Dolar
44,6802
0,19%
Euro
52,3704
0,30%
Sterlin
60,1148
0,16%
Bitcoin
3.218.409
-0,19%
BİST-100
13.904,64
1,58%
Gram Altın
6.845,665
0,19%
Gümüş
75,62
0,26%
Faiz
40,89
-0,05%

Modern zaman Gregor Samsa'ları, Hande Erçel ve Züber'in patronları Nailcan Kurt, Murathan Kurt ve diğerleri

Bugün kendimi Hande Erçel ve Züber'in patronları Nailcan Kurt ile Murathan Kurt'un yerine koydum. Düşünürken bile zorlandım. Kendimi alacakaranlık kuşağının içinde buldum.

10.04.2026 10:01Güncelleme: 10.04.2026 10:35
Modern zaman Gregor Samsa'ları, Hande Erçel ve Züber'in patronları Nailcan Kurt, Murathan Kurt ve diğerleri
16px
32px

Toygun ATİLLA

FRANZ KAFKA'NIN GREGOR SAMSA'SI

Sabah uyandığımda İstanbul kasvetli. Bahar yerini karanlık bir gökyüzüne bırakmış. Tam o sırada gözüm kütüphanemdeki Franz Kafka'nın "Dönüşüm" kitabına takılıyor. Hani bir sabah uyandığında böceğe dönüşen Gregor Samsa'nın hikâyesinin Kafka'nın muhteşem anlatımı ile ölümsüzlüğe dönüştürdüğü o hikâye...

Havanın kasveti ile gözüme takılan kitabın kasveti neredeyse birbirini tamamlıyor.

Tam da o sırada Patronlar Dünyası'nda yayınlanan bir haber gözüme takılıyor: "Ünlülere uyuşturucu operasyonunda 11 kişi serbest"

AKLIMA GELEN 3 İSİM

Bir anda kafamda 3 isim canlanıyor. Hande Erçel, Züber'in sahipleri Nailcan ve Murathan Kurt...

Her üçü de uyuşturucu operasyonlarında gözaltına alındı. Adli Tıp Kurumu'nda yapılan test sonucu üçünün de uyuşturucu kullanmadığı tespit edildi.

BU YAZI MASUMLARA YAZILDI

Hikâyemize başlamadan önce şunu söylememe müsaade edin ki, sonrasında bu satırları yazan kişi de bir sabah uyandığında "böceğe" dönüşmesin :)

Uyuşturucu maddeler hem kişinin hem de toplumun sağlığına zararlıdır. Toplum yapısında geri dönülmez tahribatlara yol açabilir. Onun için bu yazı "masumlar" için yazılmıştır.

Aynı zamanda bu satırları yazan kişi için "örselenmiş adalet" duygusu da en az "uyuşturucu maddeler" kadar toplum sağlığına zararlıdır. Toplum yapısında geri dönülemez tahribatlara yol açabilir.

Bu dipnotu yazdıktan sonra düşündüklerimi ifade edebilirim sanırım.

Havanın kasveti, kütüphanemdeki Franz Kafka'nın Dönüşüm eseri, Hande Erçel, Nailcan, Murathan Kurt isimleri zihnimde belirdiği sırada kendimi bu isimlerin yerine koydum bir an...

Bu isimleri aklıma geldiği için yazdığımı, hiçbirini uzaktan yakından tanımadığımı belirtip, aslında tüm "masumların" özelinde kendilerinin aklıma gelen ilk örnekler olduğu için bu yazıda geçtiğini belirtmeliyim.

Neyse...

CEP TELEFONUNUZDAN GÖZALTI KARARINI ÖĞRENİYORSUNUZ

Hande Erçel'im düşüncemde... Yurt dışında tatildeyim. Son dizi çalışmamı da bitirmişim, biraz nefes almak, dinlenmek için yurt dışına çıkmışım. Hazır yurt dışındayken de uluslararası bir film şirketinin teklifini değerlendiriyorum. Ertesi gün de onlarla toplantım var. Gündemim buyken cep telefonuma son dakika haberi düşüyor. Haber, "ünlülere uyuşturucu operasyonu"... Bir de bakıyorum ki içinde şöyle bir cümle: "Hakkında yakalama kararı olan Hande Erçel, yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı"

KAPIYI AÇTIĞINIZDA KARŞINIZDA...

Şimdi diğer sahneye dönelim.

Züber adında bir marka yaratmışsınız. Sloganınız "sağlıklı atıştırmalıklar"... "Koruyucu yok, şeker yok" ibareleri sattığınız ürünlerin üzerinde... Yarattığınız marka ile ülke çapında bir yer edinmişsiniz, hedefiniz ihracat yapmak. Çok önemli bir anlaşmanın tam da ortasındasınız. Harıl harıl o toplantı gününe hazırlanıyorsunuz. Ertesi sabah o görüşme olacak.

O günün sabahı kapınız çalınıyor. Hakkınızda gözaltı kararı olduğunu size tebliğ eden güvenlik güçleri ile karşı karşıyasınız.

Şimdi durun ve bir an için düşünün: Bu iki örneğin yerinde siz olsaydınız ne hissederdiniz?

