Dolar
45,8457
-0,08%
Euro
53,4585
0,01%
Sterlin
61,86
0,26%
Bitcoin
3.384.141
-0,16%
BİST-100
13.662,75
-1,64%
Gram Altın
6.693,722
0,93%
Gümüş
75,33
-0,45%
Faiz
43,74
0,00%

Küresel ölçekte büyüyen afet ve kriz hazırlığı sektörü 500 milyar dolarlık bir pazara ulaşıyor

Kötü Gün Hazırlığı Topluluğu olarak adlandırılan insanlar, yaşanması muhtemel büyük bir afet sonrasında ailelerini hayatta tutabilmek için akıl almaz hazırlıklar yapıyorlar. Bu tür insanların hazırlık yelpazesi, evinin altına sığınak imal etmekten yeraltında mahalle kurmaya gidecek kadar güvenlik odaklı toplumsal iş birliğine kadar uzanabiliyor. Kötü gün odaklı küresel pazarın yıllık hacminin 500 milyar dolara yaklaştığı tahmin ediliyor.

30.05.2026 06:46Güncelleme: 30.05.2026 06:50
Haberi paylaşın
Küresel ölçekte büyüyen afet ve kriz hazırlığı sektörü 500 milyar dolarlık bir pazara ulaşıyor
16px
32px

Feramuz ERDİN

Dünya, teknolojik ve siyasi gelişmeleri kayıtsız şartsız kabullenenler kadar, bunlara şüpheyle yaklaşanlarla da dolu. Özellikle hayatın bir sisteme bağlı olduğu batı toplumlarında bu sistemin herhangi bir sebepten dolayı bozulması halinde hayatını nasıl sürdüreceğini düşünenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Birbirinden farklı riskleri ön görerek geleceğe o çerçevede hazırlanan ve Kötü Gün Hazırlığı Topluluğu olarak adlandırılan insanlar, yaşanması muhtemel olan büyük bir afet sonrasında ailelerini hayatta tutabilmek için akıl almaz hazırlıklar yapıyorlar. Bu tür insanların hazırlık yelpazesi, evinin altına sığınak imal etmekten başlayan bireysel çabaların yanında, yeraltında mahalle kurmaya gidecek kadar güvenlik odaklı toplumsal iş birliğine kadar uzanabiliyor. Küresel pazarın yıllık hacmi ise 500 milyar dolara yaklaşıyor.

EN KÖTÜ GÜNE HAZIRLIK

Geçenlerde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı bombalarla taş devrine geri göndereceğini söylemişti. Ancak zaten başta Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları olmak üzere dünyada birçok insan, uzunca bir süredir, yaşanması muhtemel bir küresel afete karşı kendi hazırlıklarını yapıyor. Aynen taş devrinde yaşayacakmış gibi hazırlıklar yapan benzer düşüncedeki insanlar bir araya gelip dayanışma gösterecekleri alanları belirliyor. Bu insanlar ailelerinin içinde aylarca yaşayabileceği dayanıklı sığınaklar imal edip, herkesin kendi gıda ve enerji ihtiyacını kurulu sistemden bağımsız şekilde nasıl karşılayacağına dair hazırlıklar yapıyor. Teknolojinin hiç olmadığı veya mümkün olan en az seviyede planlandığı bu ekosistemlerde insanların afetler sonrasında hayatını sürdürmesinin yolları aranıyor.

“ERTESİ GÜN” FİLMİ İLE YAŞANAN KIRILMA

Sovyetler Birliği’nin daha dağılmamış ve NATO ile Varşova Paktı ülkeleri arasında nükleer tehdidin çok yoğun olduğu bir dönemde çekilen The Day After (Ertesi Gün) televizyon filmi

1983 yılında Amerikan ABC kanalında yayınlanmıştı. Soğuk Savaş döneminde ABD topraklarına karşı yapılacak bir nükleer saldırı sonrasında, saldırının hedefi olan Kansas’ta halkın karşı karşıya kalacağı durumu çıplak bir gerçeklikle anlatan film, yayınlandığı dönemde tüm dünyada fırtınalar koparmıştı. Başta milyonlarca Amerikalı olmak üzere tüm insanlık, nükleer bir saldırının olası sonuçları konusunda belki de ilk defa bu kadar dehşete düşmüştü. “Kıyamet Günü” hazırlıkları da o günden sonra daha da hız kazandı.

