Dolar
47,721
0,04%
Euro
55,1846
0,09%
Sterlin
64,4425
0,01%
Bitcoin
3.107.149
0,22%
BİST-100
13.779,39
-0,14%
Gram Altın
6.682,091
0,35%
Gümüş
64,22
1,06%
Faiz
41,3
0,00%

Ekonomide yeni trend, stratejik sektörlerdeki dev şirketleri millileştirmek ve devletin patronluğa geri dönmesi

Bir zamanlar "Devlet ticaret yapmaz, rekabet verimliliği artırır" denilerek devletin elindeki şirketleri satmak, ekonominin değişmez kurallarından biriydi ancak son günlerce yaşanan üç örnek bunun tersine döndüğünü gösteriyor.

10.08.2026 05:43Güncelleme: 10.08.2026 05:52
Haberi paylaşın
Ekonomide yeni trend, stratejik sektörlerdeki dev şirketleri millileştirmek ve devletin patronluğa geri dönmesi
16px
32px

Burak ARTUNER

Bugünlerde ekonomik dinamikler, “Bu şirket stratejikse, devlet neden sahibi olmasın?” cümlesi çevresinde dönüyor...

İngiltere'nin British Steel'i kamu mülkiyetine alması, Fransa'da ArcelorMittal'ın Fransız faaliyetlerinin millileştirilmesi için parlamentodan iki kez yasa çıkarılması ve Belçika'nın ENGIE'nin nükleer faaliyetlerini satın almak üzere masaya oturması, aynı hikâyenin farklı bölümleri.

DEVLET PATRONLUĞA GERİ DÖNÜYOR

Özelleştirme çağının yerini henüz bütünüyle millileştirme çağı almış değil.

Ancak devletin şirket patronluğuna geri döndüğü artık inkâr edilemeyecek kadar açık.

İLK ÇELİK HAMLESİ LONDRA'DAN

İngiltere bunun en somut örneğini verdi.

16 Temmuz 2026'da British Steel resmen kamu mülkiyetine geçirildi.

Hükümetin gerekçesi yalnızca şirketin ekonomik durumu değildi. Mesele, İngiltere'nin kendi çeliğini üretebilme kapasitesiydi.

Çünkü Scunthorpe tesisindeki yüksek fırınların kapanması, İngiltere'nin ham maddeden çelik üretme kapasitesini kaybetmesi anlamına gelecekti.

Londra için bu artık basit bir şirket meselesi değildi.

Çelik; demiryolu, inşaat, savunma, altyapı ve ulusal güvenlik meselesiydi.

İngiliz hükümeti de tam burada klasik piyasa mantığından ayrıldı.

Şirketi kurtarmanın maliyeti ne olursa olsun, üretim kapasitesini kaybetmenin maliyetinin daha yüksek olabileceğine karar verdi.

British Steel, 2020'de Çinli Jingye tarafından satın alınmıştı. İngiliz hükümeti 2025'ten itibaren şirkete müdahale etmiş, 2026'da ise işi bir adım daha ileri götürerek kamu mülkiyetine geçirmiş oldu.

İngiltere'de çeliğin başına gelen aslında dünyada değişen ekonomik zihniyetin de özeti.

Kâr özel olabilir; ama stratejik kapasite artık devletin meselesidir.

PARİS'TE SIRA ARCELORMITTAL'DE

Fransa'nın hikâyesi ise biraz daha farklı.

Burada henüz gerçekleşmiş bir millileştirme yok.

Ancak Fransa Ulusal Meclisi, ArcelorMittal'ın Fransız faaliyetlerinin millileştirilmesini öngören yasa teklifini Haziran 2026'da ikinci kez kabul etti.

Teklif, şirketin Fransız faaliyetlerinin kamu mülkiyetine geçirilmesini ve devletin satın alma bedelini belirlemesini öngörüyor

ArcelorMittal'ın kendisi ise Kanada şirketi değil; merkezi Lüksemburg'da bulunan dünyanın en büyük çelik üreticilerinden biri.

