulunduğu koyu anlatmıyordu.
Aslında yeniden kendi sesini duyabilmeyi anlatıyordu.
Fotoğraflara tekrar baktım.
Gözüme çarpan veya benim hissettiği şey sessizlikti.
Çıplak ayak dolaşabilmekti.
Kitabıyla baş başa yemek yiyebilmekti.
Cırcır böceklerinin sesini duyabilmekti.
Biz yıllarca iş dünyasında zengin insanların ne satın aldığını yazdık.
Yatlar…
Jetler…
Yalılar…
Özel adalar…

Galiba gözden kaçırdığımız bir şey vardı. Parası olan insanların satın almaya çalıştığı en değerli şeylerden biri artık sessizlik.
Patronlar Dünyası’nı ağırlıklı olarak patronlar, CEO’lar, yönetim kurulu başkanları ve girişimciler okuyor.
İzin verirseniz bu kez bir haber değil, küçük bir davet bırakayım.
Arada bir bırakıp gidin.
Şirketiniz birkaç gün siz olmadan da ayakta kalır. Telefonunuza biraz geç bakmanız dünyanın sonu olmaz.
Kimsenin sizden imza istemediği, “çok acil” diye aramadığı, takviminizin değil, ruhunuzun yönettiği birkaç gün armağan edin kendinize.
Belki o zaman siz de Ece Dağıstan’ın kurduğu o cümleyi kurarsınız.
“Sorunun bende olmadığına emin oldum.”
Belki de Alain de Botton haklıydı.

"İnsan bazen dünyanın öbür ucuna gitmek için değil, kendi zihnine geri dönebilmek için yola çıkar."
Acaba diyorum, gerçek zenginlik; herkesin size ulaşabildiği bir hayat kurmak değil, istediğiniz zaman sessizliğe ulaşabildiğiniz bir hayat kurabilmek midir ?
patronlardunyasi.com















