Dolar
49,3412
0,10%
Euro
55,4717
0,43%
Sterlin
65,3776
0,11%
Bitcoin
4.059.283
0,81%
BİST-100
12.213,58
0,75%
Gram Altın
6.663,416
1,72%
Gümüş
60,46
2,16%
Faiz
39,36
0,00%

Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Osmanlı Bankası’nın Avrupa’daki tarihî mirasını taşıyan şirket tasfiyeye hazırlanıyor

Kırım Savaşı’nın ardından kurulan, Sultan Abdülaziz döneminde Osmanlı’nın merkez bankası işlevini üstlenen Osmanlı Bankası’nın Avrupa’daki tarihî mirasını taşıyan şirket tasfiyeye hazırlanıyor. Lüksemburg merkezli Compagnie Financière Ottomane’ın hissedarları, 3 Kasım’da 170 yıllık geçmişin son halkasının kapatılmasını oylayacak.

09.10.2026 04:47 • Güncelleme: 09.10.2026 05:07
Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Osmanlı Bankası’nın Avrupa’daki tarihî mirasını taşıyan şirket tasfiyeye hazırlanıyor
16px
32px

Aslı SÖZBİLİR

Brüksel’de yayımlanan Le Soir gazetesinin 5 Ekim Pazartesi tarihli resmi ilanlar sayfasında yer alan birkaç satırlık bir duyuru, küresel finans tarihi açısından simgesel bir devrin kapanışına işaret ediyor. Tarihi Osmanlı Bankası’nın uluslararası holding yapısını temsil eden Compagnie Financière Ottomane S.A., 3 Kasım 2026 tarihinde BGL BNP Paribas binalarında düzenleyeceği Olağanüstü Genel Kurul toplantısında şirketin feshini ve tasfiye sürecine girmesini hissedarlarının oyuna sunacağını duyurdu.
İlanda yer alan bilgilere göre şirket hissedarları, 3 Kasım 2026 Salı günü saat 15.00’te Lüksemburg’daki BGL BNP Paribas binalarında Olağanüstü Genel Kurul toplantısına davet edildi. Gündem maddeleri arasında; 31 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla hazırlanan yönetim kurulu raporu ve finansal tabloların incelenmesi, şirketin fesih edilerek tasfiye sürecine girmesi (dissolution et mise en liquidation), tasfiye memurunun atanması ve yetkilerinin belirlenmesi yer alıyor.

Adında “Ottomane” (Osmanlı) ibaresini barındıran ve Osmanlı Bankası’nın kurumsal zincirini günümüze kadar taşıyan bu son aktif finansal yapının kapanışı, 1856’da Kırım Savaşı’nın mali yükü altında temelleri atılan 170 yıllık devasa bir kurumsal mirasa da hukuki olarak son noktayı koyacak.


 
GALATA BANKERLERİNDEN KIRIM SAVAŞI’NA: BANK-I OSMANÎ-İ ŞAHANE’NİN DOĞUŞU

Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım Savaşı (1853-1856) sürecinde yaşadığı ağır bütçe açıkları, basılan karşılıksız kaimelerin yarattığı enflasyonist baskı ve 1854 yılında Dent, Palmer & Co. aracılığıyla İngiltere’den alınan ilk dış borçlanma hamlesi, Batılı finans merkezleriyle entegre kurumsal bir bankacılık yapısını zorunlu kıldı. Böylece, 24 Mayıs 1856 tarihinde İngiliz kraliyet imtiyaz beratı (Royal Charter) ile Stephen Sleigh ve Peter Pasquali liderliğindeki İngiliz yatırımcılar tarafından Londra merkezli “Ottoman Bank” kuruldu. 500 bin sterlin nominal, 135 bin sterlin ödenmiş sermayeyle yola çıkan banka, kısa sürede Galata bankerlerinin hâkim olduğu yüksek faizli kredi piyasasına rakip olarak ilk operasyonel şubelerini İstanbul (Galata), İzmir ve Beyrut’ta faaliyete geçirdi.

1850’lerin sonunda yaşanan mali çalkantıların ardından, 1862’de imzalanan ve 4 Şubat 1863’te Sultan Abdülaziz’in irade-i seniyyesiyle yürürlüğe giren uluslararası anlaşmayla bankanın yapısı kökten değişti. Fransız finans devi Société Générale du Crédit Mobilier ile Hottinguer gibi Paris’in köklü banker ailelerinden oluşan konsorsiyumun İngiliz sermayedarlarla ortaklık kurmasıyla bankanın sermayesi 2,7 milyon sterline (yaklaşık 67,5 milyon altın frank) çıkarıldı ve adı Bank-ı Osmanî-i Şahane (Banque Impériale Ottomane) olarak değiştirildi.

