Merinos'tan Sasa'ya uzanan yolculukta Erdemoğlu ailesine verilen baba nasihatinin payı
Gaziantep’te Merinos fabrikasını gezerken İbrahim Erdemoğlu, babası Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına bıraktığı iki nasihati benimle paylaştı “Siyasetten uzak durun, topla-futbolla ilgilenmeyin.” Çocukları bu iki nasihati tuttu; kazandıklarının en az yüzde 90’ını yeniden yatırıma yönlendiren bir aile anayasası kurdu. İki halı tezgahıyla başlayan hikaye Merinos’tan SASA’ya uzanırken, babadan kalan bir başka gelenek de devam etti: Kazandığını topluma geri vermek. Cami de yaptırdılar, cemevi de, okulda, yurtta...

Toygun ATİLLA
Geçen hafta bir grup meslektaşımla birlikte Erdemoğlu ailesinin davetlisi olarak Gaziantep'teydik.
Bilanço, kar, zarar, ciro, yatırım vs gibi konuların ötesinde her zaman o yatırımları yapan insanların ve arkalarındaki birikimi merak ettim.
O günde Merinos fabrikasını gezerken İbrahim Erdemoğlu ile yaptığımız sohbet sırasında bunları anlama şansına sahip oldum.
Sohbetimizin bir yerinde konu babasına geldi. Yani, Merinos’un temellerini atan Mehmet Erdemoğlu’na…
İbrahim Erdemoğlu, babasının çocuklarına verdiği iki nasihati anlattı.
Birincisi:
“Siyasetten uzak durun.”
İkincisi:
“Topla, futbolla ilgilenmeyin.”
Gülümsedim.
Türkiye’nin en büyük sanayi gruplarından birini kuracak çocuklarına bir babanın bıraktığı iki nasihatten biri siyaset, diğeri futboldu.
Üstelik çocukları da babalarını dinlemişti.
Ne siyasete girdiler ne de futbol kulüplerinin yönetimlerinde boy gösterdiler.
İşlerine baktılar.
Fabrikalarını büyüttüler.
İbrahim Erdemoğlu’nu dinledikçe anladım ki Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına bıraktığı miras bu iki nasihatten çok daha büyüktü.
Aslında çocuklarına paradan önce parayla nasıl ilişki kuracaklarını öğretmişti.
Bugün milyarlarca dolarlık bir sanayi grubunun arkasında duran aile kültürünün temelleri de burada atılmıştı.

HER ŞEY İKİ TEZGÂHLA BAŞLADI
Mehmet Erdemoğlu 1931 yılında Besni’de doğdu. Daha çocuk yaşlarda dokumacılıkla tanıştı. Dokuma işçiliği yaptı. İşler azalınca ekmek parası için Anadolu’yu dolaşıp seyyar satıcılık yaptı.Ticareti öğrendi. 1970 yılında Gaziantep’te iki tezgâhla başlayan küçük işletmenin temellerini attı. 1983’te halı üretimine geçildi.
Bugün geriye dönüp baktığınızda Merinos’u, Dinarsu’yu, SASA’yı, dev fabrikaları ve milyarlarca dolarlık yatırımları görüyorsunuz.
Oysaki bu öykünün başında iki halı tezgahı vardı.
O iki tezgahın başında ise çocuklarına nasıl zengin olacaklarından çok, nasıl iş insanı olacaklarını anlatan bir baba vardı.
BABANIN İŞ KURALLARI
Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına bıraktığı ilkeler oldukça basitti.
Dürüstlükten şaşmayın.
Yalan söylemeyin.
Kimseyi hor görmeyin.
Ödemelerinizi zamanında yapın.
Çalışanın ücretini geciktirmeyin.
Bir söz verdiyseniz, zarar edecek olsanız bile arkasında durun.
Ailenize sahip çıkın.
Kapınıza geleni geri çevirmeyin.
Çok çalışın.
Bugünden bakıldığında bunların bazıları eski bir Anadolu tüccarının çocuklarına verdiği klasik öğütler gibi görülebilir.Erdemoğlu ailesinde ise bu öğütlerin önemli bir bölümü zaman içinde ekonomik kurallara dönüştü. Ortaya ailenin kendi anayasası çıktı.

