Osmanlı’nın en tuhaf ticareti, zengin bürokrat 500 kuruşa ünlü bestekârın 7 yıllık ömrünü satın almıştı, fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı
Padişah Üçüncü Selim döneminde İstanbul, ekonomi ve hukuk tarihine geçecek akıl almaz bir anlaşmaya sahne olmuştu. Dönemin meşhur bestekârı Hacı Sadullah Ağa, padişahın annesi Mihrişah Valide Sultan'ın kethüdası (başdanışmanı) Yusuf Ağa'ya ömrünün yedi senesini tam 500 kuruşa sattı.

Burak ARTUNER

İşin daha da garibi, Galata Kadısı Mehmed Emin Efendi bu "ömür satış anlaşmasını" resmi bir belgeyle düzenleyip mahkeme mührüyle de onayladı. Hadise duyulunca İstanbul çalkalandı; din uleması işin "küfür" olduğunu iddia ederken, ömrünü satan Hacı Sadullah Ağa bu alışverişten sadece beş ay sonra hayatını kaybetti.

DARPHANE'NİN BAŞINDAKİ ZENGİN BÜROKRATA ÖMÜR SATIŞI
Akılalmaz olayın alıcısı olan Yusuf Ağa, uzun süre Osmanlı Darphanesi'nin başında bulunmuş, zeki, ağırbaşlı ve oldukça zengin bir devlet adamıydı. Kabakçı Mustafa İsyanı'ndan sonra Bursa'ya sürülen Yusuf Ağa, daha sonra servetine göz diken Kaymakam Musa Paşa'nın çabalarıyla idam edildi ve mal varlığına el konuldu.
İdamının ardından kişisel evrakı incelenirken bu ömür satış belgesi ortaya çıktı. İstanbul halkı, bu kadar zeki ve varlıklı bir adamın böyle bir sözleşmeye imza atmasını onun "şakacı ve nüktedan" kişiliğine yordu.

PARAYA SIKIŞAN BESTEKÂRIN FİKRİ
Olayın satıcı tarafı olan Hacı Sadullah Ağa ise padişahın sohbet arkadaşı (musahibi) ve dönemin en büyük bestecilerinden biriydi. Büyük ihtimalle o dönem ciddi bir nakit ihtiyacı duyan Sadullah Ağa, Yusuf Ağa’dan alacağı 500 kuruş borcu yasallaştırmak ya da ilginç bir güvenceye bağlamak istemişti. Ancak ne gariptir ki, ömrünün 7 yılını kağıt üzerinde devrettikten tam 5 ay sonra vefat etti ve arkasında büyük bir gizem bıraktı.

MAHKEME MÜHRÜNÜ BASAN KADI SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ
Bu hukuken imkansız sözleşmeyi özenle hazırlayıp resmiyete döken kişi ise "Şeytan" veya "Şeytancık" lakabıyla bilinen Galata Kadısı Haffafzâde Mehmed Emin Efendi'ydi. Müderrislikten gelme, konuşkan ve nükteci bir zat olan Emin Efendi'nin bu ticaretteki rolü ortaya çıkınca 1807 yılında azledilerek Gelibolu'ya sürüldü.
Dönemin elitleri bu işi kadının mizahi yönüne yorarken, bazı çevreler lakabına atıfta bulunarak olayı "şeytanın hilelerinden biri" olarak nitelendirdi. Sürgünün ardından affedilen Emin Efendi, daha sonra Anadolu Kazaskerliği’ne kadar yükseldi.

İŞTE O TUHAF SÖZLEŞMENİN İÇERİĞİ
Galata'ya bağlı Beşiktaş nahiyesinde Paşa Mahallesi'nde bulunan Valide Sultan Kethüdası Yusuf Ağa hazretlerinin yalısında kurulan mahkemede, Ahmed oğlu Hacı Sadullah, Yusuf Ağa’nın huzurunda kendi rızasıyla şöyle dedi:
"Yaradılışın başında ve ruhların takdir edildiği anda Levh-i Mahfuz'a tespit edilip yazılan muayyen ömrümün yedi senesini Yusuf Ağa hazretlerine bağışladım."
Yusuf Ağa ise bu bağışa karşılık tarihi referanslar vererek şu savunmayı yaptı:
"Hazreti Adem Aleyhisselam takdir edilmiş kutlu ömürlerinden belli bir miktarını Şit Aleyhisselam'a bağışlamış, o da kabul etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Ra'd Suresi'nin 39. ayetinde de, 'Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Bütün kitapların anası O'nun yanındadır' deniliyor. Ben de bu bağışlamayı kabul ettim."
Tarih: 30 Ekim 1796
Galata Kadısı: Haffafzâde Mehmed Emin
Şahitler: İrfanzâde Arif Efendi, Padişah Musahibi Sadık Ağa, Kethüda Ahmed Efendi ve Kapu Çukadarı Ömer Efendi.
patronlardunyasi.com















