Dolar
44,5499
-0,11%
Euro
52,1283
0,78%
Sterlin
59,8652
0,90%
Bitcoin
3.194.420
3,36%
BİST-100
13.357,78
3,38%
Gram Altın
6.891,47
2,13%
Gümüş
77,06
5,58%
Faiz
42,55
0,00%

İran savaşı sadece yıkım değil; ilk 14 günde 5 milyon ton karbon emisyonu üreterek görünmeyen bir iklim maliyeti yarattı

Savaşın iklim maliyeti varsayımsal değil. Ölçülebilir. Ve giderek büyüyor. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor.

08.04.2026 05:52Güncelleme: 08.04.2026 05:57
İran savaşı sadece yıkım değil; ilk 14 günde 5 milyon ton karbon emisyonu üreterek görünmeyen bir iklim maliyeti yarattı
16px
32px

Savaşın bedeli yalnızca yıkılan kentler, kaybedilen hayatlar ve bozulan dengelerle sınırlı değil. Çatışmaların bir de görünmeyen iklim faturası var. İran savaşı üzerinden yapılan ilk hesaplamalar, daha ilk 14 günde ortaya çıkan karbon emisyonunun 5 milyon tonu aştığını gösteriyor. Üstelik asıl büyük yükün, savaş bittikten sonra başlayacak yeniden inşa döneminde ortaya çıkması bekleniyor.

Ekonomim'in haberine göre, İran merkezli çatışma üzerinden yapılan son hesaplamalar, savaşın iklim üzerindeki etkisinin artık soyut bir tartışma olmaktan çıktığını gösteriyor. Tam tersine, ölçülebilen, raporlanabilen ve kamu politikalarının parçası haline getirilmesi gereken somut bir maliyetle karşı karşıyayız.

Veriler çarpıcı: Queen Mary University of London araştırmacılarına göre, ABD-İsrail’in İran’la savaşı yalnızca ilk 14 günde 5 milyon tonun üzerinde karbon emisyonuna neden oldu. Bu rakam, savaşın yalnızca görünen değil, görünmeyen yıkımının da ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. 5 milyon tonluk emisyon, yaklaşık 1,1 milyon otomobilin bir yıl boyunca trafikte olmasına eşdeğer. Bir başka ifadeyle, büyük bir Avrupa kentindeki tüm otomobillerin yıllık emisyonuna yakın bir yükten söz ediyoruz. Aynı rakam, yaklaşık 1 milyon transatlantik uçuşun yarattığı karbon etkisine de denk düşüyor. Savaşın iklim boyutu tam da burada görünür hale geliyor: Birkaç haftalık askeri operasyon, milyonlarca bireysel tüketim ve ulaşım faaliyetinin toplamına eşit bir çevresel yük yaratabiliyor.

SAVAŞ KOŞULLARINDA DOĞRUDAN ÖLÇÜM YAPMAK İMKÂNSIZ

Üstelik bu hesabın ihtiyatlı bir tahmin olduğu özellikle vurgulanıyor. Çünkü savaş koşullarında doğrudan ölçüm yapmak neredeyse imkânsız. Askeri yakıt tüketimi, lojistik zincirleri, mühimmat üretimi ve tedarik sistemleri çoğu zaman ayrıntılı biçimde kamuoyuna açıklanmıyor. Bu nedenle araştırmacılar, emisyonu doğrudan ölçmek yerine harcama bazlı bir yöntem kullanıyor. Yani harcanan her dolar başına ortaya çıkabilecek ortalama karbon miktarı hesaplanıyor.

Bu yaklaşım kusursuz değil; ama yine de bugüne kadar büyük ölçüde görünmez kalan askeri emisyonlara dair önemli bir çerçeve sunuyor.

SAVAŞLARIN ASIL KARBON YÜKÜ ÇATIŞMA SONRASI ORTAYA ÇIKIYOR

Rakamların en dikkat çekici olanlarından biri de ABD’nin harcaması. Reuters’a göre yalnızca Amerika Birleşik Devletleri, çatışmanın ilk 6 gününde en az 11,3 milyar dolar harcadı. Kullanılan hesaplama yöntemine göre, yalnızca bu ilk altı günlük harcama yaklaşık 3,4 milyon ton karbon emisyonu anlamına geliyor. Başka bir deyişle, savaşın iklim maliyeti haftalar içinde değil, günler içinde milyon tonlarla ifade ediliyor.