Sultan Abdülaziz tarafından tanınan 30 yıllık ilk imtiyaz fermanıyla bankaya olağanüstü yetkiler verildi. Kurum, sadece ticari krediler veren bir banka olmakla kalmadı; Osmanlı Hazinesi’nin resmi temsilcisi ve devletin tek emisyon bankası haline geldi. Altın karşılığı banknot basma tekeline sahip olan banka, iç ve dış borç ödemelerini yönetti, vergi gelirlerinin toplanmasında aracı oldu. Devlet bütçesine kısa vadeli avanslar sağlayan banka, Osmanlı tahvillerinin Paris ve Londra Borsaları üzerinde ihraç edilmesini yöneterek İmparatorluk maliyesinin ana kumanda merkezi konumuna yükseldi.


 
GALATA BASKINI’NDAN DİPLOMATİK KRİZLERE: SİYASET, CASUSLUK VE CEMİYET HAYATININ MERKEZİ

Bankanın Karaköy’de Bankalar Caddesi üzerinde Mayıs 1892’de görkemli bir törenle hizmete açılan genel merkez binası, İmparatorluğun Doğu ile Batı arasında sıkışan kimliğini mimarisinde cisimleştirdi. İstanbullu ünlü mimar Alexandre Vallaury’nin imzasını taşıyan yapı, Bankalar Caddesi’ne bakan ön cephesinde dökme demir detayları ve neo-klasik Batı üslubunu yansıtırken, Haliç’e bakan arka cephesinde oryantalist ve neo-Osmanlı detaylarıyla inşa edildi. Binanın bodrum katında İngiltere'den özel olarak getirilen, dönemin en ileri teknoloji güvenlik kilitlerine sahip devasa çelik kasalar, Avrupa finansal gücünün payitahttaki fiziki simgesine dönüştü.

Bu mimari görkem, kısa sürede uluslararası siyasetin, istihbarat savaşlarının ve diplomatik krizlerin merkez üssü haline geldi. 26 Ağustos 1896 günü Armen Karo (Garegin Pastermadjian) ve Papken Siuni liderliğindeki 26 kişilik Ermeni Devrimci Federasyonu grubu, Avrupalı büyük devletleri Ermeni vilayetlerinde vaat edilen reformlar için müdahaleye zorlamak amacıyla Galata’daki genel merkez binasını torbalar dolusu dinamit, tabanca ve bombalarla bastı. Baskın sırasında çıkan ilk çatışmada Papken Siuni hayatını kaybederken, eylemciler banka personeli ve müşterileri rehine aldı.

Banka Genel Müdürü Sir Edgar Vincent’ın (sonradan Lord D'Abernon) yürüttüğü soğukkanlı diplomatik arabuluculuk ile Rusya Büyükelçiliği Baştercümanı Maksimov’un ve Sultan II. Abdülhamid’in Mabeyin temsilcilerinin devreye girmesi sayesinde yaklaşık 14 saat süren kriz çözüldü. Rehinelerin can güvenliği sağlanırken, eylemcilerin silahlarını teslim ederek Sir Edgar Vincent’ın özel yatıyla İngiliz ve Fransız koruması altında Fransız Messageries Maritimes şirketine ait Gironde gemisiyle Marsilya’ya tahliyesi sağlandı. Baskının ardından İstanbul’da patlak veren ve günlerce süren şiddet olaylarında ise binlerce Ermeni hayatını kaybetti. Bu baskın ve ardından yaşananlar, The New York Times, Le Figaro ve The Times gibi küresel basında haftalarca gündemden düşmedi.

Banka aynı zamanda dönemin istihbarat ve cemiyet ağının en kritik durağıydı. Londra ve Paris Komiteleri ile İstanbul Yönetimi arasındaki şifreli yazışmalar; Düyun-u Umumiye gelirlerinden Osmanlı Sarayı’nın borçlanmalarına, Balkan krizlerinden vergi toplama imtiyazlarına kadar devlet kararlarını etkileyen bir finansal bilgi ağı işlevi gördü. Bankanın Sir Edgar Vincent ve Gaston Auboyneau gibi karizmatik Genel Müdürleri; Pera’daki elçilik resepsiyonlarının, Tarabya’daki korularda verilen yazlık diplomatik davetlerin ve Pera Palas’ın görkemli balolarının vazgeçilmez simaları arasındaydı. Sir Edgar Vincent’ın eşi Lady Helen Vincent, Pera cemiyet hayatında döneminin en güzel kadınlarından biri olarak anılıyor, banka yönetiminin verdiği akşam yemeklerinde Avrupa diplomasisinin geleceği şekilleniyordu.


