Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki derbi, Papazın Çayırı’ndan Kadıköy’e uzanan kollektif hafıza
Fenerbahçe–Galatasaray derbisi, lig yarışının ötesinde; İstanbul’un iki yakasını, değişen güç dengelerini ve Papazın Çayırı’ndan bugüne uzanan psikolojik üstünlük savaşını yeniden sahaya taşıyacak. Halil Kasapoğlu, PD okurlarını bu hafta derbinin hafızası ile buluşturuyor.

Halil KASAPOĞLU
Yine bir derbi haftasındayız. Yarın Kadıköy’de oynanacak müsabakada Fenerbahçe ve Galatasaray kozlarını paylaşacak. İstanbul’un iki yakasını bir araya getirecek olan kıtalararası derbimiz 100’den fazla ülkede canlı yayınlanacak. Derbiler, yalnızca iki takımın karşılaştığı yüksek reytingli mücadeleler değildir. Kıtaların, şehirlerin, semtlerin, sınıfların ve kimliklerin sahaya çıktığı bir futbol ritüelidir. Kazananın sadece ligde değil, günlük hayatın içinde, okullarda ve iş yemeklerinde de üstünlük kurduğu nadir spor olaylarından biridir.
Türkiye’de Galatasaray–Fenerbahçe rekabeti, bu anlamda yüz yılı aşan kültürel, sosyolojik ve tarihsel bir anlatıdır. Osmanlı’nın son yıllarında filizlenen bu rekabet, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte şekillenmiş; iki yakayı yalnızca coğrafi değil, simgesel olarak da birbirinden ayırmıştır.

DERBİLERİN DOĞUŞU: TARİHSEL ARKA PLAN
Tıpkı futbolun kendisi gibi, “derbi” kavramının kökeni de İngiltere’ye uzanıyor. Oxford Sözlüğü “derby” kelimesini, 1780 yılında 12. Derby Kontu tarafından kurulan ve Epsom’daki ünlü hipodromda düzenlenen yıllık prestijli bir at yarışı olarak tanımlar. Birçok tarihsel kaynağa göre “derbi” kavramının kökeni de bu yarışa dayanır. Kısa sürede İngiliz aristokrasisinin sosyal hayatında ayrıcalıklı bir yere kavuşan bu organizasyon, zamanla rekabetin sembolü haline gelmiş ve adını spor terminolojisine kazımıştır.

Bu rekabet kültürü at yarışlarıyla sınırlı kalmamış, önce rugby sahalarına, ardından futbola taşınmıştır. 19. yüzyılın ortalarından itibaren futbolun belirli kurallarla organize edilmesiyle birlikte, aynı şehirden ya da aynı bölgeden kulüpler arasındaki karşılaşmalar “derbi” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Derbiyi, klasik sportif rekabetten ayıran en temel unsur coğrafyadır. Lig sıralaması ya da iki kulüp arasındaki geçmiş başarılar, rekabet yaratabilir; ancak derbi, mahallenin, sokağın ve şehrin içinden doğar. Aynı otobüs durağında bekleyen, aynı fırından ekmek alan, aynı parkta büyüyen kitlelerin rekabetidir. Bu bağlamda dünya futbol tarihindeki ilk gerçek derbi karşılaşması İngiltere’nin Sheffield şehrinde oynanmıştır. 1860 yılında, dünyanın en eski kulüplerinden biri olan Sheffield FC ile Hallam FC arasında oynanan bu maç, bugün futbol tarihçileri tarafından dünyanın ilk derbisi olarak kabul edilmektedir. Futbolun en sert rekabetlerinden birinin, sanayileşen bir işçi şehrinde doğmuş olması ise futbolun sınıfsal ve mekansal kökleri açısından oldukça semboliktir.
İngiltere’de Old Firm derbisi (Celtic–Rangers), Merseyside derbisi (Liverpool–Everton), Kuzey Londra derbisi (Arsenal–Tottenham) ve Manchester derbisi (United–City) yalnızca sportif bir mücadele değil, şehir kimliğinin sahaya yansımasıdır. Zamanla “derbi” kavramı Birleşik Krallık sınırlarını aşarak tüm dünyaya yayılmıştır. Ancak bu yayılım, kavramın içeriğini de zaman zaman belirsizleştirmiştir. Bugün Bayern Münch–Borussca Dortmund, Mclan–Juventus ya da Real Madrcd–Barcelona karşılaşmaları sıklıkla “derbi” olarak anılmaktadır. Oysa bu rekabetlerin asıl kaynağı coğrafi yakınlıktan ziyade tarihsel, siyasal ve kültürel arka plandır. Teknik olarak bu karşılaşmalar birer “derbi” değil, futbol literatüründe daha doğru bir ifadeyle “klasik”tir.
PAPAZIN ÇAYIRINDA BAŞLAYAN HİKAYE
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki rekabetin tarihi, Türkiye’de futbolun kurumsallaşmaya başladığı yıllara uzanıyor. İki takım arasındaki ilk karşılaşma, 17 Ocak 1909 tarihinde Kadıköy’de Papazın Çayırı’nda oynandı. O gün sahaya çıkan iki takım, Türkiye futbol tarihinin en uzun soluklu rekabetlerinden birini başlatmış oldu. Rekabetin seyri, özellikle 1999–2020 yılları arasında keskin bir psikolojik eşik üretti.

