100'üncü yılını kutlayan Koç Topluluğu'nun yazılmayan ikinci 100 yılı ne olacak?
İş insanı bir arkadaşım sabah aradı, "Oksijen'deki Koç'un 100. Yıl gazetesini gördün mü? Ali Koç’un birkaç tane fotoğrafı var. İpek Kıraç ile Caroline Koç'u neredeyse lütfen görmüşler." Merak ettim hemen bir Oksijen gazetesi aldım ve gazetenin sayfalar dolusu ekini baştan sona okudum.

Toygun ATİLLA
EDİTORYAL VE KURUMSAL İLETİŞİM TERCİHİ
Açıkçası ben arkadaşımın hissettiği duyguya kapılmadım. Sonuçta bu editoryal bir tercihti, ayrıca "Koç'un 100. Yıl Gazetesi" belli ki topluluğun kurumsal iletişimi ile iş birliği yapılarak hazırlanmıştı. Bu noktada da "alan memnun, veren memnundu"
Yoksa hem Zafer Mutlu hem de Tayfun Devecioğlu gazetecilik zekâları tartışmasız isimlerdi. Bu noktada yapılması gerekeni kendi ölçeğinde yapmış bence büyük ölçüde değerli de bir iş çıkarmışlardı.

RAHMİ KOÇ RÖPORTAJINI OKUYARAK BAŞLADIM
Pek tabi gazetede önce Rahmi Koç'un sevgili meslektaşım Elif Ergu ile röportajını okudum.
Koç Topluluğu'nun kuruluş yılı 1926. Cumhuriyet henüz üç yaşında, Ankara'da elektrik kesintileri yaşanıyor. Türkiye'nin sanayi altyapısı yok denecek kadar sınırlı, özel sektör emekleme döneminde.
Bugün dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Samsung henüz ortada yok. Toyota küresel güç değil. Güney Kore dünyanın yoksul ülkelerinden biri, Çin kapalı bir ekonomi.
İşte böyle bir dönemde Vehbi Koç'un hikâyesi başlıyor.

BİR ÜLKENİN HİKAYESİ OLDU
Bu yüzden Koç'un hikâyesi aslında bir şirketin yanı sıra bir ülkenin hikayesi oldu. Bir ülkenin hikayesi oldu.
Oksijen'in hazırladığı özel yayının en büyük başarısı da bence burada. Rahmi Koç'u konuşturmakla kalmamış, Cumhuriyet'in ekonomik hafızasını konuşturmuş.
Bugün birçok patronun arkasında büyük şirketler var ama geride bırakılmış güçlü bir hikâye yok. Koç'ta ise büyük bir hikâye var.
Bu yüzden röportajın özellikle Vehbi Koç bölümlerini dikkatle okudum. Çünkü orada bir patron değil bir zihniyet anlatılıyor. İtibarın kazançtan önce geldiği, borç ödeme ahlakının şirket kültürüne dönüştüğü, tasarrufun erdem sayıldığı, müessesenin kişiden büyük kabul edildiği bir iş kültürü...
Koç'un bilançosunu değil, DNA'sını anlatılıyordu.

KOÇ'UN 100'NCİ YIL GAZETESİNİ FINANCIAL TIMES, WALL STREET JOURNAL, THE ECONOMİIST NASIL HAZIRLARDI?
Sonra Koç'un 100.Yıl Gazetesi'nin diğer sayfalarını taradım. Aklıma başka bir soru geldi. Eğer aynı eki Financial Times hazırlasaydı ne olurdu? Ya da Wall Street Journal veya Economist…
Çünkü dünya ölçeğindeki evrensel iş dünyası gazeteciliği geçmişi anlatmakla yetinmiyor. Geçmişten hareketle geleceği sorguluyor. Ayrıca şirketlerin kurumsal iletişim departmanları ile birlikte gazete çıkarmıyor.
Mesela Financial Times’ın aile şirketleri üzerine yaptığı dosyalara bakın. Agnelli Ailesi’ni anlatırken yalnızca Fiat’ın kuruluş hikâyesini anlatmıyor, “Fiat elektrikli araç çağında ne yapacak” diye soruyor. Wallenberg ailesini anlatırken yalnızca İsveç’in sanayileşmesini anlatmıyor, “İsveç yapay zekâ çağında rekabet gücünü koruyabilecek mi” diye soruyor. Tata Grubu’nun 150 yılı anlatılırken sadece Jamsetji Tata’nın vizyonu konuşulmuyor, Hindistan’ın geleceği tartışılıyor.
Evrensel iş gazeteciliğinde asıl mesele "gelecek" olduğu için bunu yapıyor.

