Türkiye’nin Çin’den ithalatı 50 milyar dolara ulaştı, taş satıp telefon alıyoruz
Ekonomim Gazetesi’nde Merve Yiğitcan’ın haberi dikkatimi çekti. Türkiye’nin Çin’den ithalatı 10 yılda neredeyse ikiye katlandı ve 50 milyar dolar sınırına geldi. Rakamların biraz daha peşine düşünce dikkat çekici bir tabloyla karşılaştım. Biz Çin’e ağırlıklı olarak mermer, maden cevheri ve hammadde satıyoruz, Çin’den telefon, bilgisayar, otomobil, batarya ve makine alıyoruz. Türkiye’nin Çin’le ticaretindeki 46 milyar dolarlık açığın arkasında aslında bundan çok daha büyük bir sanayi olayı yatıyor.

Toygun ATİLLA
Yurt dışı seyahatlerinden sonra uyku düzenim bozulur. Dün de öyle oldu. Erken uyuyup gecenin bir saatinde uyandım.
Haberleri incelerken, Ekonomim Gazetesi’nde Merve Yiğitcan’ın bir haberine denk geldim.
“ İthalatta Çin kaynaklı fırtına dinmek bilmiyor.” başlığı ile yayınlanmıştı.
Merve Yiğitcan, TÜİK verilerinden hareketle önemli bir tablo ortaya koymuş.
Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat 2016’da 25,4 milyar dolardı.
Bu tablo, 2025’te 49,5 milyar dolara çıktı.
Bu yılın daha ilk altı ayında ise 26,3 milyar doları buldu.
Çin’in Türkiye’nin toplam ithalatındaki payı yüzde 13,9 ile tarihi zirvesine ulaştı.
Ben rakamların biraz daha peşine düştüm.
Karşıma Türkiye’nin Çin’le ilişkisini çok daha iyi anlatan başka bir tablo çıktı.

ÇİN’DEN NE ALIYORUZ?
Ticaret Bakanlığı’nın 2026 Çin Ülke Profili’ni açtım.
Bakanlığın 2025 verilerine göre Çin’den yaptığımız 49,6 milyar dolarlık ithalatın en büyük kalemi olan Telefonlar ve haberleşme cihazlardı. 3,52 milyar dolarlık bir hacimdi.
Arkasından, 2,48 milyar dolar ile Bilgisayar ve bilgi işlem makineleri geliyordu.
Otomobiller ise 1,76 milyar dolara ulaşmıştı.
Elektrik akümülatörleri ve bataryaların hacmi 1,10 milyar doları bulmuştu.
Otomotiv aksam ve parçaları ise 984 milyon dolardı,
Liste bununla bitmiyor.
Elektrik transformatörleri, Klimalar, elektrik motorları, plastik hammaddeleri, yarı iletkenler, ekran modülleri, sentetik iplikler…
Çin’den yalnızca ucuz tüketim malı almıyoruz.
Türkiye’nin fabrikasının içine kadar giren bir Çin’den söz ediyoruz.

BİZ ÇİN’E NE SATIYORUZ?
Sonra aynı raporun diğer sayfasına baktım.
Manzara değişti.
Türkiye’nin Çin’e sattığı bir numaralı ürün, Mermer ve travertendi.
2025’te 390 milyon dolardı.
Ardından kıymetli metal cevherleri geliyor.
Krom cevheri…
Bakır cevheri…
Kurşun cevheri…
Pamuk…
Bor…
Alüminyum cevheri…
Demir cevheri…
Çinko cevheri…
Listenin büyük bölümü maden ve hammaddeden oluşuyor.
Ticaret Bakanlığı’nın rakamları iki ülke arasındaki ilişkinin fotoğrafını aslında tek başına çekiyor.
Biz Çin’e yerin altından çıkardığımızı gönderiyoruz.
Çin bize fabrikasında ürettiğini satıyor.
3,3 MİLYAR DOLARLIK SAT, 49,6 MİLYAR DOLARLIK AL
Rakamları yan yana koyunca mesele daha net görünüyor.
Türkiye 2025 yılında Çin’e toplam 3,28 milyar dolarlık mal sattı.
Çin’den 49,58 milyar dolarlık mal aldı.
Aradaki dış ticaret açığı yaklaşık 46,3 milyar dolar oldu.
Daha çarpıcısı ise Çin, Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında birinci sıradaydı.
Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler arasında Çin ise 21’inci sırada.
Bu ilişkiye dengeli ticaret demek oldukça zor.

OTOMOBİLDE YÜZDE 18, BATARYADA YÜZDE 47 ARTIŞ
Bir de değişimin hızına baktım.
2025’te Çin’den otomobil ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 18,4 arttı.
Bilgisayar ve bilgi işlem makinelerinde artış yüzde 23,8.
Elektrik motorlarında yüzde 16,1.
Klimalarda yüzde 27,7.
İş makinelerinde yüzde 30,8.
Asıl dikkat çekici sıçrama ise bataryada.
Çin’den elektrik akümülatörü ve batarya ithalatı yalnızca bir yılda yüzde 47,4 artarak 1,1 milyar doları geçti.
Bu rakam geleceğin sanayisinin nerede şekillendiğini de anlatıyor.
Elektrikli otomobilin kalbinde batarya var.
Yenilenebilir enerjide depolama var.
Elektronikte batarya var.
Türkiye bu dönüşümün kritik parçalarından birinde Çin’e giderek daha fazla bağlanıyor.
MAKİNEDE HER ÜÇ DOLARDAN BİRİ ÇİN’E
Başka bir rakam daha dikkat çekici.
2026’nın ilk beş ayında Türkiye’nin Çin’den yaptığı makine ithalatı yüzde 3,9 artarak 5,5 milyar dolara ulaştı.
Çin’in Türkiye’nin toplam makine ithalatındaki payı yüzde 30’a yaklaştı.
Kabaca söylemek gerekirse Türkiye’nin ithal ettiği makinelere ödediği her üç dolardan biri artık Çin’e gidiyor.
İşte mesele tam burada tüketim alışkanlığı olmaktan çıkıp sanayi politikasına dönüşüyor.

