Dolar
49,0192
0,03%
Euro
55,6047
0,07%
Sterlin
64,9211
0,06%
Bitcoin
4.079.113
-0,30%
BİST-100
12.290,58
-2,40%
Gram Altın
6.573,569
-0,24%
Gümüş
60,97
-0,82%
Faiz
40,17
0,00%

Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, BM Genel Kurulu için gittiği New York’taki izlenimlerini PD için yazdı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’ta yoğun bir hafta geçiren Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, siyasetten enerjiye, altyapıdan 2 trilyon dolarlık spor ekonomisine uzanan temaslarından kalan izlenimleri PD için yazdı. “Dünyanın giderek ayrıştığı bir dönemde ihtiyacımız olan daha yüksek duvarlar değil, daha güçlü köprüler. Gelecek, köprü kurabilenlerin olacak.”

30.09.2026 04:52 • Güncelleme: 30.09.2026 05:02
Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, BM Genel Kurulu için gittiği New York’taki izlenimlerini PD için yazdı
16px
32px

Ebru ÖZDEMİR Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı

New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftasının farklı bir havası vardır.

Dünyanın dört bir yanından liderler, iş insanları, uluslararası kuruluşların temsilcileri ve sivil toplum aynı şehirde buluşur. Takvimler toplantılarla dolar, görüşmeler birbirini izler.

Ben yıllardır bu haftaların asıl değerinin sadece toplantı salonlarında konuşulanlardan ibaret olmadığını düşünüyorum.

Bir toplantıdan çıkarken yapılan kısa bir sohbet, bazen farklı sektörlerden insanların aynı masada buluşması, bazen de hiç planlanmamış bir karşılaşma size dünyanın nereye doğru gittiği konusunda çok daha fazla şey anlatabiliyor.

Bu yıl New York’ta benim en fazla düşündüğüm kelime bu nedenle “köprüler” oldu.

İnsanlar arasında, ülkeler arasında, sektörler arasında, kamu ile özel sektör arasında kurulan köprüler…

Patronlar Dünyası okurları için New York’taki bir haftama dönüp baktığımda, siyasetten iş dünyasına, enerjiden altyapıya, spordan sürdürülebilirliğe kadar birbirinden çok farklı alanlarda aslında aynı mesajla karşılaştığımı görüyorum.

Bugünün büyük sorunlarını artık hiç kimse tek başına çözemiyor.

Günümüzün karmaşık dünyası tekil akılları ve izole çabaları aşmış durumda. Kamunun gücünü, özel sektörün dinamizmini, akademinin derinliğini ve sivil toplumun sahadaki sesini aynı vizyonda buluşturmak zorundayız.

Bir iş insanı olarak New York’tan çıkardığım en önemli sonuçlardan biri bu oldu: Karşımızdaki sorunların büyüklüğü kadar, o sorunları çözmek için kimleri aynı masaya oturtabildiğimiz de önemli.

NEW YORK’TA DİPLOMASİNİN KORİDORLARI

Her yıl olduğu gibi diplomasinin koridorları New York’ta yine oldukça yoğundu.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle gerçekleştirdiği temasları ve iş dünyasıyla buluşmaları yakından takip ettik.

Bu görüşmeler, Türkiye’nin uluslararası ekonomik ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesi açısından önemli bir zemin oluşturdu.

DEİK/TAİK çatısı altında gerçekleştirilen yatırımcı görüşmelerinde ise benim özellikle dikkatimi çeken nokta, Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ve ticari bağları daha ileriye taşımakta iş dünyasının üstlenebileceği roldü.

Devletler arasındaki ilişkiler elbette diplomasinin konusu. Ama o ilişkilerin kalıcı hale gelmesinde yatırımın, ticaretin ve iş insanları arasında oluşan güvenin de çok önemli bir payı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Sayın Emine Erdoğan’ın uzun yıllardır öncülük ettiği Sıfır Atık hareketinin New York’taki yansımalarını izlerken de benzer bir tablo gördüm.

Sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel bir mesele değil. Ekonomik, toplumsal ve insani boyutlarıyla küresel gündemin merkezinde.

İş dünyası açısından bunun anlamı çok açık: Sürdürülebilirlik artık şirketlerin faaliyet raporlarının bir bölümünden ibaret değil; yatırım kararlarının ve gelecek stratejilerinin doğrudan parçası.

NEW YORK’TAN ANTALYA’YA: COP31

Bu yıl New York’taki iklim gündeminin Türkiye açısından ayrı bir anlamı daha vardı.

Türkiye, kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum, New York’taki temaslarında COP31’in uygulama odaklı yaklaşımını uluslararası kamuoyuyla paylaştı.

Ben burada özellikle bir kavramın altını çizmek istiyorum:

Taahhütlerden uygulamaya geçmek.

Çünkü iklim konusunda artık yalnızca hedef açıklamanın yeterli olmadığı bir dönemdeyiz.

