Dolar
48,5171
-0,05%
Euro
56,2736
-0,21%
Sterlin
65,8129
0,18%
Bitcoin
3.752.027
0,15%
BİST-100
14.467,25
0,51%
Gram Altın
6.783,431
0,69%
Gümüş
64,5
1,41%
Faiz
39,89
0,00%

İsmail Kartal'ın istifası ve sonrasında takımın başına dönmesi, Türk futbolundaki zor soruyu gündeme getiriyor: Gitmek mi zor, kalmak mı?

PD yazarı Halil Kasapoğlu, Fenerbahçe'deki son İsmail Kartal'ın istifası ve geri dönüşünü irdeledi. İsmail Kartal'ın o geceki kararında ne etkili oldu, satır aralarındaki ifadeler neyi anlatıyordu? Peki bundan sonra ne olur?

13.09.2026 05:27Güncelleme: 13.09.2026 05:40
İsmail Kartal'ın istifası ve sonrasında takımın başına dönmesi, Türk futbolundaki zor soruyu gündeme getiriyor: Gitmek mi zor, kalmak mı?
16px
32px

Halil KASAPOĞLU 

İsmail Kartal’ın Roma maçının ardından istifa etmesi herkes gibi beni de şaşırttı.
İstifası kadar söyledikleri de dikkat çekiciydi.
“Yeni gelecek hocanın önünü açmak” için böyle bir karar aldığını ifade etti.
Futbolcularına, taraftara, camiaya teşekkür etti.
Ancak kelimelerin arasında belli bir kırgınlık vardı.

Özellikle yönetime teşekkür etmemesi gözlerden kaçmadı.
Kulübün içinde ne yaşandığını bilmiyoruz.
Dolayısıyla kesin hükümler vermek doğru olmaz.
Fakat Kartal’ın, başka teknik direktörlerle görüşüldüğünü düşündüğü ya da böyle bir duyum aldığı izlenimine kapıldım.
O gece yapılan açıklamanın ruhunu biraz da buradan okumak gerekiyor.
İsmail Kartal için Fenerbahçe, futbol oynadığı, hocalık yaptığı bir kulüpten çok daha fazlası.

Hayatının büyük bir bölümünü çatısı altında geçirdiği bir sevda.
Böyle bir sevdaya, “bir daha geri dönmemek üzere” diyerek veda etmek kolay olmasa gerek.
Ancak hayat bazen çok sevse de gitmek zorunda bırakıyor insanı.
Özellikle emeğinin karşılığında beklediği güveni göremediğini ya da kendisinden habersiz başka arayışlara girildiğini düşünüyorsa…
Doğru olsun veya olmasın, insanın böyle hissetmesi bile yeterince ağırdır.

Ayrılıklar da sevdaya dahildir elbet.
Ama güven duygusu bir kez yerini ihanete uğramışlık hissine bıraktığında, aynı yerde kalmak artık mümkün değildir.
Bu yüzden Kartal’ın o geceki açıklamasını yalnızca teknik direktörlük kariyerine ilişkin verilmiş ani bir karar olarak değil, uzun süredir biriken yorgunluğun ve kırgınlığın dışarı vurumu olarak da okumak gerekiyor.
Çünkü geldiği günden beri yalnızca saha sonuçlarıyla mücadele etmedi.
Giydiği kıyafete kadar uzanan yorumlar, dijital medyada birkaç saniyelik görüntüler üzerinden yapılan alaylar, her puan kaybından sonra yeniden başlayan tartışmalar…
Sonrası zaten Türk futbolunun son yıllardaki ruh halini özetleyen küçük bir hikâyeye dönüştü.

AZİZ YILDIRIM DEVREYE GİRDİ

Aziz Yıldırım olaya hızlıca el koydu. Kartal’ın büyüğü olduğunu, kendisine “Devam ediyorsun” dediğini ve görevinin başında kalacağını açıkladı.
Ertesi gün bir süre görüşmelerin olumsuz geçtiği ve ayrılığın gerçekleşeceği havası oluştu.
Akşam saatlerinde ise Fenerbahçe resmi açıklamayla İsmail Kartal’ın görevine devam edeceğini duyurdu.
Ve Kartal dün yeniden takımının başında antrenmandaydı.

Belki de bütün hikâyenin en çarpıcı tarafı buydu.
Bir gece “bir daha geri dönmemek üzere” vedalaştığınız yere ertesi gün yeniden dönmek…
Benzer bir filmi çok kısa süre önce Fatih Tekke’nin istifasında izlemiştik.
Avrupa’da alınan mağlubiyetin ardından maç sonunda sürpriz şekilde istifa ettiğini açıklamış, ertesi gün kulüple yapılan görüşmenin ardından görevine devam kararı alınmıştı.
Ancak o karar uzun ömürlü olmadı.
Bir sonraki lig maçından sonra yollar ayrıldı.
İki olayın kulüp içindeki dinamikleri elbette birbirinden farklı.
Ama bana kalırsa ortak bir tarafları var:

Türk futbolunda teknik direktörlük artık yalnızca salt futbol formasyonuyla yapılabilecek bir meslek olmaktan çıkmış durumda.
Çünkü bugün bir teknik direktör sadece rakibini analiz etmiyor.
Aynı zamanda her gün binlerce kişinin öfkesini, dijital medyada hakkında üretilen içerikleri, yönetim üzerindeki baskıyı ve her puan kaybından sonra başlayan “istifa” kampanyalarını da yönetmek zorunda.
Üstelik başarı artık bu baskıya karşı eskisi kadar koruma da sağlamıyor.
 
