Dolar
44,2052
0,12%
Euro
50,4647
-0,68%
Sterlin
58,4984
-0,85%
Bitcoin
3.176.918
2,59%
BİST-100
13.092,93
-1,45%
Gram Altın
7.134,57
-1,04%
Gümüş
80,62
-3,94%
Faiz
39,82
0,00%

İflah olmaz bir narsist Don Giovanni ya da tarihin ilk ghosting vakası

Okuduğumuz bir kitabı yıllar sonra yeniden elimize aldığımızda, satırlarında daha önce fark etmediğimiz yeni katmanlar, yeni anlamlar keşfederiz. Geçtiğimiz günlerde kendimi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin AKM’de sahnelediği Mozart’ın Don Giovanni operasını tam da böyle bir duyguyla, bambaşka bir gözle izlerken buldum.

15.03.2026 08:30Güncelleme: 15.03.2026 08:46
İflah olmaz bir narsist Don Giovanni ya da tarihin ilk ghosting vakası
16px
32px

Yelda İPEKLİ 

Müzik eleştirmeni değilim; şancıların ve orkestranın performansını değerlendirmek haddime değil. Hepsinin emeğine, nefesine sağlık. 

Ancak temsil başlar başlamaz fark ettim ki, hikâyesini ve aryalarını uzun zamandır bildiğim bu opera buffayı bu kez farklı bir terazide tartıyorum: Günümüzün toplumsal değerleriyle, kendi zamanımızın ölçütleriyle.

Librettosu İtalyan Lorenzo da Ponte’ye, müziği ise tüm zamanların dehalarından Wolfgang Amadeus Mozart’a ait olan Don Giovanni, 1700’lerin sonlarında, yani Aydınlanma Çağı’nda yazılmış bir eser. Peki bu opera, bugün içinde yaşadığımız Hakikat Ötesi (Post-Truth) çağının penceresinden bakıldığında nasıl görünüyor?

PATOLOJİK BİR NARSİST VE YARDIMCISI ÇOK TANIDIK GELDİ

Eskiden baş “kahraman” Don Giovanni’yi — ne olacak canım — çapkın, hovarda bir karakter olarak izlerdim. Bu kez sahnede gördüğüm ise bambaşkaydı: arsız, vicdansız, patolojik bir narsist. Pervasız maceraları yedi ülkeye nam salmış; muhtemelen tarihin ilk “ghosting” vakalarının da faili!

Uşağı Leporello’ya gelince… Patronundan yaka silkecek kadar dert yanıyor ama efendisinin çapkınlıklarının sadece kaydını tutmakla kalmıyor, ilişkilerini de yöneten bir tür “operasyon sorumlusu” gibi çalışıyor. Yani bu kirli düzenin parçası.

Bir yerden tanıdık geliyor mu?

GÜNÜMÜZE UZANAN BİR GERÇEK 

Kadınları baştan çıkarmaktaki maharetiyle ün salmış asilzade (yani bir anlamda gücün ve ayrıcalığın temsilcisi) Don Giovanni ve sadık yardakçısı Leporello’nun farklı sosyal statülerden binlerce kadınla yaşadığı ilişkileri anlatan bu eser, 1787’de yazılmış olmasına rağmen günümüzün sosyal meseleleriyle şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor. Kadın-erkek ilişkileri, arzunun yarattığı iktidar alanı ve cinsiyetler arasındaki güç oyunları… Aradan geçen yaklaşık 250 yıla rağmen bu başlıkların hâlâ güncelliğini koruduğunu düşünürsek, eserin popülerliğini yalnızca müziğinin büyüsüne bağlamak eksik kalır. Belki de asıl mesele, dönemi için hayli cesur sayılabilecek bu konuların sahneye taşınmış olması ve bugün hâlâ bizi yakalayabilmesidir.

BAŞTAN ÇIKARDIĞI KADINLARIN 91'İ TÜRK'MÜŞ!

Son izlediğim temsilde beni en çok çarpan sahne ise Don Giovanni’nin bir zamanlar gönlünü çalıp sahte bir nikâhla kandırdığı Donna Elvira’nın, uşak Leporello ile karşılaşmasıydı. Leporello burada efendisinin gerçek yüzünü meşhur “Madamina”, diğer adıyla “Katalog” aryasıyla açığa vurur. Melodi kıvrak, hatta neredeyse şenlikli bir hafiflik taşır; fakat anlatılanlar, bir kadının yüreğini paramparça etmeye ve intikam ateşini harlamaya yetecek cinstendir. Leporello’nun elindeki deftere göre, Don Giovanni’nin baştan çıkardığı kadınların 1003’ü İspanyol, 640’ı İtalyan, 100’ü Fransız ve sıkı durun (!) 91’i Türk’tür. Toplam mı? Tam 1.834 kadın.

Don Giovanni bütün bunlardan zerre kadar pişmanlık duymaz. Ama hakkını teslim etmek gerekir, huyundan vazgeçip değişmektense, ölümü göğüslemeyi seçer. Bu yönüyle, ahlaken savunulması güç ama tuhaf bir tutarlılığa sahip bir figürdür. Ve asıl trajedi, onun hiç değişmemesi midir — yoksa dünyanın hâlâ böyle karakterler üretebiliyor olması mı?

SANATA, SANAT EMEKÇİLERİNE SAHİP ÇIKMALIYIZ 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın  ortak paylaştıkları evleri olan Atatürk kültür Merkezi’nin programlarını takip etmenizi öneriyorum. Sanata, sanatçıya ve sanat emekçilerine sahip çıkmalıyız. Ruhumuzu kültür ve sanatla besleme geleneğimizi kaybetmemek, gelecek nesillere bırakacağımız en önemli miraslardan biridir. 

Son olarak da, müthiş bir viyolonsel konçertosu dinledim! 

Alman-İtalyan misafir şef (ve aynı zamanda piyanist) Umberto Foron yönetimindeki İDSO, Belçikalı viyolonsel sanatçısı David Cohen’i ağırladı. Genç Maestro’nun cana yakınlığı kadar ustalığı ve Cohen ile yakaladığı uyum gözlerden kaçmadı. Bunda büyük olasılıkla, çokyönlü bir müzisyen olarak saygı gören David Cohen’in kendisinin de zaman zaman şeflik yapması rol oynamıştır.

Sahne prezansı son derece güçlü olan Cohen, Elgar’ın Çello Konçertosu’nu sağlam bir teknik ve derin bir yorumla seslendirirken, konserin ortasında davetsiz çalıveren bir cep telefonu üzerine yaptığı mimikle tüm salonu kahkahaya boğacak kadar da espriliydi. Gülüyoruz, ağlanacak halimize. Konserde çaldığı enstrüman, 1735 yılı Montagnana yapımı çellosu muydu bilmiyorum ama izleyenleri büyülediği kesin. 

Teşekkürler İDSO!

Editörün notu:  Ghosting ya da Ghost'lamak, herhangi bir açık uyarı veya gerekçe sunulmaksızın bir partner, arkadaş ya da benzeri bir kişiyle tüm iletişim ve teması ani biçimde sonlandırma; ardından söz konusu kişinin iletişim kurma girişimlerini bilinçli olarak görmezden gelme eylemini tanımlayan bir terimdir.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Kara para iddiasıyla açılan soruşturmaya adı karışan Ahmet Ahlatcı, hakkındaki yurt dışı yasağı kalkınca soluğu Londra'da aldı
Kara para iddiasıyla açılan soruşturmaya adı karışan Ahmet Ahlatcı, hakkındaki yurt dışı yasağı kalkınca soluğu Londra'da aldı#Ahmet Ahlatcı