Fransa'daki tartışmanın arkasındaki kritik soru "Bir ülke, savunmasından otomotivine kadar onlarca sektörün kullandığı çeliğin üretimini tamamen piyasanın kararlarına bırakabilir mi?"

Paris'te bu sorunun cevabını “hayır” diye verenlerin sesi giderek yükseliyor.

BELÇİKA'DA NÜKLEER GERİ DÖNÜYOR

Asıl dikkat çekici gelişmelerden biri ise Belçika'da yaşanıyor.

Belçika hükümeti Nisan 2026'da ENGIE ve Electrabel ile, şirketlerin Belçika'daki tüm nükleer faaliyetlerini devletin satın alması konusunda özel müzakerelere başladı.

Masadaki yapı yalnızca iki reaktörden ibaret değil.

Teklif; yedi reaktörlük nükleer filoyu, ilgili personeli, nükleer şirketleri, varlıkları ve yükümlülükleri kapsıyor.

Hedef, anlaşmanın ana şartlarını 1 Ekim 2026'ya kadar belirlemek. Henüz tamamlanmış bir satış yok; fakat Belçika hükümeti nükleer varlıkların doğrudan sahibi olma stratejik kararını açıkça ortaya koymuş durumda.

Bu gelişmenin arkasında çok basit bir gerçek var:

Enerji bağımsızlığı, yeniden ulusal güvenlik meselesi haline geldi.

Belçika daha 2025'te ENGIE ile Doel 4 ve Tihange 3 reaktörlerinin işletme ömrünün 10 yıl uzatılması konusunda anlaşmıştı. Ayrıca nükleer atıkların gelecekteki mali yükünün önemli bölümünü de devlet üstlendi.

Şimdi ise devlet yalnızca faturayı paylaşmak değil, santrallerin patronu olmak istiyor.

FRANSA ZATEN EDF'Yİ GERİ ALDI

Fransa'da bunun daha önce gerçekleşmiş bir örneği var.

Nükleer enerji devi EDF'nin tamamı 2023'te yeniden devlet kontrolüne geçti.

Paris'in enerji politikası artık yalnızca elektrik üretmek değil; nükleer santraller, yeni reaktörler ve sanayiye uzun vadeli enerji sağlama kapasitesi üzerinden şekilleniyor.

Yani Fransa açısından ArcelorMittal tartışması tek başına bir istisna değil.

Çelikte de enerji sektöründeki gibi “stratejik varlık” yaklaşımı öne çıkıyor.

İTALYA 'SAVUNMA' PLANI

İtalya'nın devlet yatırım bankası CDP'nin savunma sektöründeki şirketleri satın alma planları da devletin “stratejik sektörlerde daha büyük oyuncu olma” eğiliminin başka bir örneğini oluşturuyor.

YENİ FORMÜL: HER ŞEYİ DEĞİL, STRATEJİĞİ SAHİPLENMEK

Burada önemli bir ayrım var. Bugünün millileştirmesi, 1970'lerin devletçilik anlayışının birebir kopyası değil. Devlet artık her tekstil fabrikasını ya da market zincirini satın almak istemiyor.

Daha seçici davranıyor.

Çelik.

Enerji.

Nükleer.

Savunma.

Ulaştırma.

Telekomünikasyon.

Çünkü pandemi, ABD-Çin rekabeti, küresel ticaret savaşları, Körfez'deki ABD-İsrail-İran savaşı, enerji krizi bir soruyu kafalara mıhladı:

“Kriz çıkarsa bunu kendim üretebilir miyim?”

Kısacası bazı ülkeler "Stratejik olanı koru" diyerek patronluğa geri dönüyor.

Tabii asıl meseleler de burada başlıyor, o işletmeleri kâra geçirecek ve ihtiyaçları karşılayacak bir yapıya dönüştürebilmek.

Bakalım yeni patronlar bunu başarabilecek mi?

patronlardunyasi.com