Ancak asıl mesele yalnızca aktif çatışma dönemi değil. Eldeki veriler, savaşların asıl karbon yükünün çoğu zaman çatışma sonrası dönemde ortaya çıktığını düşündürüyor. Çünkü yıkılan kentlerin, yolların, köprülerin, enerji altyapısının ve kamu binalarının yeniden yapılması gerekiyor. Ve yeniden inşa, çimento, çelik, asfalt, ağır iş makineleri, taşımacılık ve enerji yoğun üretim anlamına geliyor.

Birleşik Krallık hükümet verilerine göre, yalnızca inşaat faaliyetleri için harcanan her 1 milyar sterlin, yaklaşık 250 bin ila 350 bin ton karbon emisyonu üretiyor. Buna moloz kaldırma, atık yönetimi, tedarik zinciri kırılmaları ve güvenlik gerekçesiyle oluşun ek lojistik yükler dâhil değil. Bu nedenle savaşın gerçek iklim faturasının, çatışma anında hesaplanan rakamların çok ötesine geçmesi bekleniyor. Yani 5 milyon ton, muhtemelen yalnızca başlangıç.

KARBON MUHASEBESİ YENİ BİR EŞİK YARATABİLİR

Sorunun bir başka kritik boyutu ise yönetişim. Çünkü savaşın iklim maliyeti bugün hâlâ uluslararası iklim rejiminin güçlü ve şeffaf bir parçası değil. Kyoto Protokolü döneminde ülkelerin askeri emisyonlarını ulusal bildirimlerin dışında bırakabilmesine olanak tanıyan boşluklar vardı. Paris Anlaşması bu dar çerçeveyi aşmış olsa da askeri emisyonların bugün de tutarlı, ayrıştırılmış ve karşılaştırılabilir biçimde raporlandığını söylemek zor. Kurumlara karbon emisyonlarını ölçme, yönetme ve azaltma konusunda danışmanlık veren BOM Systems Karbon Danışmanı ve Operasyon Direktörü Dr. Laura-Jane Nolan, karbon muhasebesinin bu noktada yeni bir eşik yaratabileceğini ifade ediyor. Nolan, uluslararası kabul görmüş standartlarla, örneğin ISO 14064-1 gibi çerçevelerle çatışma ve yeniden inşa süreçlerinin karbon etkisini sistematik biçimde ölçmenin, çevresel hesap verebilirlik açısından önemli bir adım olabileceğini söylüyor.

Nitekim Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında Birleşmiş Milletler Tazminat Komisyonu, petrol yangınları ve ekosistem kayıpları dahil çevresel zararlar için milyarlarca dolarlık tazminata hükmetmişti. Karbon maliyetinin de bu tartışmanın parçası haline gelmesi artık kaçınılmaz görünüyor.

İşin ekonomik tarafı da en az çevresel tarafı kadar çarpıcı. Çatışmanın yalnızca ilk altı gününde harcanan yaklaşık 11,3 milyar dolar, büyük ölçekli güneş ve rüzgâr projelerine, elektrifikasyona dayalı ısıtma sistemlerine, temiz ulaşıma ve enerji güvenliğini artıracak altyapılara yöneltilebilirdi. Savaş, sadece yıkım üretmiyor; aynı zamanda alternatif yatırım imkânlarını da yok ediyor. Başka bir deyişle mesele yalnızca ne kadar karbon salındığı değil, aynı kaynakla neyin inşa edilebileceği sorusu…

YIKIM İÇİN HARCANAN KAYNAKLA NE İNŞA EDİLEBİLİRDİ?

Dr. Laura-Jane Nolan’a göre, savaş sonrası yeniden inşa süreci artık yalnızca fiziksel bir toparlanma meselesi olarak görülemez. Nasıl bir altyapının yeniden kurulacağı, hangi enerji sistemlerinin seçileceği, hangi malzemelerin kullanılacağı ve finansmanın hangi koşullarla sağlanacağı, uzun vadeli emisyon patikasını da belirleyecek. Eski, verimsiz, fosil yakıta bağımlı sistemleri yeniden üretmek; yalnızca geçmişin sorunlarını tekrar etmek anlamına gelmeyecek, aynı zamanda geleceğin iklim risklerini de büyütecek. Buna karşılık, yeşil altyapı yatırımları ve düşük karbonlu inşa modelleri savaş sonrası dönemi bir tür dönüşüm fırsatına da çevirebilir.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı#Sodexo
benzer haberler
Türkiye’de 2050 sonrası kuraklık ve bozkır iklimi riski güçleniyor
Türkiye’de 2050 sonrası kuraklık ve bozkır iklimi riski güçleniyor