BAŞARININ RAF ÖMRÜ 

Modern futbol taraftarlığında başarı, sahibine bir kredi sağlamıyor.
Daha çok tüketildiği anda değeri azalmaya başlayan bir ürüne benziyor.
Ligde şampiyon oldunuz diyelim.
Peki Avrupa?

Orada da başarılı oldunuz.
“Peki neden şu oyuncu oynamıyor?”
“Neden transfer yapılmadı?”
“Neden üçlü savunma?”

Bu soruların sorulmasında elbette hiçbir problem yok.  
Taraftarın eleştirmesi de son derece doğal.
Problem, eleştirinin yerini tahammülsüzlüğün alması.
Bu durumu birkaç hafta önce Galatasaray üzerinden de yazmıştım.
Son dört sezonun şampiyonu olan bir kulübün yönetimi, yeni sezondaki ilk maçında tribünlerden “yönetim istifa” seslerini duyabiliyor.
Bu biraz da çağın problemi.

Tüketim toplumunun futbol tribünlerine ve telefon ekranlarına yansıması.
Futbolu da giderek telefon ekranımızdaki içerikler gibi tüketiyoruz.
Dijital Medya Mahkemesi
Dijital medya bu kültürü daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdi.
Sakin bir analiz çoğu zaman az izleniyor.
“Bu takımın zamana ihtiyacı var” cümlesi etkileşim üretmiyor.
“Hoca bu gece istifa etmeli” dediğinizde algoritmanın sevdiği dünyaya giriyorsunuz.
Bir teknik direktörün 90 dakikalık tercihleri birkaç saniyelik videolara indirgeniyor.

Basın toplantısındaki bir mimik kesiliyor.
Bir cümle bağlamından koparılıyor.
Üzerine müzik konuluyor, editler yapılıyor.
Binlerce kişi aynı görüntünün altında hüküm veriyor.
Böylece futbol tartışması olmaktan çıkıp sürekli çalışan bir dijital mahkemeye dönüşüyor.
Sanık sandalyesinde bazen teknik direktör, bazen futbolcu, bazen de yönetici var.
Aziz Yıldırım gibi Türk futbolunun en sert dönemlerini yaşamış, sayısız kriz görmüş tecrübeli bir yöneticinin bile mevcut baskı ortamının ne kadar ağırlaştığına değinmesi bu nedenle önemli.
Çünkü mesele artık eleştirilmek değil.
Hiç bitmeyen bir yargılanma hali...

KAZANMAK YETMİYOR 

Tam burada Okan Buruk’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
Dört sezon üst üste şampiyon olmuş bir teknik direktörden bahsediyoruz.
Buna rağmen neredeyse her puan kaybından sonra oyuncu tercihleri, Avrupa performansı hatta zaman zaman yeterliliği yeniden tartışmaya açılıyor.

Bir hafta kahraman, birkaç gün sonra hedef.
Fakat Fatih Tekke ve İsmail Kartal’ın yaşadıklarından sonra geriye dönüp baktığımda Buruk’un başarısının yalnızca kupalarla ölçülmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Dört yıldır bu gürültünün içinden sağ çıkabilmek de başlı başına bir meziyet.
Çünkü büyük takım teknik direktörlüğünde artık teknik yeterlilik kadar psikolojik dayanıklılık da gerekiyor.

Her eleştiriye cevap vermemek…
Bir mağlubiyet gecesinde duygusal karar almamak…
Ertesi sabah yeniden takımın başında idmana çıkabilmek…
Fatih Tekke tarihin en değerli Trabzonspor kadrosunun başındayken daha sezonun başında bu baskıyla yüzleşti.
İsmail Kartal takımını 18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’ne taşımışken bir anda bırakma noktasına geldi.
Bu örnekler bize büyük kulüplerde çalışmanın psikolojik maliyetini gösteriyor.
Bu açıdan bakıldığında Okan Buruk’un dört yıldır aynı koltukta kalması, bütün eleştirilere rağmen duygusal kopuş yaşamadan yoluna devam edebilmesi de takdiri hak ediyor.
Bazen gitmek gerçekten zor.

Ama mevcut futbol ikliminde asıl zor olan, her şeye rağmen kalabilmek.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir PD Dergi’ye konuştu: Ya kazanırım ya öğrenirim
Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir PD Dergi’ye konuştu: Ya kazanırım ya öğrenirim#Nihat Özdemir
benzer haberler
Londra'daki Türk derbisinde Pegasus'lu Chelsea ile Corendon Airlines'ın ana sponsor olduğu Hull City berabere kaldı
Londra'daki Türk derbisinde Pegasus'lu Chelsea ile Corendon Airlines'ın ana sponsor olduğu Hull City berabere kaldı