YA SİSTEM BİR GÜN ÇALIŞMAZSA?

Aslında hayata olumsuz pencereden bakanların düşünce tarzından kaynaklandığı da iddia edilebilecek olan bu tür bir akımın, diğer yandan oldukça haklı sebepleri olduğu da düşünülebilir. Lojistik, ulaşım, altyapı, enerji, bankacılık, sağlık ve kamu düzeninin genellikle sorunsuz işlediği günümüzde, bu sistemlerde bazen meydana gelen aksamaların günlük hayatı nasıl derinden etkilediği ortadadır. Geçenlerde İspanya ve Portekiz’de yaşanan birkaç günlük elektrik kesintisinin nasıl bir kaosa yol açtığını orada bulunan insanlar yaşayarak öğrenmiştir. Bilgisayar sistemlerinin çökmesi üzerine yüzbinlerce yolcunun havalimanları veya tren istasyonlarında mahsur kalması da zaman zaman yaşanan durumlardır. Neyse ki mevcut kamu düzeni ve küresel sistem bu tür arıza ve sabotajlara kısa sürede cevap verme kapasitesine sahiptir. Ama bu duruma şüpheyle yaklaşanların kafalarındaki asıl soru, bu düzen bir gün herhangi bir sebepten bozulursa o zaman ne olacağıdır?

AFET KAVRAMI YENİDEN TANIMLANIYOR

Bugüne kadar afetler doğal ve insan kaynaklı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Ancak Birleşmiş Milletler artık “doğal afet” tanımının literatürden çıkarılmasını ve hazırlık yapılmayan afetler olarak tanımlanmasını öngörmektedir. Buradaki temel hareket noktası, dünyanın doğasından dolayı milyonlarca yıldır meydana gelen olayların, insanın bunlara hazırlık yapmaması yüzünden zararlara yol açtığıdır. Yani şöyle açıklamak gerekirse, depremler ve su baskınları birer doğa olayıdır, afet değildir. Bunu afete çeviren, insanların bu riskleri hesap etmeden yaptığı eylemlerdir. Deprem bölgesindeki kötü ve uygunsuz yapılaşma, deprem öncesi ve sonrası alınması gerekli tedbirlerin uygulanmaması doğanın değil, insanın hatasıdır.

İnsan kaynaklı afetler ise başta savaşlar olmak üzere, teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı noktada artık bunu yapamaması veya insana doğrudan zarar vermesi durumudur. Bir nükleer veya kimyasal sızıntı, sağlık veri sisteminin geri döndürülemez şekilde yok olması, gıda arzı güvenliğinin bozulması, enerji arz güvenliğinin bozulması gibi durumlar bu çerçevede değerlendirilebilir. Topyekûn insan kıyımına yol açabilecek bir nükleer savaş ise insanlığın korktuğu şeylerin en başında gelmektedir.

Nükleer savaş tehlikesi üzerinden insanın hayatta kalma içgüdüsü ile ortaya çıkan Kötü Gün Hazırlıkları bireysel bazda olduğu gibi, toplumsal ölçekte de bir altyapıya sahiptir. Bu amaçla kurulan sivil toplum kuruluşları, web siteleri ve kişilerin deneyimlerini paylaştığı forumlar mevcuttur. Bu tür hazırlık ve grupların gelişmiş ülkelerde ortaya çıkmış olmasının nedeni ise oldukça anlaşılabilirdir: Zaten işleyen bir sisteme sahip olan ülkede o sistemin bozulması ihtimali, vatandaşları endişelendirmektedir. En basit haliyle bireysel bir sığınak sahibi olmaktan başlayarak hareket eden bu kişiler, aileleriyle birlikte soylarını devam ettirecek olan her türlü hazırlığı ön görmeye çalışmaktadır. Son zamanlarda sıçrayarak gelişme gösteren yapay zekâ ve robotik teknolojiler de insanlara bir yandan sınırsız fayda sağlarken diğer yandan da teknolojiye bağımlılık ve bu teknolojilerin iyi niyetli kullanımı açısından bazı insanlarda endişeye yol açmaktadır.