Galatasaray, yaklaşık 20 yıllık bu uzun dönemde Kadıköy’den galibiyetle ayrılamadı. Galatasaray, bu dönemde lig şampiyonlukları ve Avrupa maçlarıyla taraftarını sevindirse de Kadıköy’de galibiyet hasreti önemli bir boşluk olarak hafızalara kazındı. Bu süre boyunca Fenerbahçe, kendi sahasında kurduğu dominasyon sayesinde rekabetin psikolojik üstünlüğünü uzun süre elinde tuttu. Kadıköy, Galatasaray için gidilmesi zor, aşılması güç bir sınav alanına dönüştü. Rekabet sadece taktiksel değil, zihinsel ve psikolojik bir mücadeleye evrildi.
Ancak futbolun doğasında hiçbir tahakküm sonsuz değildir. 2020’li yıllarla birlikte bu anlatı tersine dönmeye başladı. Galatasaray, Kadıköy’de yeniden kazanan kimliğini inşa etti. Kadıköy artık ulaşılamaz değil, meydan okunabilir bir alan haline geldi. Hem elde ettiği şampiyonluklar hem de üst üste Kadıköy deplasmanlarında aldığı galibiyetlerle Galatasaray, psikolojik üstünlüğü ele geçirdi.
YENİ AKTÖRLER, YENİ HİKAYELER
Derbilerde ilklerin her zaman ayrı bir önemi vardır. Yarın oynanacak karşılaşma; yeni yüzlere, yeni rollere ve yeni psikolojik sınavlara da sahne olacak. Fenerbahçe’de Sadettin Saran’ın başkan olarak ilk derbisi, teknik sorumlu Domenico Tedesco’nun bu atmosferle ilk yüzleşmesi olacak. Daha önce Galatasaray forması giyen ve bir dönem takım kaptanlığı yapan Kerem Aktürkoğlu da ilk defa eski takımına karşı forma giyecek.Modern derbiler artık yalnızca 90 dakikadan ibaret değil. Haftalar önce sosyal medyada başlayan psikolojik gerginlik, tribünlerin çok ötesine geçmiş durumda. VAR kararları, milimetrik ofsayt çizgileri ve saniyelik müdahaleler, derbilerin tansiyonunu daha da artırıyor.

Yarın Kadıköy’de oynanacak karşılaşma yalnızca bir şampiyonluk mücadelesi olmayacak. Bir yanda yüz yılı aşkın bir hafıza, diğer yanda değişen güç dengeleri ve yeni aktörlerin sahneye çıkışı…
Papazın Çayırı’nda başlayan bu hikayede, yarın İstanbul’un kalbinde bir sayfa daha yazılacak.
patronlardunyasi.com