İklim hedeflerinin gerçek karşılığını şehirlerde, enerji sistemlerinde, ulaşımda, sanayide ve altyapıda hayata geçirilen projelerde göreceğiz.

Bu projelerin gerçekleşmesi için de kamu ile özel sektör, finansman ile teknoloji, küresel hedeflerle yerel uygulamalar arasında yeni köprüler kurulması gerekiyor.

Antalya’ya uzanan COP31 sürecini bu nedenle yalnızca büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyorum. İklim hedeflerinin somut, ölçülebilir ve finanse edilebilir projelere dönüşmesi açısından da önemli bir fırsat olarak görüyorum.

300 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM POTANSİYELİ

Bu dönüşümün New York’taki en somut başlıklarından biri de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar’ın Atlantik Konseyi Türkiye Programı ve DEİK/TAİK iş birliğiyle gerçekleştirilen Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı’ndaki temaslarıydı.

Sayın Bakan, küresel yatırımcılar ve enerji şirketlerinin temsilcileriyle bir araya geldi.

Masadaki rakamlar da küçümsenecek rakamlar değildi.

Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefleri, elektrifikasyon odaklı yeni 2040 enerji vizyonu ve yenilenebilir enerjiden kritik madenlere uzanan 300 milyar doları aşkın yatırım potansiyeli uluslararası yatırımcılara anlatıldı.

Bir iş insanı olarak benim bu görüşmelerden çıkardığım sonuç şu:

Enerji dönüşümü artık yalnızca enerji şirketlerinin meselesi değil.

Altyapıdan sanayiye, finansmandan teknolojiye kadar çok geniş bir ekonomik ekosistemi ilgilendiriyor.

Enerji arz güvenliğini sağlarken yeşil dönüşümü sürdürülebilir kılma kararlılığının, ABD’li yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin stratejik konumunu bir kez daha pekiştirdiğine inanıyorum.

Enerji dönüşümü açısından Dr. Fatih Birol’un liderliği ve ortaya koyduğu perspektif de bu tartışmaların önemli bir parçasıydı.

Enerji güvenliği, dönüşüm ve artan küresel enerji ihtiyacı arasındaki dengeyi konuşurken, özellikle altyapı sektörünün önümüzdeki dönemde ne kadar büyük bir sorumluluk üstleneceğini bir kez daha gördüm.

GELECEĞİN KÖPRÜLERİ: ENERJİ VE TRANSİT KORİDORLARI

Küresel diplomasinin kalbinin attığı bu haftada Limak Holding olarak biz de her yıl olduğu gibi New York’ta yoğun bir program gerçekleştirdik.

Atlantik Konseyi Türkiye Programı iş birliği ve Bank of America (BofA) ev sahipliğinde küresel bağlantıların geleceğine odaklanan bir panel düzenledik.

“Bölgesel Enerji ve Transit Koridorlarının Finansmanı” başlıklı etkinlikte enerji, ticaret, dijital altyapı ve lojistiği birbirine bağlayan koridorları konuştuk.

Ben bu konuyu özellikle önemsiyorum.

Çünkü çatışmaların, ticaret yollarındaki risklerin ve enerji güvenliğine ilişkin kaygıların arttığı bir dünyada koridorlar artık yalnızca birer altyapı projesi değil.

Jeopolitik birer araç haline geliyorlar.

Üstelik mesele sadece bu projeleri inşa etmek de değil. Asıl mesele onları finanse edilebilir ve sürdürülebilir modellerle hayata geçirebilmek.

Çok taraflı finans kuruluşlarını, bankaları, kamu ve özel sektör temsilcilerini aynı panelde buluşturduğumuzda bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördüm.

Bugünün dünyasında koridorlar yalnızca ülkeleri birbirine bağlamıyor.

Enerjiyi, sermayeyi, teknolojiyi ve insanları da birbirine bağlıyor.

NEW YORK’TA SPORA BAŞKA BİR GÖZLE BAKTIM

Haftanın benim için en ilham verici boyutlarından biri de sporun dönüştürücü gücüydü.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) New York’ta düzenlediği Sürdürülebilir Etki Zirvesi kapsamındaki Spor Altyapısı Yuvarlak Masa Toplantısı’nda 2026 FIFA Dünya Kupası gibi dev organizasyonların yalnızca sportif etkinlikler olmadığını konuştuk.

Bu organizasyonlar aynı zamanda şehirleri ve toplumları dönüştüren büyük ölçekli altyapı ve kalkınma projeleri.

Beyaz Saray 2026 FIFA Dünya Kupası Görev Gücü Yürütücü Direktörü Andrew Giuliani ile Kansas City Belediye Başkanı Quinton Lucas’ın anlattıklarını dinlerken, mega organizasyonlara hazırlık sürecinden ev sahibi şehirlerde bıraktıkları kalıcı mirasa kadar çok geniş bir ekonomik alan bulunduğunu bir kez daha gördüm.

