Dolar
44,5973
0,11%
Euro
51,468
0,01%
Sterlin
58,9807
-0,29%
Bitcoin
2.980.836
-0,02%
BİST-100
12.936,35
-0,88%
Gram Altın
6.705,189
0,11%
Gümüş
72,98
-2,75%
Faiz
43,13
0,00%

PD yazarı Halil Kasapoğlu, Türkiye'nin 24 yıllık Dünya Kupası hasretini bitiren Kosova maçı zaferi sonrası cılız kutlamaların düşündürdüklerini yazdı

Bosna-Hersek’in İtalya’yı yenerek Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanması ve ardından yaşanan kutlamalar dikkat çekiciydi. Sokaklar doldu, şehir sabaha kadar ayakta kaldı. Türkiye’de ise daha sakin bir sevinç hakimdi. Eskiden bu tarz maçlardan sonra sokaklarda konvoylar olur, kutlamalar ve korna sesleri sabah saatlerine kadar sürerdi. Türkiye’den benzer kutlama görüntülerine dijital medyada rastlamamak, beni hem üzdü hem düşündürdü.

05.04.2026 06:46Güncelleme: 05.04.2026 06:58
PD yazarı Halil Kasapoğlu, Türkiye'nin 24 yıllık Dünya Kupası hasretini bitiren Kosova maçı zaferi sonrası cılız kutlamaların düşündürdüklerini yazdı
16px
32px

Halil KASAPOĞLU

24 yıllık hasret sonunda bitti.
Dile kolay… Yaklaşık çeyrek asırlık bir sürenin sonunda ülke olarak yeniden Dünya Kupası’ndayız.
Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika…
Her açıdan çok konuşulacak, sadece sahada değil saha dışında da unutulmaz izler bırakacak bir turnuva bizleri bekliyor.
Ve biz, uzun bir aradan sonra yeniden o sahnedeyiz.

PRİŞTİNE'DE BİR MAÇTAN FAZLASI 

Maç günü Priştine sokaklarındaki hava klasik bir maç gününden çok daha farklıydı. Kosovalılar adeta milli bir bayram kutluyor gibiydi.

Caddelerdeki araç konvoyları, bayrak ve atkılarla turlayan Kosovalılar ve stadyum dışında kurulmuş dev ekranlar, bu maçın Kosova halkı için ne ifade ettiğini anlatıyordu. 2008 yılında bağımsızlığını ilan etmiş olan bir millet, tüm dünyanın onları izleyeceği Dünya Kupası sahnesinde yer almak için can atıyordu.

BİR NESİL DÜNYA KUPASI'NI KAÇIRMIŞTI

Durum bizim açımızdan da çok farklı değildi. Futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülke olarak çeyrek asırdır Dünya Kupası arenasından uzakta olmak, ülke futbolu için önemli bir eksiklikti. Bir nesil Türkiye’yi hiç Dünya Kupası’nda görememişti.
Artık şeytanın bacağını kırma zamanı gelmişti.
İki ülke için de hayati önem taşıyan bu maç, Türklerle Kosovalıların maç saatini kol kola beklemesine engel olmamıştı.

Santra öncesi İstiklal Marşımız söylendiği esnada Kosova tribünlerinden cılız bir ıslık sesi yükselse de bu sesler sağduyulu Kosovalıların tepkisiyle bıçak gibi kesildi. Maç başlarken şehrin dört bir tarafında hava fişek gösterileri başladı. 13 bin kişi kapasiteli Fadil Vokkri Stadyumu’nun açık tribünleri alçaktı ve bu gösteri kolayca görünüyordu. İlk defa maç başlarken bir havai fişek gösterisiyle karşılaşmanın şaşkınlığını yaşarken sadece bunun bile Kosovalıların bu maça atfettiği önemin önemli bir göstergesi olduğunu düşündüm.

