Dolar
49,2745
0,04%
Euro
55,1932
-0,06%
Sterlin
65,3396
0,05%
Bitcoin
4.084.758
1,49%
BİST-100
12.265,98
0,43%
Gram Altın
6.644,965
1,51%
Gümüş
60,82
2,77%
Faiz
39,13
0,00%

İstanbul’da sanatın yeni sezon heyecanı

Bir şehrin kültürel zenginliği yalnızca düzenlediği etkinliklerin sayısıyla değil, sanatı hayatın doğal bir parçası haline getirebilmesiyle ölçülür. İş Sanat ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin yeni sezon programları, İstanbul’un sanatla kurduğu güçlü bağı ve bu bağın geleceğe taşıdığı umudu bir kez daha hatırlatıyor.

11.10.2026 12:15 • Güncelleme: 11.10.2026 12:32
İstanbul’da sanatın yeni sezon heyecanı
16px
32px

Yelda İPEKLİ

İstanbul’un sanat takvimi benim için her zaman bir umut ifadesi.
Çünkü biliyorum ki bir şehirde sanat varsa, orada vicdan, ahlak, iyilik ve zarafet yeşermeye devam eder.
Sanatın yalnızca sahnede olup bitenlerden ibaret olmadığına inanıyorum. Bir konser, bir opera ya da bir bale gösterisi, izleyicisine yaşattığı birkaç saatlik deneyimin çok ötesinde bir anlam taşır. İnsanın dünyaya bakışını zenginleştirir, duyarlılığını artırır, yaşadığı şehirle kurduğu bağı güçlendirir.
Ancak bunun için sanatın hayatımızda süreklilik kazanması gerekir.
Bir şehirde birbirinden güzel etkinlikler düzenlenebilir. Dünyaca ünlü sanatçılar ağırlanabilir, büyük prodüksiyonlar sahnelenebilir. Fakat bütün bunlar birbirinden bağımsız etkinlikler olarak kaldığında yarattıkları etki de sınırlı olur.

Oysa sanat bir takvime, bir geleneğe, giderek bir şehir kültürüne dönüştüğünde bambaşka bir sonuç ortaya çıkar.
İzleyicinin alışkanlıkları değişir. Yeni kuşaklar sanatla tanışır. Kültür turizmi gelişir. Şehrin gündelik hayatı zenginleşir.
İşte bu nedenle sezonluk sanat programlarını çok önemsiyorum.
Mesele yalnızca sahne kurmak, salon doldurmak ya da başarılı bir geceye imza atmak değil. Asıl mesele, izleyiciyi dönüştürebilen ve şehrin kültürel hafızasına yerleşebilen bir süreklilik yaratmak.
İş Sanat ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin (İDOB) yeni sezon programlarına baktığımda, bu anlayışın iki farklı ama birbirini tamamlayan örneğini görüyorum.

İŞ SANAT’IN YENİ SEZON BÜYÜSÜ

İş Sanat’ın yeni sezon programını incelerken dikkatimi çeken ilk şey, etkinliklerin rastgele bir araya getirilmemiş olması.
Karşımızda farklı müzik türlerini, kültürleri ve sanatçıları ortak bir anlayışla buluşturan, özenle hazırlanmış bir program var.
Klasik müziğin köklü geleneği çağdaş yorumlarla buluşuyor. Caz, Latin ritimleriyle yeni renkler kazanıyor. Flamenko, yalnızca bir müzik türü olarak değil, dansın ve tiyatronun enerjisiyle sahneye taşınıyor.
Böyle bir çeşitliliğin İstanbul açısından özel bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
Londra’da West End, New York’ta Broadway ve kentin köklü müzik kurumları, yalnızca sanatseverlerin değil, o şehirleri ziyaret eden milyonlarca insanın da hayatına dokunuyor.
Sanat, şehirlerin kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşüyor.
İstanbul neden bu bakımdan dünyanın önde gelen kültür başkentleri arasında daha güçlü bir yer edinmesin?
Tarihimiz, kültürel birikimimiz, sanatçılarımız ve izleyici potansiyelimiz buna fazlasıyla uygun.
İş Sanat’ın yaptığı işin değerini de burada görüyorum.