MEVCUT ALTYAPIYA BAĞIMLI OLMAYAN BİR HAYAT

Harcama imkânı ve bireysel algılarına göre değişiklikler gösterse de bu kişilerin esas amacı, alışık olduğumuz genel sistemden bağımsız bir hayat kurabilmekten geçmektedir. Kendi suyuna sahip, kendi elektriğini üretebilen ve yaşam alanı iklimlendirmesini doğal yollarla yapabilen yaşam alanları en çok tercih edilen hazırlıkların başında gelmektedir. Bu anlamda Yeşil Bina olarak nitelendirilebilecek ve dışarıdan gelen enerjiye en az ihtiyaç duyacak şekilde binalar tasarlanmaktadır. Yaşam alanlarının izolasyonun doğal materyallerle sağlanması, ısıtma ve soğutmada en az enerji tüketimine ihtiyaç duyulması, enerji ve suyun şebekeden bağımsız olarak sağlanması gibi ihtiyaçlara çeşitli çözümler üretilmektedir. Gıda güvenliği açısından da kendine yetecek bir çiftlik ve tarım düzeni kurulması, bu kişilerin önceliklerindendir.

GÜVENLİK İHTİYACI

İnsanlık için yeme- içme, barınma ve üreme gibi fizyolojik ihtiyaçlardan hemen sonra güvenlik ihtiyacı gelmektedir. Zaten güvenlik ihtiyacının bir gereği olarak Kötü Güne Hazırlık yapan insanların, eğer o kötü gün gerçekten gelirse, ondan sonra da güvenliğe ihtiyaçları olacaktır. Mevcut oldukları varlıkları başkalarına kaptırmamak ve kurdukları düzeni devam ettirmek onlar için hayati öneme sahip olacaktır. İşte bu amaçla, benzer fikirdeki insanların bir araya gelmesi, birbirlerine yakın yerlerde yaşamaları, aralarındaki iş birliğini daha şimdiden kurmaları önemlidir. Çünkü kamu düzeninin bir daha geri gelmemek üzere bozulması halinde insanların hayatta kalmak ve kötü niyetli saldırganlardan kendilerini uzun süreli koruyabilmek için dayanışmaya ihtiyacı olacaktır. Her afet sonrasında yaşanan yağma ve saldırılar, her şeyin kökten değişeceği o Kıyamet Gününde en önemli gündem olacaktır. İşte tam da bu dayanışmayı sağlamak amacıyla bir araya gelen topluluklar mevcuttur.

YERALTI ŞEHRİ FİKRİ

Yeraltı şehirleri ve mağaralar insanlık tarihinde sık rastlanan olgulardır. Geçmişte insanlar buralarda yaşamış ve doğa olaylarına, yırtıcı hayvanlara ve düşmanlarına karşı soylarını bu sayede devam ettirme imkânı bulmuşlardır. Bugün de özellikle terk edilmiş olan yeraltı maden ocakları, Kötü Gün Hazırlığı Topluluğu’nun en gözde mekanlarındandır. Yeraltında oluşu, su gibi doğal kaynaklara kolay erişimi, doğa olaylarına ve muhtemel düşmanlara karşı bir koruyucu kalkan görevi görmesi bu eski maden ocaklarını kötü günler için cazip hale getirmektedir. Hatta ABD Kaliforniya’da bulunan Cerro Gordo maden sahası, bugün benzer tecrübe yaşamak isteyenler için turistik amaçla Hayalet Şehir olarak yeniden hayata geçirilmiş eski bir gümüş madenidir.

KIYAMET EKONOMİSİ

Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde Kötü Gün Hazırlığı içinde olan en az 20 milyon kişinin yaşadığı ön görülmektedir. 2025 yılı için yaklaşık pazar büyüklüğü 70 milyar dolar olarak hesaplanmıştır. İçinde basit piller, temel gıdalar, filtre ve maskelerden başlayarak ultra lüks yeraltı sığınaklarına kadar uzanan bir ürün yelpazesinin bulunduğu küresel afet hazırlığı piyasasının yıllık 500 milyar dolar civarında bir girdiye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

patronlardunyasi.com

benzer haberler
Küresel kuruluşlardan Orta Doğu savaşı uyarısı, enerji ve ticaret zincirleri ciddi risk altında
Küresel kuruluşlardan Orta Doğu savaşı uyarısı, enerji ve ticaret zincirleri ciddi risk altında