ÜSTELİK TÜRKİYE ÇİN’E KARŞI DUVAR ÖRÜYOR
İşin paradoksu ise Türkiye aslında Çin başta olmak üzere ucuz ithalata karşı koruma önlemlerini artırıyor.
Ticaret Bakanlığı 13 Temmuz’da ithalat rejiminde yeni değişiklikler yaptı.
Yerli üretim kapasitesi bulunan bazı sanayi ürünlerinde gümrük vergileri artırıldı.
Bazı ürünlerde gözetim ve koruma tedbirleri güçlendirildi.
Buna rağmen Çin’den ithalat gerilemiyor. Tam tersine büyüyor.
2026’nın ilk yarısında Türkiye’nin toplam ithalatındaki artış yüzde 4,6 iken Çin’den ithalat yüzde 9,8 arttı.
Yani Çin’den ithalat toplam ithalatın iki katından fazla hızla büyüyor.
Bu durumda yalnızca gümrük duvarlarını konuşmak yetmiyor.
ÇİN PAHALILAŞIYOR AMA BİZ YİNE ALIYORUZ
İşte benim kafama takılan soru bu.
Çin’den gelen ürüne vergi koyuyorsunuz.
Yerli üreticiyi korumaya çalışıyorsunuz.
Buna rağmen ithalatçı yine Çin’e gidiyor.
Neden?
Çünkü Çin’in avantajı artık sadece ucuz işçilik değil.
Dev üretim ölçeği var.
Muazzam bir tedarik zinciri , Teknoloji, finansman, devlet destekleri var.
Belki de en önemlisi yıllar içinde kurulmuş büyük bir sanayi ekosistemi var.
Dolayısıyla gümrük vergisini artırmak Çin malını pahalılaştırabilir ama Türk malını otomatik olarak rekabetçi hale getirmiyor.

TÜRK SANAYİCİSİNİN ÇİN PARADOKSU
Son dönemde konuştuğum sanayicilerden sık sık aynı cümleleri duyuyorum.
“Çinliyle rekabet edemiyoruz.”
“Üretim maliyetimiz çok yüksek.”
“Kur rekabetçi değil.”
Gaziantep’te Merinos fabrikalarını gezerken de Çin rekabetini uzun uzun konuşmuştuk.
Şimdi rakamları görünce mesele daha berraklaşıyor.
Türk sanayicisi Çin’den şikâyet ediyor.
Devlet yerli sanayiyi korumak için tedbir alıyor.
Tüm bunlara karşın Türkiye her yıl daha fazla Çin malı satın alıyor.
Tüm bu satırları yazarken artık yalnızca Çin’i konuşmayı bırakıp Türkiye’de üretmenin maliyetini konuşmalıyız diye düşündüm.
Enerjiyi…
Finansmanı…
Kur politikasını…
Vergiyi…
Verimliliği…
Teknolojiyi…
İthalatı koruma önlemlerine rağmen büyüyorsa sorun yalnızca karşı tarafın ucuzluğu değildir.
Bizim neden pahalı kaldığımızı da sorgulamak gerekir.
BATI’YA SATIYORUZ, DOĞU’DAN ALIYORUZ
Ekonomim’in haberindeki bir rakam bu değişimi daha da görünür hale getiriyor.
2026’nın ilk yarısında Türkiye’nin Uzak Doğu ülkelerinden yaptığı ithalat 49,7 milyar dolar.
Avrupa Birliği’nden yaptığı ithalat ise 55,6 milyar dolar.
Arada yalnızca 5,9 milyar dolar kaldı.
Türkiye’nin ihracatının ana pazarı halen Avrupa.
İthalatın pusulası ise hızla Doğu’ya dönüyor.
Ortaya çok ilginç bir ekonomik model çıkıyor.
Batı’ya satıyoruz.
Doğu’dan alıyoruz.
Doğu’dan aldığımız malların merkezinde giderek daha fazla Çin var.

50 MİLYAR DOLARLIK SORU
Merve Yiğitcan’ın bugün ortaya koyduğu rakamların peşinden gidince benim gördüğüm tablo bu.
Çin’den 50 milyar dolarlık mal almamızdan ibaret değil.
Ne aldığımız önemli.
Ne sattığımız daha da önemli.
Bir tarafta telefon, bilgisayar, otomobil, batarya ve makine var.
Diğer tarafta mermer, krom, bakır, kurşun ve diğer maden cevherleri.
O nedenle Çin’i suçlamak,
Vergi koymak da kolay.
Zor olan ise, Çin’e sattığımız 3,3 milyar doları nasıl 10 milyar, 20 milyar dolara çıkaracağımızı bulmak.
Daha önemlisi…
Çin’den aldığımız yüksek katma değerli ürünlerin ne kadarını Türkiye’de üretebileceğimizi düşünmek.
Çünkü bana göre Türkiye’nin gerçek 50 milyar dolarlık Çin sorusu. Çin neden bu kadar ucuza üretiyor yerine Türkiye neden Çin’e daha fazla katma değerli mal satamıyor?
patronlardunyasi.com















