Oğlu Can'ın ölümünün ardından yaşamını yitiren Cem Akaş'ın "Zamanın En Kısa Hali" romanındaki bir anlatının verdiği mesaj
Önce 19 yaşındaki oğlu Can'ı, dokuz gün sonra da kendisini kaybettik. Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Cem Akaş'ın 2020'de yayımlanan “Zamanın En Kısa Hali” romanındaki 50'nci anlatı, ölümünün ardından zamanı ve hayatı yeniden düşündürüyor.

Burak ARTUNER

19 yaşında hayatını kaybeden Can Akaş.
Zamanın En Kısa Hali...
Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni, yazar, editör ve çevirmen Cem Akaş, geçen hafta önce 19 yaşındaki oğlu Can'ın ölümüyle sarsılan bir baba olarak ve e-sigarayla ilgili söyledikleriyle gündeme geldi.
19 Ekim'de oğlunu kaybeden Akaş, dokuz gün sonra, 28 Ekim'de hayata veda etti.
Bir süredir kanser tedavisi gören Akaş'ın ardından edebiyat ve yayıncılık dünyası büyük bir kayıp yaşadı.
Ama ben onun ardından bir ölüm haberi yazmak yerine, geride bıraktığı romanın sayfalarına dönmek istedim.
Biliyorum ki; bir yazarın hayatını anlamak için biyografisini okumak yetmez.
Yazdığı bir kitabın içinde saklı küçücük bir ayrıntı, bütün hayatından daha fazla şey anlatabilir.

Cem Akaş'ın eşi, Can Akaş'ın annesi fotoğraf sanatçısı Esra Özdoğan.
50'NCİ ANLATI: SAATİ ÇIKARIP ÇANTASINA KOYUYOR
Cem Akaş'ın 2020 yılında yayımlanan Zamanın En Kısa Hali romanını açtım.
Kitap, 299 ayrı anıdan oluşan parçalı bir anlatı.
Belleğin nasıl çalıştığını, insanın geçmişini nasıl hatırladığını ve bazı anıların neden hafızamızda diğerlerinden daha fazla yer tuttuğunu sorguluyor.
50'nci anlatı ise beni durdurdu.
Lise son sınıfta, tarih dersinde oturan bir öğrenci var. Gözü sürekli saatte. Saniyeler geçmek bilmiyor.
Dersten sıkılıyor, öğretmenin anlatışından sıkılıyor, sözlüye kaldırılma ihtimalinden bile sıkılıyor.
Sonra dikkatini kol saatine yöneltiyor.
Saatine bakmaktan, başka hiçbir şey düşünememekten, zamanın en çıplak tanımına bağımlı hale gelmekten rahatsız oluyor.
Ve bir gün ders çıkışında kol saatini çıkarıp çantasına koyuyor.
Bir daha da hayatı boyunca saat takmıyor.
Romanın 50'nci anlatısındaki bu küçücük olay, aslında zamanla insan arasındaki ilişkiye dair kocaman bir soru işareti bırakıyor.
Bir öğrenci, zamanı ölçen araçtan vazgeçiyor.
Peki insan zamanı ölçmekten vazgeçebilir mi?
Saatleri çıkarabiliriz, takvimleri görmezden gelebiliriz ama zamanın akışını durduramıyoruz.

BİR MÜHENDİSTEN EDEBİYATÇIYA
Cem Akaş'ın hayatı da tek bir alana sığmayacak kadar renkliydi.
1968 yılında Almanya'nın Mannheim kentinde doğdu. Robert Kolej'in ardından Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. Columbia Üniversitesi'nde siyaset kuramı üzerine yüksek lisans yaptı. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türkiye'nin yakın dönem siyasi tarihi üzerine doktora çalışmalarını tamamladı.
1987 yılında ilk öyküsü Gergedan dergisinde yayımlandı.
Yapı Kredi Yayınları'nda uzun yıllar editörlük ve yayın yönetmenliği yaptı. Cogito, kitap-lık ve Sanat Dünyamız gibi önemli yayınların yönetiminde bulundu.
2005'te G Yayın Grubu'nu kurdu. Koç Üniversitesi Yayınları'nın yönetici direktörlüğünü üstlendi, Sabancı Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık dersleri verdi.
Mart 2018'den itibaren Can Yayınları'nın Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütüyordu.
Romanları, öyküleri, denemeleri ve çevirileriyle Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edindi.
Bir mühendislik eğitimiyle başlayıp siyaset bilimine, oradan edebiyata uzanan hayatı da tıpkı romanları gibi tek bir çizgide ilerlemiyordu.

ZAMANIN EN KISA HALİ
Şimdi romanın adına yeniden bakıyorum.
Zamanın En Kısa Hali…
Zamanın en kısa hali nedir?
Bir saniye mi, bir nefes mi, hafızada kalan bir an mı ?
Belki de insanın sevdiği birini son kez gördüğü andır.
Bir babanın evladıyla geçirdiği sıradan bir günün, yıllar sonra hayatının en kıymetli hatırasına dönüşmesidir.
Cem Akaş'ın romanındaki lise öğrencisi, saatine bakmaktan vazgeçerek zamanı kendi hayatından çıkarmaya çalışıyor.
Ama yıllar sonra o küçük kararın nasıl bir alışkanlığa dönüştüğünü, insanın hayatındaki bazı anların nasıl kalıcı izler bıraktığını görüyoruz.
Akaş'ın kendi hayatında ise zamanın ne kadar kıymetli ve kırılgan olduğunu hatırlatan çok acı bir hikâye yaşandı.
Önce oğlunu, ardından kendisini kaybettik.
Bir babanın evlat acısını tarif etmeye kelimeler yetmez.
Üstelik Cem Akaş, oğlunun ardından yaptığı açıklamada elektronik sigaranın tehlikelerine dikkat çekerek başka ailelerin aynı acıyı yaşamaması için mücadele edeceğini söylemişti.
Kendi tedavi sürecini de kamuoyuyla paylaşmıştı.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda, onun yazdığı romanlar, yayımlanmasına emek verdiği kitaplar ve edebiyat dünyasına bıraktığı izler kalıyor.
Biz yazı insanları biraz da bunun için yazarız...
Zamanın içinden geçip giden hayatları, kelimelerle yaşatabilmek için...
Bundan sonra da;
Saatler işlemeye devam edecek, takvimler değişecek, yeni yazarlar yeni kitaplar yazacak, onları yayımlatmak için didinecek.
Ama bazı insanların ardından geride kalan bir cümle, bir kitap ya da küçücük bir anlatı, bütün bir hayatı yeniden düşünmemize yetiyor.

SAATLER ZAMANI GÖSTERİR, ROMANLAR GERİDE NE KALDIĞINI
Cem Akaş'ın romanındaki o lise öğrencisi, bir gün kol saatini çıkarıp çantasına koymuş ve bir daha saat takmamıştı.
Belki de şimdi onun romanını okuyanların yapması gereken, saatin kaç olduğuna bakmak yerine biraz durup hayatın kendisine bakmak.
patronlardunyasi.com















