Dolar
49,5532
0,08%
Euro
55,6225
-0,06%
Sterlin
66,0571
-0,02%
Bitcoin
4.083.102
1,86%
BİST-100
11.579,85
-1,21%
Gram Altın
6.634,523
0,05%
Gümüş
57,58
1,05%
Faiz
39,18
-0,03%

Fon skandalının dokunulmazları kimler ve yanıtlanmamış sorular

Türkiye’yi sarsan fon soruşturmasında onlarca kişi tutuklandı, milyarlarca liralık işlemler incelemeye alındı, 131 fon için tasfiye süreci başlatıldı. Ancak skandalın en önemli sorularından bazıları hâlâ yanıtsız. Tera’nın patronu Emre Tezmen’i MKK yönetimine kim taşıdı? Destek Faktoring’in olağanüstü yükselişi sırasında Borsa İstanbul ne yaptı? Türkiye Varlık Fonuna bağlı şirketlerin tartışmalı yatırımlarından kimlerin haberi vardı? Ve neden bazı yöneticilerin sorumluluk alanları yeterince sorgulanmıyor?

19.10.2026 11:37 • Güncelleme: 19.10.2026 11:43
Fon skandalının dokunulmazları kimler ve yanıtlanmamış sorular
16px
32px

Toygun ATİLLA 

Türkiye sermaye piyasalarının tarihindeki en büyük soruşturmalardan biriyle karşı karşıyayız.

Tutuklanan iş insanları, mal varlıklarına el konulan şüpheliler, yönetimleri TMSF’ye devredilen şirketler, tasfiye edilen fonlar…

Soruşturma büyüdükçe yeni isimler, yeni şirketler ve yeni para hareketleri ortaya çıkıyor.

Ancak bütün bu gelişmelerin arasında dikkat çekici bir eksiklik var.

Herkes fonları konuşuyor. Fonların bu kadar büyümesine imkân veren sistemin nasıl işlediğini ise yeterince konuşmuyoruz.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) doğal olarak eleştirilerin merkezinde.

Peki ya diğer kurumlar?

Borsa İstanbul’un işlem gözetiminden sorumlu birimleri ne yaptı?

Merkezi Kayıt Kuruluşunun yönetiminde kimler vardı?

Türkiye Varlık Fonuna bağlı şirketlerin yatırım kararlarını kimler aldı?

Ve bütün bu kurumların üst yönetimlerinde bulunan isimler, yaşananlardan hangi ölçüde haberdardı?

Bu soruların cevaplarını aramak, herhangi bir kişiyi suçlamak değil.

Tam tersine, sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğini ortaya çıkarmak.

BİRİNCİ SORU: EMRE TEZMEN’İ MKK YÖNETİMİNE KİM GETİRDİ?

Fon soruşturmasının merkezindeki isimlerden Emre Tezmen’in geçmişte üstlendiği görev, skandalın en dikkat çekici ayrıntılarından biri.

Tera Yatırım’ın kurucusu Tezmen, 3 Ağustos 2023 tarihinde Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.

Bu bilgi herhangi bir iddiaya değil, MKK’nın 2025 yılı resmî faaliyet raporuna dayanıyor.

Tezmen’in yönetim kurulu üyeliği, 21 Eylül 2026 tarihli genel kurul kararıyla sona erdi. 

Burada üzerinde durulması gereken mesele şu:

MKK, Türkiye’deki sermaye piyasası araçlarına ilişkin yatırımcı kayıtlarının tutulduğu en önemli kurumlardan biri.

Böylesine hassas bir kurumun yönetimine, aynı zamanda sermaye piyasalarında büyük faaliyetleri bulunan bir grubun patronu nasıl seçildi?

Kim aday gösterdi?

Kimler destekledi?

Bu görevlendirmede hangi çıkar çatışması değerlendirmeleri yapıldı?

Üstelik Tezmen’in MKK yönetiminde bulunduğu dönemde sermaye piyasalarında fonların ve hisselerin iç içe geçtiği tartışmalı işlemler yaşandı.

Elbette MKK yönetiminde bulunmak, yatırımcıların gizli hesap bilgilerine erişildiği anlamına gelmiyor. Tezmen’in bu verilere yetkisiz eriştiğine ilişkin doğrulanmış bir bulgu bulunmuyor.

Ancak bu durum başka bir soruyu ortadan kaldırmıyor.

Sermaye piyasalarında bu kadar büyük bir oyuncunun, piyasanın kayıt altyapısını yöneten kurumda bulunması hangi denetim ve çıkar çatışması kurallarına tabiydi?

Bugün Tezmen hakkında yürütülen soruşturma konuşuluyor.

Peki onu bu önemli göreve getiren karar mekanizması neden aynı açıklıkla konuşulmuyor?

İKİNCİ SORU: DESTEK FAKTORİNG YÜKSELİRKEN KİM NE YAPTI?

