Mustafa Vehbi Koç Spor Ödülleri töreninde iki sporcunun hikâyesi 'Şampiyonlar tesadüfen doğmaz' dedirtti
Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılında, Mustafa V. Koç Spor Ödülleri onuncu kez sahiplerini buldu. Koç ailesinin bir araya geldiği gecede, iki sporcunun hikâyesi salondakileri duygulandırdı. Biri altı kız kardeşten beşincisiydi, yeteneğini bir öğretmen keşfetti. Diğeri 19 yaşında yüzme bilmiyordu, gönderdiği bir e-posta hayatını değiştirdi. O gece bir kez daha gördük ki büyük başarıların arkasında bazen küçücük bir dokunuş var.

.Halil KASAPOĞLU
Koç Topluluğu’nun 100’üncü yılında düzenlenen Mustafa V. Koç Spor Ödülleri törenindeydim.
Koç ailesi tam kadro salondaydı. Geçen yılki programda bulunmayan Rahmi Koç ve Ömer Koç da bu kez töreni başından sonuna kadar izledi.
Bir insanın hatırasını yıllarca yaşatmak kolay değil.
Hele o hatırayı her yıl başka insanların hayatına dokunan bir geleneğe dönüştürmek…
Mustafa Koç’un spora duyduğu ilginin, ölümünden sonra da genç sporcuların başarılarıyla yaşatılmasını bu nedenle anlamlı buluyorum.
Ancak o geceden ayrılırken aklımda kalan asıl görüntüler ödül töreninin ihtişamı değildi.
Bir genç kızın anne babasının gözyaşları ve yıllar önce gönderilmiş bir e-postanın değiştirdiği hayat vardı.

ALTI KIZ KARDEŞTEN BEŞİNCİSİ
Nesrin Baş…
Tokat’ın Turhal ilçesinde, altı kız kardeşin beşincisi olarak büyüyor.
Hayatının yönünü değiştiren kişi bir beden eğitimi öğretmeni.
Okul sıralarında onun yeteneğini fark ediyor ve güreşe yönlendiriyor.
Sonrası yıllarca süren antrenmanlar, fedakârlıklar ve uluslararası başarılar.
Bu yıl Mustafa V. Koç Spor Ödülü’nün olimpik kategorideki sahibi Nesrin Baş oldu.
Törende hayatını anlatan film gösterilirken gözüm anne babasına takıldı.
İkisi de ağlıyordu.
O gözyaşlarında yalnızca gurur yoktu.
Kızlarının hangi şartlarda büyüdüğünü, nelerden vazgeçtiğini, hangi güçlükleri aştığını bilen iki insanın duyguları vardı.
Nesrin’in önünde şimdi yeni bir hedef bulunuyor.
2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda altın madalya kazanmak.
Bayrağımız göndere çekilirken İstiklal Marşı’nı dinlemek istiyor.
Onu dinlerken düşündüm.
Bugün uluslararası arenada başarı kazanan bir sporcunun hikâyesi, yıllar önce bir öğretmenin öğrencisine dikkatle bakması sayesinde başlamıştı.
Peki ya o öğretmen Nesrin’in yeteneğini fark etmeseydi?

