Barbie ve Oppenheimer ile 78 yıl öncesine uzanan bir zihin ve vicdan yolculuğu
Tam 78 yıl önce bugün, insanlık tarihinin o güne değin görmediği en ölümcül bomba, çoluğu çocuğu, genci yaşlısıyla savaş sıkıntıları içinde yaşamaya çalışan koca bir şehre dehşeti yaşattı…

Burak ARTUNER yazdı…
SABAH SAAT 08.10
ABD’li savaş pilotu Paul Tibbets, annesinin ismini taşıyan Enola Gay B-29 Superfortress model bombardıman uçağıyla Japonya’nın Hiroşima kentinin tam üstüne geldiğinde saat 08.10’du...
Uçağın komutanı da olan Paul Tibbets, 3 metrelik Little Boy adındaki ilk atom bombasını bıraktıktan sonra hızla bölgeden uzaklaştı…Uçağın mürettabatından Robert Lewis, bomba yere çarptıktan sonra oluşturduğu mantar bulutunu izlerken, ağzından şu sözler döküldü: “Aman Tanrım! Biz ne yaptık!” Ama iş işten çoktan geçmişti…
Kimi kayıtlara göre bu ilk saldırıda 66 bin kişi öldü; 69 bin kişi yaralandı… Kimi kayıtlara göreyse ölü sayısı 100 binin üzerindeydi… Sonrasında radyoaktif etkisiyle ölenlerin sayısının 200 bine ulaştığı da söylenir…3 gün sonra bir başka uçak Nagazaki’ye bir başka atom bombasını bıraktı… Bilanço yine ağırdı: 37 bin kişi öldü, 40 bin kişi de yaralandı….
Peki sonrasında ne oldu? Nükleer silah çağı başladı… Nükleer silah yarışı başladı…Sayıları günden güne artan her atom bombası, gezegeni, insanlığı ürkütücü gölgesinde yaşamaya mahkûm etti…

UTANÇ AFİŞİ
Peki biz ne yapıyoruz, yani insanoğlu? Atom bombasının geliştirilmesinde büyük rol oynayan ABD’li fizikçi Julius Robert Oppenheimer’ın öyküsünün anlatıldığı Oppenheimer filmi ile Barbie filminin sinema sektöründeki gişe kapışmasını büyük bir PR bombardımanı altında izlerken, sanki 78 yıl önce bugün hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıyoruz…
Barbie sitesi, bir afiş paylaşıyor, arkada alev alev yanan bir kent…Önlerinde filmin kahramanı Oppenheimer’ı canlandıran Cillian Murphy, yakışıklı bir poz vermiş, gülen eğlenen Barbie’yi de omuzuna almış… Arkadaki alevlerin içinde hangi canların cayır cayır yandığı umurumuzda değil, aklımıza bile gelmiyor…
Bunları düşünürken dev sinema şirketlerinin vurdumduymazlığından, insanların duyarsızlığından utanç duyuyorum…
Sanki Hiroşima hiç yok, sanki Nagazaki hiç yaşanmamış gibi…

OSAMU DAZAİ’NİN BAŞYAPITI
İşte bunları düşünürken “İnsanlığımı yitirirken”i hatırlıyorum… Japon Yazar Osamu Dazai’nin hayatına son verdiği 1948’den hemen önce yayınlanan son romanını… Hiroşima’da dahil pek çok savaş acısını yaşamış Dazai’nin savaş sonrası Japonya’nın iç karartan atmosferinde, hayatından izler taşıyan, yaşadığı içsel acıları aktardığı akıcı ve gerçekçi romanını… Romanın iki kelimeden oluşan ismini “İnsanlığımı yitirirken”
Zihnimde iki kelimelik bir mantar bulutu yükseliyor, iki kelime dönüp duruyor kafamın içinde: “İnsanlığımı yitirirken…”
Şöyle der Dazai, romanının bir yerinde kahramanı Yozo’nun anlatımıyla “Yaşamım utançlarla doludur. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.”
Öyleyse şöyle sorayım: Hangimizin bir fikri var insan yaşamının ne olduğu hakkında?
.jpg)
TURNA KUŞUNUN KIZI: SADOKO SASAKİ
78 yıl önce bu sabah saat 08.10’da Hiroşima’ya bomba atıldığında 1 yaşında bir kız bebekti Sadoko Sasaki…İlk bombadan kurtuldu. Ama 10 yaşında bombanın radyoaktif etkilerinden lösemiye yakalandı. Sasaki, hastalığında Turna Kuşu Efsanesi’ni hayata geçirmeye karar verdi. Efsaneye göre kağıttan 1000 tane turna yapıldığında, tanrılar hasta olan kişiyi sağlığına kavuşturacaktı. Sasaki 644’üncü turnayı yaparken 11 yaşında hayata gözlerini yumdu. İşte büyük Türk şairi Nâzım Hikmet’in küçük kızı Sasaki’dir…Nâzım, onun hikâyesinden etkilenmiş ve insanlığını yitirmek istemeyenlerin yüreğine şu mısraları nakış gibi işlemiştir:

KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
İşte böyle! “İnsanlığımı yitirirken” dememek için… Ne yapmalı, ne dersiniz?

patronlardunyasi.com