Fon soruşturmasının en çarpıcı örneklerinden biri Destek Finans Faktoring.

Şubat 2025’te halka arz edilen şirketin hisseleri olağanüstü bir yükseliş yaşadı.

Şirketin piyasa değeri, Türkiye’nin en büyük finans kuruluşlarıyla karşılaştırılacak seviyelere ulaştı.

Bu sırada Destek Faktoring, Borsa İstanbul’un en önemli göstergelerinden BIST 30 Endeksi’nde yer aldı.

Hisselerin fiilî dolaşımı, fonların payları ve fiyat hareketleri uzun süre piyasa çevrelerinde tartışıldı.

Sonunda şirket BIST 30’dan çıkarıldı.

Ancak şimdi sorulması gereken, şirketin endeksten neden çıkarıldığı kadar, yükseliş sürecinde hangi gözetim işlemlerinin yapıldığı.

Borsa İstanbul’un ilgili birimleri bu olağanüstü fiyat hareketlerini ne zaman inceledi?

İşlemlerdeki yoğunlaşma hakkında hangi raporları hazırladı?

SPK’ya hangi bildirimler gönderildi?

Herhangi bir olağan dışı durum tespit edildiyse hangi tedbirler alındı?

Bir şirketin endekse dahil edilmesi, belirlenmiş teknik kriterlere bağlıdır. Endekste bulunması tek başına usulsüzlük anlamına gelmez.

Ancak bu teknik gerçek, olağanüstü fiyat hareketlerinin gözetimine ilişkin soruları ortadan kaldırmaz.

Bir hisse böylesine dikkat çekici bir yükseliş yaşarken, piyasanın gözetim mekanizmalarının ne yaptığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Üstelik 30 Eylül’de BDDK, Destek Finans Faktoring’in hâkim ortaklık yapısına ilişkin hakların TMSF tarafından kullanılmasını da içeren kararlar aldı. 

Artık mesele yalnızca bir hissenin fiyatı değil.

Bu noktaya gelene kadar sistemin nasıl çalıştığı.

ÜÇÜNCÜ SORU: VARLIK FONUNUN PARASINDAN KİMLERİN HABERİ VARDI?

Fon soruşturmasının en hassas boyutlarından biri kamu kontrolündeki finans kuruluşları.

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik, Türkiye Varlık Fonuna bağlı TVF Finansal Yatırımların kontrolündeki şirketler.

Şirketlerin eski genel müdürü Taha Çakmak’ın görevinden ayrılması ve hakkında yürütülen adli süreç, tartışmaları daha da büyüttü.

Basına yansıyan haberlerde Türkiye Sigorta kaynaklarının Tera bağlantılı fonlara yönlendirildiği iddia edildi.

Ancak bu işlemlerin tüm ayrıntılarını ortaya koyan, kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir yatırım dökümü bulunmuyor.

Tam da bu nedenle sorulması gereken sorular var.

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in tartışmalı fonlara toplam yatırımı ne kadardı?

Bu yatırımlara kim karar verdi?

Hangi yönetim organları onay verdi?

Şirketlerin risk yönetimi birimleri ne tür değerlendirmeler yaptı?

En önemlisi…

Türkiye Varlık Fonunun üst yönetimi bu yatırımlardan ne zaman haberdar oldu?

Taha Çakmak’ın istifası, kurumsal karar mekanizmalarının incelenmesi ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.

milyonlarca liralık yatırımların hangi yetki ve denetim süreçlerinden geçtiği, yalnızca bir yöneticinin görevden ayrılmasıyla açıklanabilecek bir mesele değil.

Burada kamuoyunun bilmesi gereken, kararların kişisel mi yoksa kurumsal süreçler içerisinde mi alındığı.

ERİŞAH ARICAN’IN YÖNETTİĞİ KURUMLAR NE BİLİYORDU?

Şimdi gelelim tartışmanın önemli isimlerinden birine.

Prof. Dr. Erişah Arıcan.

Arıcan, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı.

Aynı zamanda Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili.

Yani fon soruşturmasında kurumsal sorumlulukları tartışılan iki önemli yapının üst yönetiminde bulunuyor.

Bu durum Arıcan’ın soruşturma konusu işlemlere karıştığı, bunları onayladığı veya hukuka aykırı herhangi bir davranışta bulunduğu anlamına gelmiyor.

Ancak iki kurumda üst düzey görev taşıyan bir yöneticinin, kurumlarının sorumluluk alanlarına ilişkin sorularla muhatap olması son derece doğal.

Borsa İstanbul’un olağanüstü işlemlere ilişkin gözetim faaliyetleri hakkında yönetim kuruluna hangi bilgiler sunuldu?

Türkiye Varlık Fonuna bağlı şirketlerin tartışmalı fon yatırımları üst yönetime hangi raporlarla aktarıldı?

Bu gelişmeler hakkında yönetim organlarında herhangi bir değerlendirme yapıldı mı?

