Tarihi yaşamın içine katmasıyla farklı bir insandı İlber Ortaylı, 'biber dolması'na bile bu gözle yaklaşırdı
Türk tarihinin bilge adamlarından İlber Ortaylı ile sevgili Murat Bardakçı ağabeyimin evinde bir akşam yemeği yemiştik, o yemekte İlber Hoca'nın bir sözünü hiç unutmadım...

Burak ARTUNER
Rahmetli İlber Hoca ile yanılmıyorsam 2009'da Murat Bardakçı'nın evinde bir akşam yemeği yemiştik.
Murat Bardakçı yeni evlenmiş ve eşinin yemek yapacağını söyleyerek beni de davet etmişti. O dönemde Murat Bardakçı'nın yönettiği Hürriyet Tarih dergisine yazılar yazıyordum. Üçümüz de Kırım göçmeni ailelerden geliyorduk.
Tabii Murat ağabey "Han Soyu"ndan geldiğini vurgulamadan geçmezdi...
Ortak noktamız elbette ki tarihti.
O akşam Murat Bardakçı ağabeyimizin eşi Ayşegül Manav'ın menüsünde etli biber dolması vardı.
Önümüze geldiğinde İlber Hoca'mız bir çatal aldı yemekten...
Ayşegül Hanım, merak ediyordu etli biber dolmasını beğenmiş miydik, ben çok beğenmiştim ama İlber Hoca'nın dudaklarından şu cümleler döküldü:
"Kızım biber dolması bir göçmen yemeğidir. Fakru zaruret yemeğidir. Kıyması az olur, pirinci bol. Sen maşallah kıymasını epey fazla tutmuşsun..."
İşte bu tarihi hayatın tam merkezine yerleştiren bir insanı anlatıyordu bence...
Açık sözlülüğü Ayşegül Hanım'ı da mutlu etmiş, "Bir dahakine dikkat edeceğim" demişti.
Bu 'Biber dolma'nın püf noktasını nokta atışıyla özetleyen sözünü hiç unutmadım İlber Hoca'nın...
Daha unutmadığımız pek çok sözü gibi...
Aynı dönemde Hürriyet Tarih dergisinde yazan Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da bugün Sabah'taki köşesinde İlber Ortaylı'nın Türk tarihine ilişkin kritik sözlerinin bir kısmını derlemiş, onları da buraya yazmakta fayda var:
-Osmanlı tarihi, Türkiye'nin ve Türklerin tarihinin ötesinde bir anlama sahiptir. Bugün Balkanlar, Tuna boyu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki sayıları yirmiyi aşan çeşitli dil, din, ırk ve siyasal rejime sahip ülkenin ortak bir mirasın sahipleri olarak birtakım ortak sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu sorunlar bir ölçüde Osmanlı'nın yaşayan tarihidir.
-Akdeniz dünyasında üç tane "Roma İmparatorluğu" vardı. Bu üç Roma, yeniçağların ulusçu imparatorluklarından farklı, kendilerine özgü geleneksel yapıları ve ideolojileri olan siyasal toplumsal sistemlerdi. Bu geleneksel Roma imparatorluklarının üçüncüsü ve sonuncusu Osmanlı İmparatorluğu'dur.
-Osmanlı, son Roma İmparatorluğu'dur.
-Osmanlı İmparatorluğu fiilen 1912'de sona erdi.
-Osmanlı hanedanı kadar mareşal çıkaran başka bir hanedan yoktur.
-Son üç asırda Batılılaşma Türklere has bir olay değil; üniversal bir olay ve bu yüzden mukayeseli bir tarih yapmak zorundayız. Büyük Petro'nun Rusya'sında görülen Batılılaşma, Türkiye'de ve İran'da bazen kendine özgü benzer olaylarla gelişiyor. Japonya ve Çin'de Batılılaşma sürüyor. Çin, çok vaktinde ve başarılı bir modernleşme geçiremiyor. 20. yüzyıla kalıyor. Japonya beceriyor. Çünkü temelleri daha eski. Batı'nın tahakkümüne bazı reformlar yapılabildiği ölçüde direniliyor. Batı'nın tekniği alınmakla kalmıyor; "tarz-ı hayat"ı da giriyor; çünkü hayatın akışına gümrük konamaz, ayrım yapılamaz. Rusya değişiyor ve bizim 19. yüzyılımızı bir bakıma 18. yüzyılda yaşıyor; aynen bizdeki Batıcı veya karşı-Batıcı arazların hepsi var.
-Türklük, imparatorluk var oldukça doğumu zaruret nedeniyle ve ihtiyatla geciktirilmiş bir kimlikti. Yıkım anında ise derhal patladı. Kozmopolit bir "Osmanlı" eliti vardı; yeni dünya düzeninin şartlarında derhal Türk oldular. Osmanlı kimliği salt bir Müslüman kimliği olarak kalmamıştır. Sadrazam Said Paşa'nın ve benzerlerinin girişimlerinde olduğu gibi Türklüğün ağır bastığı bir Müslümanlıktır.
-Hiç kuşkusuz, Türk ulusçuluğu en geç safhada ortaya çıkmıştır. Bunun siyasi doğuşu imparatorluğun ana unsurunun siyasi sorumluluğu dolayısıyla gecikmiştir. Namık Kemal'in "vatan"ı, bugünkü vatan olmaktan çok, bir Osmanlı-İslam vatanıdır. Millet de öyledir. Siyasi Türkçülüğün ve ulusçuluğun yıkımla birlikte ortaya çıkması kadar doğal bir olay olamaz.
-Osmanlı ordusu etnik Türk kültürüne ve diline her zaman dikkat etmiştir. Mesela Arabistan ordusunun askerleri arasında Arap sayısının artması üzerine derhal Anadolu'dan gençler buraya gönderiliyordu.
-İmparatorluğun bu parçalarının erimesi ile Hellenism, Slav milliyetçilikleri, ardından Türkçülük çıktı; öyle ki 19. asırda Şemseddin Sami Fraşeri hem Arnavut hem Türk milliyetçiliğini birlikte götürüyordu ve Sadrazam Said Paşa'nın Panislamizm'i ise temel unsuru Türk olan bir Panislamizm idi.
-Almanya müttefikten çok müdahaleci bir güçtü. Bir Avusturya askeri atasözü, "Almanya işgalci olarak kötüdür, ama müttefik olarak daha kötüdür" der.
-1915 Ermeni Tehciri, ihtimal dahilindeki bir isyana karşı düşünülmüş bir tedbir değildir. 1915'teki zorunlu göç kararı, fiilen ortaya çıkan isyana ve düşman ordusuyla işbirliğine karşı alınan ve günün şartları içinde kaçınılmaz olan bir karardır.
patronlardunyasi.com