1990’DA KENDİLERİNE SINIR KOYDULAR
İbrahim Erdemoğlu, grubun büyümesini anlatırken özellikle 1990 yılında oluşturdukları aile anayasasının altını çizdi. Kural son derece netti. Şirketlerin toplam karının minimum yüzde 90’ı yeniden yatırıma gidecek.
Aile üyelerinin tamamının şirketlerden alabileceği para ise maaşlar dahil toplam karın yüzde 10’unu geçmeyecek.
Bir ortak yüzde 3 alabilir.
Bir diğeri yüzde 2.
Bir başkası daha az.
Günün sonunda ortakların toplamı yüzde 10 sınırının üzerine çıkamaz.
İbrahim Erdemoğlu bana bunu şöyle anlatıyordu: “Kazandığımız parayı bir köşeye ayırıp ev, araba vesaire almak yerine tekrar işe yatırdık.”
Bu anlayış hala devam ediyor.
Bence Erdemoğlu ailesinin hikayesindeki en önemli ayrıntılardan biri bu.
Aile anayasaları denildiğinde genellikle kimin şirkette çalışacağı, hisselerin nasıl devredileceği, çocukların yönetime nasıl gireceği konuşulur. Erdemoğlu ailesinin kendisine koyduğu en temel kurallardan biri ise doğrudan harcamayı sınırlıyor. Kendi paralarına kendi koydukları bir sınır.
100 LİRA KAZAN, EN AZ 90 LİRASINI GERİ KOY
Sistemi en basit haliyle anlatırsak. Şirket 100 lira kazanıyor. Ailenin tamamı en fazla 10 lirayı kullanabiliyor. En az 90 lira yeniden fabrikaya, makineye, teknolojiye, kapasiteye ve yeni yatırıma dönüyor.
Bir yıl…
Beş yıl…
On yıl…
Otuz altı yıl…
Bu disiplin devam ettiğinde ortaya çıkan bileşik etkiyi grubun büyüme rakamlarında görmek mümkün.
1983’te yaklaşık 250 bin dolar olan ciro…
1993’te 3 milyon dolar…
2003’te 30 milyon dolar…
2013’te 300 milyon dolar…
2023’te 3 milyar dolar…
Yaklaşık her 10 yılda bir 10 katlık büyüme.
Bu büyümeyi yalnızca girişimcilikle açıklamak eksik kalıyor.
Arkasında aynı zamanda tüketmek yerine yeniden yatırım yapmayı tercih eden bir sermaye kültürü var.

BABA BAŞLATTI, ÇOCUKLARI DEVAM ETTİRDİ
Mehmet Erdemoğlu’nun para konusundaki anlayışının bir başka tarafı daha vardı.Kazandığının bir bölümünü topluma geri vermek.Sağlığında burslar verdi. Okullar yaptırdı. Sağlık tesislerine destek oldu.İbadethaneler yaptırdı.
Hayır faaliyetleri nedeniyle 1999 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Hayırseverlik Ödülü’ne, 2000 yılında ise TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldü.
Mehmet Erdemoğlu 2006 yılında hayatını kaybetti. Çocukları ise dört yıl sonra, 2010’da onun adına Mehmet Erdemoğlu Vakfı’nı kurdu.Böylece babalarının başlattığı yardım geleneğini kurumsallaştırdılar.
Okullar…
Fakülteler…
Öğrenci yurtları…
Öğretmenevleri…
Kütüphaneler…
Sağlık tesisleri…
Sosyal tesisler…
İbadethaneler…
Ailenin sosyal yatırımlarında özellikle babalarının doğduğu Besni ve Adıyaman önemli bir yer tuttu.Sanayi büyüdükçe yardım faaliyetlerinin ölçeği de büyüdü.
CAMİ DE YAPTIRDILAR, CEMEVİ DE
İbrahim Erdemoğlu ile konuşurken bu bölümde anlattığı bir ayrıntı özellikle dikkatimi çekti.
Erdemoğlu ailesi cami de yaptırmış, cemevi de.
İbrahim Erdemoğlu bunu anlatırken hayır işlerine nasıl baktıklarını da açık biçimde tarif etti:
“Eğer yaşadığımız şehirde başka dinlerin mensupları yoğun olarak yaşasaydı ve ibadethaneye ihtiyaçları olsaydı, onların ibadethanelerini de yaptırırdık.”
Bence bu cümle yaptırılan binaların sayısından daha fazla şey anlatıyor.
Burada insanların neye inandığı değil, neye ihtiyaç duyduğu yönünde bir bilinç var.
Camiye ihtiyaç varsa cami…
Cemevine ihtiyaç varsa cemevi…
Okula ihtiyaç varsa okul…
Sağlık tesisine ihtiyaç varsa sağlık tesisi…
Bu yaklaşım Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına bıraktığı anlayışla da örtüşüyor:
İnsanları ayırmamak.
Kapıya geleni geri çevirmemek.
İhtiyaç nerede varsa oraya gitmek.
KAZANDIKLARI TOPRAKLARA GERİ DÖNDÜ
Erdemoğlu ailesinin sosyal yatırımlarının haritasına baktığınızda özellikle bir yer öne çıkıyor:
Besni.
Babanın doğduğu topraklar.
Mehmet Erdemoğlu’nun ve aile fertlerinin isimlerini bugün bölgede çok sayıda eğitim ve sosyal yatırımın tabelasında görmek mümkün.
Okullar…
Fakülteler…
Öğrenci yurtları…
Öğretmenevleri…
Kütüphaneler…
Sosyal tesisler…
Cami…
Cemevi…
Ailenin sanayi yatırımları Gaziantep’ten Adana’ya, ticareti Türkiye’den dünyanın dört bir yanına yayıldı. Kazanılan paranın bir bölümü dönüp dolaşıp çıktıkları topraklara geri geldi.
6 Şubat depremlerinin ardından da bölgedeki ihtiyaçlara yönelik yardımlar ve yatırımlar bu anlayışın devamı oldu.
Bence burada Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına bıraktığı bir başka sessiz nasihat daha var: "Nereden geldiğini unutma"

