Dolar
41,1429
0,02%
Euro
48,0752
0,05%
Sterlin
55,6235
0,09%
Bitcoin
4.462.739
-2,94%
BİST-100
11.288,05
-0,71%
Gram Altın
4.561,202
0,93%
Gümüş
39,79
1,79%
Faiz
43,99
0,00%

Tacizcinin sinsi yöntemlerini Funda Karayel yazdı: Sessizlik, ihlal ve taciz zincirini besliyor

Sabah gazetesi yazarı Funda Karayel, son haftalarda sosyal medyada başlayan taciz ifşaları ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Karayel, "Taciz davaları, çoğu zaman karanlık bir labirentte kayboluyor. Şahitsiz bir suç, görünmez delillerle uğraşırken, kurbanın sesi susturuluyor, failin itibarı korunuyor. Epstein olayı bunun en çarpıcı örneklerinden biri: Medya ve kamuoyu baskısına rağmen, yıllarca gizlenen tacizler, şeffaf olmayan anlaşmalar ve yüksek profilli isimlerin koruması sayesinde gözden kayboldu. Sessizlik, ihlal ve taciz zincirini besliyor. O yüzden konuşmak, ifşa etmek ve dayanışmak, en temel savunmamız." dedi.

31.08.2025 08:18Güncelleme: 31.08.2025 08:25
Tacizcinin sinsi yöntemlerini Funda Karayel yazdı: Sessizlik, ihlal ve taciz zincirini besliyor
16px
32px

Funda Karayel'in Sabah'ta yayınlanan yazısı şu şekilde:

"Taciz davaları, çoğu zaman karanlık bir labirentte kayboluyor. Şahitsiz bir suç, görünmez delillerle uğraşırken, kurbanın sesi susturuluyor, failin itibarı korunuyor. Epstein olayı bunun en çarpıcı örneklerinden biri: Medya ve kamuoyu baskısına rağmen, yıllarca gizlenen tacizler, şeffaf olmayan anlaşmalar ve yüksek profilli isimlerin koruması sayesinde gözden kayboldu.

Sessizlik, ihlal ve taciz zincirini besliyor. O yüzden konuşmak, ifşa etmek ve dayanışmak, en temel savunmamız. Türkiye'de son günlerde sosyal medyada fotoğrafçılık, müzik, sinema ve yayıncılık alanlarında taciz iddiaları paylaşılıyor.

Yayılan taciz ifşaları, sanat ve medya dünyasında büyük yankı uyandırdı. İfşalar adaletin sağlanmasına sebep mi oluyor yoksa linç kültürüne mi yol açıyor?

Bu soruların yanıtını ararken, ifşalara ilişkin süreci ve tartışmaları; tacizin karanlık başlangıcını, sınır ihlali nedir, nerede başlar? Saygınlık, tacizi örtmeye yeter mi? İşte bu üç soruda derledik.

TACİZCİLER KİME NASIL YAKLAŞACAĞINI İYİ BİLİYOR

İstanbul'a okumak için gelen, sonra çalışmaya kalanlardanım ben. Şehrin ışığına da gölgesine de tanık oldum. Yıllardır gördüğüm şeylerden öğrendiğim en net gerçek şu: Tacizciler, kime nasıl yaklaşacağını çok iyi biliyor.

Epstein belgeselinde de hep söylenir: En zayıfı seçerler. Çünkü onlar sınır ihlalini nerede deneyebileceklerini sezmekte ustadır. Benim hikayem travmasız. Çünkü büyürken kulağıma hep aynı söz fısıldandı: "Saat kaç olursa olsun, evine gel kızım."

Dışarıda kalmak yoktu. Arkadaşlarım sabahlara kadar evlerde kalırdı, özendim de.

Ama yapamadım. Şimdi "İyi ki" diyorum. Çünkü o evlerde yaşanan üzücü anılara çok şahit oldum. Bir gece, arkadaşımın kaldığı evde sabaha karşı ağlayarak aradığına tanık oldum. Alkolün gölgesinde kimse kendinde değildi.

"Ben istemedim" diyordu, ama kimse duymamıştı. İşte o an anladım: Sınır ihlali, en çok kimsenin 'Hayır'ını duymadığı anlarda oluyor. Ve biz susarsak, o 'Hayır!' daha da boğuluyor. Benim payıma düşen buydu: Kendi yolumda temkinli olmak, kız kardeşlerimin yanında durmak. Onları korumak, 'susma' demek, 'Hayır' demek için güç vermek.

SINIR İHLALİ NEREDE BAŞLIYOR?

İlk dokunuşta. Omzunuza izinsiz konan el, 'şakalaşma' adı altında yakınlaşma... Küçük görünüyor ama değil. İlk ısrarda. "Hadi ama, bir şey olmaz" cümlesi, sınırı aşmanın en açık işaretidir. İlk suskunlukta. Rahatsız olduğunuzu belli ettiğiniz halde sessiz kalınırsa, orada bir ihlal başlamıştır.