Dünya Ekonomik Forumu’nun “İnsanlar ve Gezegen İçin Spor” (Sports for People and Planet) raporu da spor ekonomisinin büyüklüğünün ötesinde sağlık, iklim, kentsel yaşam ve toplumsal kapsayıcılıkla kurduğu ilişkiyi ortaya koyuyor.

Çalışmanın ortaya koyduğu yaklaşım aslında çok çarpıcı:

Sporun milyarlarca dolarlık ekonomik hacmini küresel krizlerin çözümünde stratejik bir araca dönüştürmek.

GOLDMAN SACHS’TAN BANK OF AMERICA’YA AYNI MASA

New York temaslarımız sırasında beni ayrıca heyecanlandıran bir gelişmeyi de kamuoyuyla paylaştık.

Atlantik Konseyi ile birlikte titizlikle üzerinde çalıştığımız yeni küresel girişimin lansmanını 22 Eylül’de gerçekleştirdik.

Atlantic Council Power of Sports Center — Atlantik Konseyi Sporun Gücü Merkezi.

Limak Holding olarak bu platformun kurucuları arasında yer alıyoruz.

Devlet başkanlarını, spor dünyasının liderlerini, küresel yatırımcıları ve özel sektörü 2 trilyon dolarlık spor endüstrisi çatısı altında buluşturmayı amaçlayan bu merkezin yaklaşımını önemsiyorum.

Çünkü spor burada yalnızca bir eğlence sektörü olarak görülmüyor.

Diplomasinin, ekonomik büyümenin ve uluslararası iş birliğinin stratejik bir kaldıracı olarak ele alınıyor.

Limak Holding’in yanı sıra Goldman Sachs, Atlantik Konseyi Başkan Vekili Adrienne Arsht, Bank of America, Kalshi ve Super Technologies de platformun kurucu ortakları arasında.

Merkez faaliyetlerini beş temel alanda sürdürecek.

“Devlet Yönetimi ve Diplomasi” başlığında sporun birleştirici gücüyle uluslararası ittifakları ve küresel liderliği pekiştirmek; “Altyapı ve Kalkınma” alanında spor altyapı yatırımları, turizm ve dev organizasyonların yarattığı ekonomik etkiyi en üst seviyeye çıkarmak hedefleniyor.

“İnovasyon” başlığında yapay zeka, yeni teknolojiler ve dijital dönüşümle sporun geleceğinin yeniden şekillendirilmesi; “Toplum” alanında eğitim, nitelikli insan kaynağı ve iş gücü gelişimi aracılığıyla fırsat eşitliği yaratılması amaçlanıyor.

Beşinci başlık olan “Dayanıklılık” ekseninde ise güvenlik, kamu sağlığı ve iklim direnci odağında daha güçlü ve hazırlıklı toplumlar oluşturulması hedefleniyor.

Bütün bunları aynı çatı altında gördüğünüzde sporun aslında ne kadar büyük bir ekonomik ve diplomatik ekosistem olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

HAMDİ ULUKAYA’NIN DAVETİNDE 100 YILLIK İLİŞKİ

New York programının benim için en özel buluşmalarından biri de Hamdi Ulukaya’nın ev sahipliğinde Türkiye–ABD ilişkilerinin 100. yılı vesilesiyle verdiği davetti.

İki ülke arasındaki bir asırlık ilişkilerin kutlandığı bu buluşma bana haftanın başından beri düşündüğüm şeyi yeniden hatırlattı.

İş dünyasının görevi yalnızca ticaret yapmak ve yatırım gerçekleştirmek değil.

Toplumlar arasında güven ve kalıcı bağlar kurulmasında da iş insanlarının önemli bir rolü var.

Devletler arasında anlaşmalar imzalanıyor, diplomatik ilişkiler kuruluyor, ticaret hacimleri büyüyor.

Ama bütün bunların arkasında sonunda yine insanlar var.

Birbirini tanıyan, birbirine güvenen ve birlikte iş yapabilen insanlar…

New York’ta geçirdiğim bir haftanın ardından geriye dönüp baktığımda benim için tek bir kelime kalıyor:

Köprüler.

Ülkeler arasında…

Sektörler arasında…

Kamu ile özel sektör arasında…

Bugünün liderleriyle gelecek nesiller arasında…

Dünyanın giderek daha fazla ayrıştığı bir dönemde belki de en fazla ihtiyacımız olan şey tam olarak bu.

Daha yüksek duvarlar değil, daha güçlü köprüler.

Çünkü geleceği belirleyecek olan yalnızca sahip olduğumuz kaynaklar, teknoloji ya da sermaye olmayacak.

Birbirimize ulaşabilme, birbirimizi dinleyebilme ve birlikte hareket edebilme kapasitemiz de belirleyici olacak.

New York’tan ayrılırken benim için haftanın en güçlü mesajı “Gelecek Köprüler Kurabilenlerin Olacak” cümlesiydi.

patronlardunyasi.com