KENDİ FİLMİNİN BAŞROLÜNDE

Düşündüyseniz öykümüze kaldığımız yerden devam ediyorum. Hande Erçel'e geri dönelim.

Türkiye'de bir operasyon yapılmış, siz de arananlar listesindesiniz. İlk şaşkınlığınızı atlatır atlatmaz sosyal medyadan, "Hemen ülkeye geri döneceğim" açıklaması.

Gerçekten de ilk uçağa atlayıp dönüyorsunuz.

Havalimanı, pasaport kontrolü... Gözaltı...

Bir anda hayatınız değişiyor.

Cannes'ta kırmızı halıda yürüyen Hande Erçel, Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa'dır. Böceğe dönüşmüştür.

Beraberinizdeki iki kadın güvenlik görevlisinin ortasında bir araca bindiriliyorsunuz. Gözaltı işlemi için getirildiğiniz kolluk kuvvetine ait binaya girer girmez ilk iş kemerinizi, ayakkabılarınızın bağlarını çıkartmanız söyleniyor, kişisel eşyalarınız toplanıyor.

Kendinizi çırılçıplak hissediyorsunuz.

Parmak iziniz alınıyor, yaftalı fotoğraflarınız çekiliyor. Bunları yaşarken kendi filminizin başrolünde oynuyorsunuz. O rolde ise bir "böceği" canlandırıyorsunuz...

Artık sadece bir "dosyasınız". Ün ve şöhreti girdiğiniz kapıda geride bıraktınız.

KEMER, AYAKKABI BAĞCIĞI, PARMAK İZİ

Tekrar Züber'in sahipleri Nailcan ve Murathan Kurt'a geri dönüyorum. Henüz gözaltına alındığınız 5 dakika bile olmamış. Cep telefonunuz sürekli çalıyor. Telefonunuza el konulduğu için sonradan öğreneceksiniz ki o telefonlar, medyaya yansıyan haberlerin "gerçek olup olmadığını" anlamak isteyen aile fertlerinizden, dostlarınızdan gelen telefonlar.

Hande Erçel'in yaşadıklarını bire bir yaşıyorsunuz. Kemer, ayakkabı bağcığı çıkartmaktan parmak izi, yaftalı fotoğraf çekimine kadar...

İfadeleriniz alındıktan sonra artık sırada Adli Tıp Kurumu var. Testinizi vermeye gidiyorsunuz. O da ne; kapıda onlarca gazeteci. Anında internet haber sitelerinde, sosyal medyada, ertesi gün ise gazetelerdesiniz.

Ne oynadığınız son dizi, ne aşk trafiğiniz, ne de Cannes'ta kırmızı halıdaki görüntünüz vardır. İş dünyasındaki isimler ise anlattıkları yatırımlar, projelerden dolayı ekonomi sayfalarında değil, artık 3. sayfadadır.

BÖCEĞE DÖNÜŞÜM

Adliyeye çıkıp da serbest kaldığınız açıklandığında derin bir "oh" çekiyorsunuz. "Ya tutuklansaydım?" diye sevinirken buluyorsunuz kendi kendinizi. O an içinizden "zaten uyuşturucu kullanmıyorum, neden tutuklanacaktım; gözaltına alınmam bile normal değildi" gibi sorgulamalar asla geçmiyor. Çünkü artık böceğe dönüşmüşsünüz.

Neyse ki evin yolunu tutuyorsunuz. Cep telefonunuz, şanslıysanız 3-5 gün sonra size teslim edilmiş. Her zaman elinizden düşürmediğiniz o telefonu tutarken bir mide bulantısı yaşıyorsunuz. Tiksiniyorsunuz.

MASUMSUNUZ...

Haftalar sonra test sonuçları çıkıyor.

Negatif...

Yani masumsunuz...

Sonra ne oluyor dersiniz? Hiçbir şey.

Bir insanın masumken masum olduğunun kanıtlanması ne ifade eder sizce? Düşünün...

Asıl zarar çoktan verilmiştir.

Şüphe kalmış, hafıza kirlenmiştir. İnsanların aklında o güvenlik güçlerinin arasındaki görüntünüz kalmıştır.

MASUM HAYATLARI NEDEN MAHKÛM EDİYORUZ?

OJ Simpson davasında ABD hukuk sistemi, "Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir" dedi. Yasa dışı elde edilmiş bir delil ile OJ Simpson'ın suçlu olduğunu bile bile "adalet sisteminin" örselenmemesi için mahkûmiyet kararı vermedi.

"Fruit of the poisonous tree doctrine"... Yani, "Zehirli ağacın meyvası zehirlidir" Yani, "Hukuk kirlenirse adalet kalmaz."

Bu yüzden ABD, suçlu olduğunu bildiği bir kişiyi serbest bıraktı ama sistem ayakta kaldı.

Hukukta sadece "Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir" diye bir kavram yok. Aynı zamanda "masumiyet karinesi" ve "lekelenmeme hakkı" diye bir şey de var.

Onun için sonradan masum olduğu anlaşılacak insanların hayatlarını neden önceden mahkûm ediyoruz?

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı
Bora Koçak, gazete ilanından Sodexo Türkiye’nin CEO’luğuna uzandı#Sodexo