"HİÇ UMMAZDIM" DEDİĞİN İNSANLAR

Taciz söz konusu olduğunda en büyük şaşkınlık, bazen failin kimliğinden gelir. "O mu? Hiç ummazdım.." dediğimiz insanlar... Kimi sektörde tanınan, kimi çevresi tarafından saygı gören... Fakat işte tam da bu noktada tacizin en çıplak gerçeğiyle karşılaşıyoruz:

Failin görünürdeki kimliği, yaptığı şeyin ağırlığını değiştirmiyor. Son zamanlarda yaşadığım şaşkınlık da buradan kaynaklanıyor. Sektörden birkaç kişiyi duyduğumda, inanın içim burkuldu. Hiç yakıştıramadım, hiç beklemezdim. Ama gördüm ki hepsinde ortak bir nokta var: Alkol.

Birkaç kadeh sonrasında, 'şaka' diyerek kişisel alanı zorlamak, istemediği hâlde birine yakınlaşmak, sınırları aşmak... Yani basitçe sınır ihlali. Oysa sınır ihlali, sadece fiziksel temasla başlamıyor. Rahatsız eden bir bakış, istemediğiniz hâlde devam eden bir ısrar, "Bir şey olmaz" diye üstünü örten tavırlar...

Bunların hepsi tacizin habercisi. Ve o anlarda en çok yapılması gereken şey, sınırlarımızı korumak. Çünkü sınır koymak, sadece kendimizi korumak değil; aynı zamanda karşı tarafa net bir mesaj vermektir: "Burası benim alanım. İhlal edemezsin."

Ne yapmalı? Alkolün gölgesine dikkat. Tanıdık ya da 'saygın' diye görmezden gelme: Failin kimliği, davranışı aklamaz!

EN KORKTUKLARI ŞEY DAYANIŞMA

Bilinmeyen evler güvenli değildir, nokta! Ne kadar yakın görünürse görünsün, tanımadığınız insanların evinde gecelemek risklidir. Alkol, sınırları bulanıklaştırır. "Ne olacak canım?" diye başlayan cümleler, çoğu zaman "Keşke..." ile biter. Tepki verin, susmayın. Çıkıp gitmek, 'Hayır' demek, sessiz kalmamak en büyük savunmadır.

Kız kardeşlerinizi, arkadaşlarınızı, hatta ilk tanıştığınız ama ayıp gözüken kızların bile eve güvenli gidip gitmediğini kontrol edin, onları yalnız bırakmayın. Dayanışma, tacizcilerin en korktuğu şeydir. Sınır ihlali, en küçük işaretlerde başlıyor.

Ve biz o anları görmezden gelmedikçe, susmadıkça, birbirimizin yanında oldukça ışık çoğalıyor. Erkek şiddeti çoğunlukla kimsenin göremeyeceği, belgesi ve şahidi olmayan anlarda gerçekleşir. Tacize uğrayan kişinin konuşamaması bir zayıflık değil, travmanın doğal tepkisidir. Bu yüzden yıllarca susmuş olabilir. O suskunluğun arkasında suç değil, hayatta kalma çabası vardır. Asıl suçlu, şiddeti uygulayandır. O yüzden kimseye "Neden şimdi konuşuyorsun, neden sustun?" demeyin. O cümle, şiddetin suç ortağı olmaktan başka bir şey değildir.

SAYGINLIK, TACİZİ ÖNLEMEYE YETER Mİ?

"Uzaktan hayran olduğunuz biriyle sakın tanışmayın" der Dostoyevski ve ekler: "Ya eliniz, ya kalbiniz boş kalır." Bu sözün tacizle anlam bulduğu bir dünyada yaşadığım için çok üzgünüm. Hayran olduğum, filmleriyle bana yol gösteren, duygularımı besleyen, düşlerime yön veren yönetmenlerin birer birer ifşalanması kalbimde derin bir boşluk açtı.

Onların filmlerini artık izleyemeyecek olmak sadece bir tercih değil, aynı zamanda içimin reddedişi. Çünkü bilmek, görmek, duymak, artık o perdeye sığmıyor. Kamera arkasındaki karanlık, sahnedeki ışığı kirletiyor.

En çok da, ünlü olma hayaliyle yanıp tutuşan genç kızların sessizce sömürülmesi, susturulması içimi kaldırıyor. Bu sistem, kirli bir düzeneğin içinde 'kahraman' yaratıyor, biz de alkışlıyoruz.Oysa o kahramanlıkların arkasında utanç, zorbalık ve taciz gizli. Artık o perdeye inancım kalmadı. Artık hiçbir sessizliği görmezden gelmek istemiyorum. Çünkü değişmeyen her suskunluk, bu düzeni ayakta tutuyor."

patronlardunyasi.com