EVRENSEL İŞ DÜNYASI GAZETECİLİĞİ GELECEĞİ MERKEZE KOYUYOR
Bu yüzden muhtemeldir ki, Koç'un 100. Yıl Eki'ni uluslararası ölçekte evrensel gazetecilik çizgisinde yayın yapan Wall Street Journal, Financial Times, The Economist yapsaydı, Rahmi Koç röportajının yanına "kurumsal iletişim" dilinin dışına çıkan gazetecilik kokan başka dosyalar koyarlardı.
Biliyorsunuz ki, büyük kurumlar yalnızca başarılarından oluşmaz. IBM kişisel bilgisayar devrimini başlattı ama liderliğini sürdüremedi. Kodak dijital fotoğraf makinesinin patentini aldı ama geleceği okuyamadı. Nokia cep telefonu pazarını domine etti ama akıllı telefon çağını kaçırdı. General Electric bir dönem dünyanın en güçlü şirketiydi. Bugün değil.
ÖMER VE ALİ KOÇ DA BUNLARI OKUMAK İSTERDİ
Peki Koç’un kaçırdığı fırsatlar nelerdi? Teknoloji yatırımları mı? Küresel marka yaratma konusu mu? Dijital dönüşüm mü? Bu sorular da tarihin parçasıdır.
Bence Financial Times bunları sorgular, Ömer Koç veya Ali Koç da aslında bunları okumak isterdi.
Kabul edin, Vehbi Koç’un yükseldiği Türkiye ile bugünkü Türkiye aynı değil. O dönemde sermaye açığı vardı. Bugün sermaye var. O dönemde fabrika kurmak meseleydi, bugün teknoloji üretmek mesele. O dönemde Anadolu’dan Ankara’ya çıkmak başarıydı. Bugün küresel rekabetin içinde kalabilmek başarı.
PEKİ YA KOÇ HOLDİNG'İN İKİNCİ 100 YILI?
Türkiye bugün yeni bir Vehbi Koç üretebiliyor mu? Yoksa mevcut devleri yönetmekle mi meşgul? Peki ya Koç Holding'in ikinci 100 yıl?
Yapay zekâ, savunma sanayi, enerji dönüşümü, elektrikli araçlar, robotik sistemler, çip teknolojileri, veri merkezleri…
Koç Topluluğu ikinci yüzyılını hangi eksen üzerinde kuracak?
KOÇ AİLESİNİN GELECEĞİNİN FOTOĞRAFI NEDEN YOK?
Bugün Rahmi Koç’a “Bugün 25 yaşında olsaydınız hangi sektöre girerdiniz?” diye sormak isterdim. Bu soru sadece Rahmi Koç'u ve bugünü değil Türkiye’nin geleceğini anlatır.
Bir de o ekte, hiç görmediğim bir aile fotoğrafı görmek isterdim mesela. Sosyal medyada sürekli karşıma çıkan Rahmi Koç ve çocukları Mustafa, Ömer ve Ali Koç'un bulunduğu fotoğrafın dışında bunun güncel hali mesela... Veya Koç ailesini gelecek 100 yıla taşıyacak İpek Kıraç'ı, Kerim Rahmi Koç'u ve diğer torunları görmek isterdim.
Göremedim...
Yine de Oksijen’in hazırladığı çalışma bana göre kıymetli bir kurumsal hafıza çalışması olmuş diyebilirim.
patronlardunyasi.com















