117 yıl önce Selanik'te iki gazetenin 'Şehzade şehrimizde' haberinin kahramanı dolandırıcı çıkmış ve gündemi iki ay meşgul etmişti
İki gazete haberi 'Şehzade Selanik'te' diye haber yaptı, vali ve mülki erkan alarma geçti. Yazışmalar sonucu, lüks otelde yanındaki bir arkadaşıyla beraber şehzade gibi davranan, Viyana'ya gitmek için özel tren vagonu tuttuğu bile söyleyen kişinin, parası bitince menfaat sağlamak için dolandırıcılık yapmaya çalıştığı belirlendi. İki ay boyunca devleti uğraştıran, gerçekte otel borcunu bile ödeyemeyen biri olduğu belirlenen sahte şehzade, Selanik'e beraber geldiği ahbabıyla beraber tutuklandı.

Burak ARTUNER
Genel Yayın Yönetmenimiz Toygun Atilla'nın geçen hafta Ahbap olayını irdelediği yazısını okumuşsunuzdur mutlaka. Değerli arkadaşım, dolandırıcılık iddialarını irdelediği nefis yazısında, "Mahalle baskısı, sosyal medya hipnozu ve AHBAP'a yardım yapan ünlüler"i irdelemişti.
Onun da yazısında dikkat çektiği gibi, dolandırıcılık olayları, çoğu zaman önce göstermelik bir güven üzerinden ilerler...
Bu güveni de yaratan çoğu zaman medya sağlar.
Tam 117 yıl önce ağustos ayında böyle bir dolandırıcılık girişimi de iki gazetenin haberi üzerine başlamıştı.
Selanik'te Asır ve Zaman adlı iki gazete, 'Ahmed Şehabettin' adlı şehzadenin Selanik'e geldiğini duyurdular...

Kentte vatandaşlar, bürokrasi ve kamu erkanı bir heyecana kapıldı.
Vali, şehzadenin ziyaretinden habersizdi. Hemen İstanbul'a Sadaret'e yani Başbakanlık'a bir yazı yazdı.
Başbakanlık, 2 Eylül 1909'da bir yazıyla Sultan Abdülaziz'in Şehabeddin adında bir oğlu olmadığından İçişleri Bakanlığı'nı haberdar etti, sahte isim kullanan bu şahsın gerçek kimliğinin ve amacının araştırılmasını istedi.
İçişleri Bakanlığı, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa'nın talimatını aynen Selanik Vilayeti'ne ileterek durumun aydınlatılmasını talep etti.
Bir gün sonra, 3 Eylül'de, Selanik Polis Müdürlüğü sahte şehzadeyi gözaltına aldı ve ayrıntılı bir rapor hazırladı...
İSTANBUL'DAN GELDİKLERİ BELİRLENDİ
Selanik'ten gönderilen raporda düzmece şehzadenin itirafları ayrıntılı olarak şöyle anlatıldı: "Evvelki günlerde, yerel basından Zaman ve Asır gazetelerinde, Sultan Abdülaziz merhumun oğlu olduğunu söyleyen bir şahsın haberi yayınlandı. Ahmed Şehabeddin adlı şahıs, yaptığı ziyaretlerde ve kaldığı İspilandis Palas Oteli'nde herkese şehzade tavrı takınmış ve Viyana'ya gitmek üzere özel tren ayarlamıştır. 18-20 yaşlarındaki bu kişi, İstanbul'da Aksaray sakinlerinden olup, Volkan Gazetesi'nin yayınlanmasına para yardımında bulunduğu için bugün hâlâ İstanbul Divan-ı Harb-i Örfi'sinde tutuklu olarak yargılanan Piyade Binbaşısı Refik Bey'in oğludur. Ahmed Şehabeddin, İstanbul'da özel öğretmenlikle geçimini temin eden ve Kıbrıslı Volkan Gazetesi'nde 150 kuruş maaşla 'musahhihlik' yani düzeltmenlik yaptığı için bir ay kadar tutukevinde kaldıktan sonra beraat ettiğini iddia eden Hasan oğlu Mustafa Sıdkı ile birlikte 2 Temmuz 1909'da Destuni Kumpanyası'nın Vespence vapuruyla Istanbul'dan Selanik'e hareket etmiş.
OTELLE BAŞI DERTTE
İki kafadar önce Emperyal Otel'de, daha sonra da İspilandis Palas Oteli'nde kalmışlar ve birkaç gün içinde bütün paralarını harcamışlar. Parasız kaldıkları için otelden çıkamayacaklarını anlayınca Rüsumat-ı Dahiliye Müdürü Fethi Bey'den beş lira borç istemişler. Ancak İstanbul'dan Ahmed Şehabeddin'in eniştesi İhsan Bey, arkadaşı Fethi Bey'i borç vermemesi için mektupla uyarmış. Parasız kalan Ahmed Şehabeddin ve arkadaşı Mustafa Sıdkı, bu şehzadelik hikâyesini uydurmuşlar. Ahmed Şehabeddin şehzade, Mustafa Sıdkı da tercümanı ve sekreteri olarak kendini tanıtmaya başlamış. Böyle bir sahtekârlığı kamuoyunun ilgisini çekebilmek ve maddi sıkıntıdan kurtulmak için tertiplediklerini itiraf ettiler. Daha sonra yapılan araştırmayla Volkan Gazetesi'nde çalışan Mustafa'nın yanlışlıkla serbest bırakıldığı da anlaşıldı. Sahtekârlıkları anlaşılınca tutuklanan iki firarinin otelciye 50 bin 500 kuruş borçları olduğu gibi ceplerinde karınlarını doyuracak paraları da yoktu. Ayrıca üzerlerindeki evrakta, 31 Mart isyanı nedeniyle Divan-ı Harb-i Orfi tarafından asılanların masumiyetinden, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin hükümete müdahalesinden, milletvekili seçimlerinde hile yapıldığından bahsediliyordu. Bu iki şahıs yalnız dolandırıcı değil aynı zamanda mürteci olarak da değerlendirilmeli ve yargılanmalıdır."

Raporu İçişleri Bakanlığı'na gönderen Selanik Valiliği, ertesi günü ek bir rapor hazırlayarak, Ahmed Şehabeddin ve arkadaşının, Selanik uleması, şeyhleri ve 18. Avcı Taburu'nun bazı mensupları ile dostluk kurduklarını da yazdı. yandı Aynı bilgileri İçişleri Bakanlığı 14 Eylül 1900'da Başbakanlığa ulaştırmıştı. Bir gün sonra da Şehabeddin ve arkadaşı yargılanmak üzere adli makamlara sevk edildi. Böylece Selanik ve İstanbul'u iki ay meşgul eden iki kafadarın 'Şehzade Şehabeddin' olayı son buldu
İLGİLİ HABER
Mahalle baskısı, sosyal medya hipnozu ve AHBAP'a yardım yapan ünlüler
patronlardunyasi.com