İKİ TARAFA DA DAKİKALARCA ALKIŞ

İki tarafın da zaman zaman etkili olduğu müsabakayı, tecrübe ve kalite farkıyla kazanmayı bildik. Maçın son bölümünde Türk taraftarların “I love you Kosova” tezahüratına, Kosovalılar alkışla karşılık verdi. Maç sonunda iki takım da tribünler tarafından dakikalarca alkışlandı.

BOSNA'NIN COŞKUSU TÜRKİYE'NİN CILIZ SEVİNCİ 

Aynı gün Bosna-Hersek’in İtalya’yı yenerek Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanması ve ardından yaşanan kutlamalar dikkat çekiciydi. Sokaklar doldu, şehir sabaha kadar ayakta kaldı.

Türkiye’de ise daha sakin bir sevinç hakimdi. Eskiden bu tarz maçlardan sonra sokaklarda konvoylar olur, kutlamalar ve korna sesleri sabah saatlerine kadar sürerdi. Türkiye’den benzer kutlama görüntülerine dijital medyada rastlamamak, beni hem üzdü hem düşündürdü.

Bu farkı tek bir sebebe indirgemek zor. Ancak son yıllarda giderek keskinleşen “kulüp merkezli” futbol algısının, milli takım etrafında oluşması gereken ortak duyguyu zayıflattığı açık. Sosyal medyada adeta bir refleks haline gelen “kulüpçülük fanatizmi”, oyuncuların kulüp kimlikleri üzerinden değerlendirilmesine ve milli formanın yarattığı üst kimliğin geri plana itilmesine yol açıyor.
Oysa milli takım, tam da bu ayrımların ortadan kalkması gereken yer.
Bununla birlikte mesele yalnızca futbol içi dinamiklerle de sınırlı değil. Türkiye’de futbol, neredeyse yılın her günü tüketilen bir gündem maddesi haline gelmiş durumda. Sürekli tartışılan, yorumlanan ve eleştirilen bir oyunun yarattığı heyecan zamanla törpüleniyor.  

MAÇ GÜNÜ ANTALYA'DAKİ KRİTİK GÖRÜŞME

Kosova ile karşılaştığımız gün, Antalya’da kritik bir görüşme yaşandı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, Türkiye’ye gelerek İran’ın Kosta Rika ile oynadığı hazırlık karşılaşmasını yerinde takip etti. İran’ın 5-0’lık galibiyetiyle tamamlanan müsabaka sonrasında hem teknik heyet hem de oyuncularla bir araya gelen Infantino, yaptığı açıklamalarda oldukça net bir çerçeve çizdi: ABD ile yaşanan siyasi gerilimlere ve bölgedeki çatışma ortamına rağmen İran, Dünya Kupası’nda yer alacak. Aralık ayında çekilen kura doğrultusunda turnuva planında herhangi bir değişiklik yapılmayacak ve maçlar belirlenen şehirlerde oynanacak.

İranlı futbol yetkilileri, ABD-İsrail hattında başlayan savaşın ardından ilk kez FIFA Başkanı ile yüz yüze görüşme gerçekleştirdi. Bu temas, 2026 Dünya Kupası öncesinde futbol diplomasisinin en somut örneklerinden biri olarak kayda geçti. Zira savaşın ilk günlerinde İran tarafında Dünya Kupası’na katılımın mümkün olmayabileceğine, ABD’ye seyahatin riskli olduğuna ya da maçların Meksika’ya kaydırılması gerektiğine dair farklı açıklamalar yapılmıştı. Ancak Antalya’daki görüşmeler sonrasında bu söylemlerin büyük ölçüde geri plana itildiği ve FIFA’nın “takvime sadık kalınacak” yaklaşımının kabul gördüğü anlaşılıyor.

