London School of Economics araştırması küresel ısınmanın 2050’ye kadar gelirleri yüzde 15’e kadar düşürebileceğini ortaya koydu
Yeni araştırmalar, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevre sorunu olmadığını ortaya koydu. Küresel sıcaklık artışı kontrol altına alınmazsa, 2050’ye kadar kişi başına gelirlerde yüzde 3 ila yüzde 15 arasında kayıp yaşanabilir. En ağır darbe ise düşük gelirli ülkelere inecek.

Küresel ekonominin önündeki en büyük tehditler arasında artık yükselen sıcaklıklar da gösteriliyor. London School of Economics bünyesindeki İklim değişikliği ve çevre araştırmaları yapan Grantham Institute tarafından yayımlanan kapsamlı çalışma, iklim krizinin önümüzdeki 25 yılda gelirleri aşındıracağını ortaya koydu. Araştırmaya göre, gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılına kadar dünya genelinde kişi başına gelir yüzde 3 ila yüzde 15 arasında düşebilir.
Raporda, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 2,2-2,8°C üzerinde artacağı ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama konusunda daha fazla bir artış olmayacağı varsayımına dayanan “olası en kötü senaryoya” dayandığı belirtildi. Bu tablo, sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve deniz seviyesindeki yükselişin artık yalnızca doğayı değil, maaş bordrolarını, şirket bilançolarını ve devlet bütçelerini de vurduğunu gösteriyor. Zira tarım, balıkçılık ve turizm gibi doğaya bağımlı sektörlerde yaşanacak sorunların ekonomik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor.
DARBE EN ÇOK YOKSUL ÜLKELERE
Ekonomim'den Evrim Küçük'ün haberine göre, araştırma, düşük ve alt orta gelirli ülkelerin iklim şoklarından çok daha sert etkileneceğini vurguluyor. Bu ülkelerde kişi başına gelir kaybının yüzde 8 ila yüzde 18 arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Bir başka ifadeyle, iklim değişikliğine en az neden olan ülkeler, ekonomik faturayı en ağır ödeyenler olacak. Rapor, iklim krizinin yalnızca üretimi azaltmadığını; aynı zamanda enflasyonu yükselttiğini, kamu harcamalarını artırdığını ve borçlanma maliyetlerini yukarı çektiğini belirtiyor. Afet sonrası yeniden inşa harcamaları, bozulan altyapı ve düşen verimlilik, mali dengeleri zorluyor. Uzmanlara göre kredi notları, kamu borcu ve büyüme tahminleri artık iklim riskinden bağımsız düşünülemeyecek.
“1 DOLARLIK YATIRIM 4 DOLARLIK KAYBI ÖNLEYECEK”
Araştırmada dikkat çeken en güçlü mesaj ise aksiyon alınmamasının maliyeti, önlem almaktan çok daha yüksek. Uyum yatırımlarının ortalama fayda-maliyet oranı 4’e 1 seviyesinde hesaplanıyor. Yani bugün yapılan her 1 dolarlık yatırım, gelecekte 4 dolarlık kaybı önleyebilir. Sulama altyapısı, taşkın koruma sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve dayanıklı şehir planlaması öne çıkan alanlar arasında yer alıyor.
1,5 DERECE HEDEFİ NEDEN KRİTİK?
Paris Agreement, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamayı hedefliyor. Ancak mevcut politikalar dünyanın yüzyıl sonunda yaklaşık 3 derece ısınabileceğine işaret ediyor. Bu fark, yalnızca çevresel değil ekonomik olarak da trilyonlarca dolarlık sonuç anlamına geliyor.
TÜRKİYE İÇİN ANLAMI NE?
Türkiye gibi tarım, turizm ve kıyı ekonomileri güçlü ülkeler için iklim riski doğrudan büyüme riski demek. Su stresi, sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve kıyı baskısı; gelir, istihdam ve fiyatlar üzerinde belirleyici hale geliyor. Uzmanlara göre iklim yatırımları artık çevre politikası değil, ekonomik güvenlik politikası.
patronlardunyasi.com