Bu soruların cevapları Arıcan’ın kişisel sorumluluğunu peşinen belirlemek için değil, kurumsal yönetimin nasıl işlediğini anlamak için gerekli.

Asıl dikkat çekici olan, soruşturmanın büyüklüğüne rağmen bu başlıklarda yeterince ayrıntılı bir kamuoyu açıklamasının bulunmaması.

Bir kurumun başında bulunmak, o kurumda gerçekleşen her işlemden şahsen sorumlu olmak değildir. Ancak kurumun hesap verebilirliğini sağlamak, yöneticiliğin en temel gereklerinden biridir.

BAZI İSİMLER NEDEN DAHA AZ SORGULANIYOR?

Fon soruşturmasında dikkat çeken bir başka mesele de kamuoyundaki sorumluluk tartışmasının dağılımı.

Bazı isimler sürekli gündemde.

Bazı kurumların yöneticileri ise daha sınırlı biçimde tartışılıyor.

Bu farklılığın nedeni ne?

Kurumsal yetkilerin yanlış anlaşılması mı?

Soruşturmanın belirli işlemlere odaklanması mı?

Yoksa kamuoyunun dikkatinin bazı isimlerde yoğunlaşması mı?

Bunları bilmeden herhangi bir kişinin siyasi veya kurumsal ilişkileri nedeniyle korunduğunu ileri sürmek doğru olmaz.

Ancak şu soruyu sormak da gazeteciliğin görevi. 

Soruşturma genişlerken, üst düzey yöneticilerin sorumluluk alanları neden aynı titizlikle incelenmiyor?

Soruşturma yalnızca doğrudan işlem yapan kişilerin değil, gözetim ve denetim süreçlerinin de açıklığa kavuşturulmasını gerektiriyor.

Bu nedenle Borsa İstanbul’un, MKK’nın ve Türkiye Varlık Fonunun kendi görev alanlarında kamuoyuna ayrıntılı bilgi vermesi önemli.

BEŞİNCİ SORU: MSCI TÜRKİYE’YE NEDEN BU KADAR AĞIR BİR UYARI YAPTI?

15 Ekim’de küresel endeks sağlayıcısı MSCI’den gelen açıklama, Türkiye sermaye piyasaları açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

MSCI, Türkiye hisse senetlerine ilişkin belirli endeks değişikliklerini durdurdu.

Gerekçe, kurumsal yatırımcıların piyasa bütünlüğü ve fiilî dolaşımdaki payların güvenilirliği hakkındaki endişeleri.

Kuruluş, özellikle nihai pay sahipliği şeffaflığının güçlendirilmesini, koordineli işlemlere karşı etkin gözetim ve yaptırımlar uygulanmasını istedi.

Haziran 2027’ye kadar yeterli ilerleme sağlanmazsa Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar sınıflandırmasının yeniden değerlendirilmesine yönelik bir istişare süreci başlatılabileceğini açıkladı. 

Bu uyarının önemi büyük.

MSCI yalnızca belirli bir şirketi veya fonu eleştirmiyor.

Türkiye sermaye piyasasının işleyişine ilişkin yapısal endişeleri dile getiriyor.

SPK’nın görevleri belli.

Borsa İstanbul’un işlem gözetimi, MKK’nın kayıt altyapısı ve piyasanın diğer kurumlarının sorumlulukları da bu sistemin bir parçası.

O halde neden bütün tartışma tek bir kurum üzerinden yürütülüyor?

SORUMLULUK KİMDE?

Fon soruşturmasının sonunda kimlerin hangi hukuki sorumluluğu taşıdığına yargı karar verecek.

Masumiyet karinesi herkes için geçerli.

Gazeteciliğin görevi yalnızca mahkeme kararlarını beklemek değil.

Kamu gücü kullanan, yatırımcıların güvenini etkileyen ve milyarlarca liralık işlemlerin gerçekleştiği piyasayı yöneten kurumlara soru sormak da gazeteciliğin görevi.

Bugün Emre Tezmen’in MKK yönetimine nasıl seçildiğini, Destek Faktoring’in olağanüstü yükselişi sırasında hangi gözetim işlemlerinin yapıldığını, kamu kontrolündeki sigorta şirketlerinin yatırım kararlarının nasıl alındığını ve üst yöneticilerin hangi bilgilere sahip olduğunu bilmek istiyoruz.

Bu soruların cevapları olmadan fon soruşturmasının kurumsal boyutu eksik kalacak.

Sadece işlem yapanları değil, işlemlerin gerçekleştiği sistemi de sorgulamak zorundayız.
Bana göre bütün bu dosyanın en önemli sorusu ise, 
Milyarlarca liralık işlemler gerçekleşirken kim neyi biliyordu, kim ne yaptı, kim yapması gerekeni yapmadı?

Türkiye sermaye piyasalarının yeniden güven kazanması için bu soruların tamamının yanıtlanması gerekiyor.

patronlardunyasi.com