19 YAŞINDA SUYUN ÜZERİNDE DURAMIYORDU
Gecenin ikinci hikâyesi ise Umut Ünlü’ye aitti.
2001 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde dünyaya geliyor.
Doğuştan bedensel engelli.
Çocukluğu ameliyatlarla ve ağır güçlüklerle geçiyor.
Hayatının bir döneminde yaşadığı çaresizliği, intihar girişiminde bulunduğunu anlatacak kadar açık yüreklilikle paylaşıyor.
Sonra bir çıkış yolu arıyor.
Spor yapmak istiyor.
Ama hangi sporu yapabileceğini, kime başvuracağını bilmiyor.
Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’na bir e-posta gönderiyor.
Yardım istiyor.
O e-postaya verilen karşılık, hayatının yönünü değiştiriyor.
Yüzme antrenörü Duran Arslan’la tanışıyor.
Umut o sırada 19 yaşında.
Yüzme bilmiyor.
Sudan korkuyor.
Havuzun kenarına tutunarak başlıyor.
Dört yıl sonra ne mi oluyor?
Paris 2024 Paralimpik Oyunları’nda 50 metre ve 200 metre serbest S3 kategorilerinde iki altın madalya kazanıyor.
Türkiye’ye yüzmede ilk paralimpik altın madalyalarını getiriyor.
19 yaşında havuzun kenarına tutunan o genç, dört yıl sonra dünyanın en büyük spor organizasyonlarından birinde iki kez kürsünün en üst basamağına çıkıyor.
Törende Umut’un hikâyesini izlerken salonda gözleri dolmayan pek az insan vardı.
Bu yıl paralimpik kategoride Mustafa V. Koç Spor Ödülü’nü alan Umut’un başarısı, yalnızca iki altın madalyadan ibaret değildi.
O, kendisine uzatılan bir elin neleri değiştirebileceğini gösteriyordu.

BİR ÖĞRETMEN, BİR E-POSTA
Gecenin sonunda bu iki hikâyeyi yan yana koydum.
Nesrin’in hayatında bir öğretmen vardı.
Umut’un hayatında ise bir e-postaya verilen cevap.
İkisinin ortak noktası yalnızca yetenekleri ya da çalışma disiplinleri değildi.
Doğru zamanda karşılarına çıkan insanlar da hayatlarının yönünü değiştirmişti.
Bir öğretmen öğrencisinin yeteneğini görmüş, bir kurum yardım isteyen genci doğru antrenöre yönlendirmişti.
Peki Türkiye’de kaç Nesrin, yeteneği keşfedilmeden büyüyor?
Kaç Umut, gönderdiği e-postaya cevap alamıyor?
Kaç çocuk, yaşadığı yerde spor yapabileceği bir tesis bulunmadığı için hayallerinden vazgeçiyor?
Bunlar yalnızca spor dünyasının değil, hepimizin düşünmesi gereken sorular.
Çünkü yetenek her yerde doğabilir.
Ama her yetenek aynı imkânlara sahip değil.
MADALYADAN ÖNCE YANINDA OLMAK
Gecede Yaşam Boyu Spora Katkı Ödülü’nü Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ aldı.
Mustafa V. Koç Spor Ödülleri’nin on yıldır devam etmesi de sporcuların başarılarının görünür kılınması açısından önemli.
Ancak bana kalırsa iş dünyasının spora yapabileceği en değerli katkılardan biri, henüz kimsenin tanımadığı gençlerin yanında olabilmek.
Bir sporcunun ulaşım masrafını karşılamak.
Bir havuzun açık kalmasını sağlamak.
Bir antrenörün daha fazla çocukla çalışabilmesine imkân vermek.
Bir yeteneğin ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle kaybolmasının önüne geçmek.
Bunlar büyük sponsorluk anlaşmaları kadar gösterişli olmayabilir.
Ama bazen bir hayatın bütün hikâyesini değiştirebilir.
Üstelik bu desteğin değerini yalnızca kazanılan madalyalarla ölçmemek gerekiyor.
Umut Paris’ten madalyasız dönseydi, yüzmenin hayatında açtığı yeni sayfa daha az değerli olmayacaktı.
İşte o nedenle, spora yapılan yatırımın gerçek karşılığı yalnızca kürsüde değil, insanların hayatında aranmalı.
Mustafa Koç’un hatırasını on yıldır böylesine anlamlı bir gelenekle yaşatan Koç ailesini kutluyorum.
O gece salondan ayrılırken aklımda kalan düşünce şuydu:
Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen büyük bir servete değil, onun yeteneğini gören bir öğretmene ya da yardım isteyen bir e-postayı cevapsız bırakmayan bir insana ihtiyaç var.
patronlardunyasi.com