Nitekim İran Futbol Federasyonu’nun görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamalarda, maçların yerinin değiştirilmesi ihtimaline dair herhangi bir ifade yer almazken, Infantino’nun federasyona ve milli takıma doğrudan destek sözü verdiği vurgulandı. FIFA Başkanı’nın, “İhtiyacınız olan her konuda yanınızdayız” mesajı vererek hazırlık sürecine katkı sunmayı teklif etmesi, FIFA’nın güvenlik ve diplomasi sahnesindeki rolünü yeniden gözler önüne serdi. Özellikle İran milli takımının oyuncu havuzunun büyük ölçüde yerel ligde forma giyen isimlerden oluşması ve ligin savaş nedeniyle durdurulmuş olması, hazırlık sürecini daha da kritik hale getiriyor.
Bu çerçevede İran’ın Dünya Kupası hazırlıkları da olağan dışı bir takvim üzerinden ilerliyor. Aslında Ürdün’de oynanması planlanan hazırlık maçlarının güvenlik gerekçesiyle Antalya’ya alınması, bölgesel risklerin doğrudan futbol organizasyonlarını nasıl etkilediğinin bir diğer somut örneği.

Öte yandan ABD tarafında da hazırlıklar planlandığı şekilde devam ediyor. İran’ın kamp merkezi olarak belirlenen Arizona’daki tesislerde hem yerel hem de federal düzeyde güvenlik planlarının güncellendiği ifade ediliyor. İran milli takımının, turnuva öncesi kamp için en geç 10 Haziran’da Arizona’da olması ve 15 Haziran’da Los Angeles’ta oynayacağı ilk maç için hazırlıklarını tamamlaması bekleniyor.
Daha önce yaklaşan turnuvaya ilişkin kaleme aldığım yazılarda da defaatle değindiğim üzere; güvenlik planları, diplomatik temaslar ve hatta savaş koşulları, 2026 Dünya Kupası’nın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda.

Milli takımımız Priştine’de turnuva bileti almaya çalışırken Antalya’nın bu diplomasi trafiğine ev sahipliği yapması, Türkiye’nin son yıllarda dış politikada üstlendiği “arabulucu ülke” rolüne uluslararası spor arenasında da sahip olduğunu gösteriyor.

TÜRKİYE'Yİ NE BEKLİYOR? 

Türkiye’nin Dünya Kupası’na katılması başlı başına önemli bir eşik. Ancak asıl hikaye şimdi başlıyor. Dünya Kupası, farklı kıtalardan gelen oyun kültürlerinin, fiziksel temposu yüksek takımların ve taktik disiplinin ön plana çıktığı en prestijli futbol organizasyonu. Grubumuzda turnuvanın ev sahiplerinden Amerika Birleşik Devletleri ile Paraguay ve Avustralya milli takımları bulunuyor. Grubumuz, kağıt üzerinde diğer gruplardan kolay dursa da bu tarz turnuvalarda kolay rakip yok.

Son yıllarda en büyük problemimiz, bir oyun planını süreklilik içinde uygulayamamak oldu. Teknik direktör değişiklikleri, oyuncu tercihleri ve sistem arayışları, milli takımın bir oyun alışkanlığı geliştirmesini zorlaştırdı. Türkiye’nin elindeki oyuncu havuzu, bireysel kalite açısından oldukça güçlü. Hem ligimizde hem de Avrupa’nın üst düzey liglerinde forma giyen oyuncularımız, teknik kapasite ve oyun zekası anlamında rekabetçi bir seviyede.

BEKLENEN GERİ DÖNÜŞ İÇİN TARİHİ FIRSAT

Milli takımımız için bu turnuva yalnızca bir test değil, aynı zamanda bir fırsat. Uzun yıllardır beklenen bu geri dönüş, doğru bir yapı ve net bir oyun kimliği ile birleştiğinde, Türkiye’yi tıpkı 2002’deki gibi herkesin konuştuğu bir takım haline getirebilir.
Her ne olursa olsun bu turnuva; yıllardır Dünya Kupası’nda farklı ülkeleri izleyen bir neslin, ilk kez kendi hikayesini sahada izleme anı olacak. Bu sefer kıyıdan manzarayı seyretmekle yetinmeyecek, denize açılacağız. Gazamız mübarek olsun!

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı#Sodexo
benzer haberler
8'inci Etnospor Forumu kapanış töreniyle sona erdi
8'inci Etnospor Forumu kapanış töreniyle sona erdi