İBRAHİM ERDEMOĞLU SEKİZ YAŞINDA DÜKKANA GİDİYORDU
İbrahim Erdemoğlu’nun kendi hikâyesi de aslında babasının iş anlayışının nasıl çocuklara geçtiğini gösteriyor.
1962 yılında Besni’de doğdu.
İlkokul, ortaokul ve liseyi Gaziantep’te okudu.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nü bitirdi.
Ama iş hayatıyla tanışması üniversiteden çok önceydi.
Henüz sekiz yaşındayken hafta sonlarında dükkâna gidiyordu.
Çıraklık yaptı.
Kilim dokudu.
Üniversite yıllarında halı ticaretinin içinde bulundu.
Sonrasında kardeşleriyle birlikte babadan aldıkları işi büyüttüler.
Merinos büyüdü.
Dinarsu gruba katıldı.
2015’te SASA satın alındı.
Halıyla başlayan aile şirketi zaman içinde polyester ve petrokimyaya kadar uzandı.
Ancak şirketlerin büyüklüğü değişirken aile içindeki bazı kurallar değişmedi.
SİYASET YOK, FUTBOL YOK
İbrahim Erdemoğlu’nun bana anlattığı iki nasihate yeniden dönelim.
“Siyasetten uzak durun.”
“Topla, futbolla ilgilenmeyin.”
Mehmet Erdemoğlu’nun bu iki nasihati hangi kaygıyla verdiğini bugün kendisine soramayız.
Çocuklarının izlediği yola baktığımızda ise ortaya ilginç bir tablo çıkıyor.
Enerjilerini siyasete harcamadılar.
Futbol kulüplerinin yönetim ve güç mücadelelerine girmediler.
Kazandıkları paranın çok büyük bölümünü yeniden sanayiye yatırdılar.
Babalarının yardım geleneğini devam ettirdiler.
Belki Erdemoğlu ailesinin bugün hâlâ uyguladığı modeli dört cümlede toplamak mümkün:
Siyasete girme.
Futbolla uğraşma.
Kazandığının en az yüzde 90’ını yeniden işe yatır.
Kazandığın topluma, kim olduğuna bakmadan geri ver.
İlk ikisi babanın nasihatiydi.
Üçüncüsü çocukların 1990’da ekonomik bir kurala dönüştürdüğü anlayış oldu.
Dördüncüsü ise babadan çocuklara geçen bir gelenek.
BABADAN KALAN EN BÜYÜK MİRAS
Gaziantep’ten ayrıldıktan sonra İbrahim Erdemoğlu’nun anlattığı iki nasihati düşündüm.
Bir baba çocuklarına şirket bırakabilir.
Arsa bırakabilir.
Fabrika bırakabilir.
Para bırakabilir.
Mehmet Erdemoğlu bunların yanında çok daha zor olan başka bir şeyi de bırakmış:
Parayı, işi ve gücü nasıl yöneteceklerine ilişkin bir kültür.
Çocukları o kültürün üzerine aile anayasasını koydu.
Kazandıkları 100 liranın en az 90 lirasını yeniden işe yatırdı.
O sermaye büyüdü.
İki tezgahtan fabrikalara…
Halıdan polyestere…
Merinos’tan SASA’ya uzandı.
Babalarının yıllar önce söylediği iki nasihat hala yerinde duruyor:
Siyasetten uzak durun.
Topla uğraşmayın.
Anadolu insanını da, kültürünü de seviyorum. Anadolu ile her buluştuğumda o saf temiz kültürümüze, bizi halen ayakta tutan değerlerimize tanıklık ediyorum.
Baba nasihati demişken de rahmetli babamın nasihatları geliyor aklıma. "Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" "Ne oldum deme ne olacağım de"
Anadolu insanını ayakta tutan nesillerden nesillere gelen kültürümüz belki de bu. Atalarımıza sahip çıkmak, onların sözleri ile gelenekleri ile yoğrulmak bunu da gelecek nesillere taşımak...
İşte tam da bu yüzden, Mehmet Erdemoğlu’nun çocuklarına söylediği bu iki cümle bugün kulağa biraz daha farklı geliyor.
Kimbilir, babalarından kalan en değerli miras ne fabrika ne de paraydı.
Neye bulaşmamaları gerektiğini bilmeleriydi.
İLGİLİ HABER
Çinle rekabette Ikea ve Merinos formülü
patronlardunyasi.com
