 
CUMHURİYET’E DEVİR, MİLLİ İKTİSAT HAMLESİ VE MERKEZ BANKASI’NIN DOĞUŞU

1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, Osmanlı Bankası için en zorlu diplomatik ve hukuki sınavlardan biri oldu. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti ile ilişkilerini temkinli bir mesafede yürüten Fransız-İngiliz sermayeli banka, yeni rejimin “kapitülasyonları kaldırma” ve “milli iktisat” ilkeleriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Lozan Barış Antlaşması sürecinde yabancı sermayenin hukuki statüsü netleşirken, Maliye Vekaleti ile banka yönetimi arasında çetin pazarlıklar başladı.

10 Mart 1924 tarihinde Hükümet ile banka arasında imzalanan protokol ve ardından 1925’te TBMM’de kabul edilen kanunla, bankanın emisyon (banknot basma) imtiyazı ve devlet bankası rolü 1935 yılına kadar uzatıldı. Ancak Ankara, bu uzatma karşılığında bankaya sert koşullar dayattı: Banka, yönetim kademelerinde ve şubelerinde Türk personel çalıştırma oranını kademeli olarak artıracak, Türkçe yazışma yapacak, Anadolu’da şube ağını genişletecek ve genç Cumhuriyet’in kalkınma projelerine ve hazineye düşük faizli avanslar sağlayacaktı.

Buna rağmen, para basma yetkisinin yabancı hissedarların kontrolündeki bir kurumda kalması, bağımsızlık ve finansal egemenlik anlayışıyla bağdaşmıyordu. Özellikle 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın Türk lirasında yarattığı aşırı değer kaybı ve spekülasyonlar, devlet kontrolünde bağımsız bir emisyon bankasının kurulmasını kaçınılmaz kıldı.

Ankara Hükümeti, 11 Haziran 1930 tarihli ve 1715 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı (TCMB) kurdu. Merkez Bankası'nın sermaye yapısı oluşturulurken Osmanlı Bankası da hissedarlar arasında (C) grubu katılımcı olarak yer almak durumunda kaldı. TCMB’nin 3 Ekim 1931’de fiilen faaliyete geçmesiyle Osmanlı Bankası, 1863’ten beri elinde tuttuğu ve Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana fiilen kullanmadığı emisyon (para basma) imtiyazını resmen devlete devretti. Piyasada dolaşan ve Maliye Vekaleti tarafından çıkarılmış banknotların sorumluluğu da Merkez Bankası’na geçti. İmtiyazlı devlet bankası unvanını kaybeden kurum, bu tarihten itibaren Türkiye'de yabancı sermayeli statüde özel bir ticari banka haline geldi ve gücünü dış ticaret finansmanı, kurumsal krediler ile mevduat bankacılığına kaydırdı.

LÜKSEMBURG’DA ATILAN SESSİZ İMZA

Cumhuriyet dönemi boyunca özel bankacılık alanında kritik rol oynayan kurum, 1996 yılında Fransız Paribas grubundan Doğuş Grubu tarafından satın alındı. 2001 krizinin ardından Doğuş Grubu’nun bankacılık yapılanması kapsamında ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) onayıyla 2001 yılının son günlerinde Garanti Bankası bünyesine katıldı; Türkiye’deki şube ağı ve ticari faaliyetleri Garanti’ye devredildi. Karaköy’deki tarihi genel merkez binası ise yürütülen restorasyon çalışmalarının ardından günümüzde SALT Galata adıyla kapsamlı bir kültür, arşiv ve araştırma merkezi olarak hizmet veriyor.

Türkiye’deki operasyonlar sona ermiş olsa da bankanın Avrupa’daki holding varlığı Lüksemburg Ticaret ve Şirketler Sicili’nde (RCS) B 44.561 numarasıyla kayıtlı Compagnie Financière Ottomane S.A. çatısı altında varlığını sürdürüyordu. 31 Ağustos 2026 itibarıyla hazırlanan bilançonun ardından 3 Kasım 2026’da BGL BNP Paribas binalarında oylanacak fesih ve tasfiye kararı (dissolution et mise en liquidation), tasfiyenin tamamlanmasıyla birlikte Kırım Savaşı’ndan 21. yüzyıla ulaşan 170 yıllık devasa bir finansal mirasa resmi ve hukuki son noktayı koyacak.

patronlardunyasi.com