Bir yandan dünya çapında sanatçıları İstanbul seyircisiyle buluştururken diğer yandan yerli sanatçılara ve genç yeteneklere alan açıyor. Üstelik bunu birbirinin tekrarı olan etkinliklerle değil, her biri kendi karakterini koruyan programlarla gerçekleştiriyor.
Yeni sezon 5 Kasım’da keman virtüözü Viktoria Mullova’nın, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile vereceği konserle açılıyor.
Ardından Lisette Oropesa, Maxim Vengerov, Schönbrunn Sarayı Orkestrası, Michel Camilo & Tomatito, Paco Peña, Estrella Morente ve Youn Sun Nah gibi birbirinden değerli isimler İstanbul seyircisiyle buluşacak.
Musa Eroğlu ve Yeni Türkü gibi müziğimizin güçlü temsilcileri de bu zengin programın önemli parçaları arasında.
Bütün bu isimleri yan yana düşündüğümde, İstanbul’un ne kadar farklı müzik kültürlerine ev sahipliği yapabildiğini bir kez daha görüyorum.
Ve bu buluşmaların yalnızca sanatseverler için değil, şehrin kültürel geleceği açısından da kıymetli olduğuna inanıyorum.
Burada emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim.
Özellikle İş Sanat’ın kurumsal kimliğinin oluşmasında ve bugünlere gelmesinde büyük emeği bulunan kurucu Genel Müdür Zuhal Üreten’e gönülden teşekkür ediyorum.
Ağustos ayında gerçekleşen görev değişimiyle başlayan yeni dönemin de aynı heyecan ve başarıyla devam etmesini diliyorum. Uzun yıllardır kurumun ekibinde yer alan yeni yönetime başarılar diliyorum.
Çünkü kültür ve sanat kurumlarında kalıcı başarı, yalnızca güçlü programlarla değil, yıllar içinde oluşan birikimin yeni kuşaklara aktarılmasıyla mümkün.

İDOB’UN SAHNESİNDE GELENEK VE YENİLİK BULUŞUYOR

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin yeni sezonuna baktığımda ise beni başka bir heyecan karşılıyor.
Opera ve bale, köklü gelenekleri olan sanat dalları. Ancak bu gelenekleri yaşatmanın yolu yalnızca geçmişin büyük eserlerini tekrar tekrar sahnelemekten geçmiyor.
Yeni yorumlara, çağdaş eserlere, genç sanatçılara ve farklı izleyici kitlelerine de kapı açmak gerekiyor.
İDOB’un yeni sezon programında bu dengeyi görmek sevindirici.
Atatürk Kültür Merkezi ve Süreyya Opera Sahnesi’nde Türk bestecilerin özgün eserleriyle dünya opera ve bale klasiklerini buluşturan geniş bir repertuvar hazırlanmış.
Sezonun dikkat çekici yapımlarından biri, 10 Ekim 2026’da sahnelenen modern bale Afife.
24 Ekim’de Fernando Melo’nun Rüzgâr Ağacı (Leaning Tree) adlı eseri yeniden seyirciyle buluşacak.

2027 programında ise Nikolay Gogol’den esinlenen Palto, mart ayında Üç Bale başlığı altında sunulacak Serenade, Circle of Fifths ve Köçekçe: Bir Rapsodi yer alıyor.
Nisan ayında çocuklar için hazırlanan Kayıp Oyuncak, mayıs ayında MDTistanbul’un Sessizlik prodüksiyonu ve Roberto Catalano rejisiyle sahnelenecek Turandot izleyici karşısına çıkacak.
Mozart’tan Donizetti’ye, Verdi’den Prokofyev’e uzanan repertuvarın yanı sıra Türk operasına ve modern dansa ayrılan alan da dikkat çekiyor.
Ben özellikle çocuklara yönelik yapımları çok değerli buluyorum.
Çünkü bir çocuğun ilk kez opera ya da baleyle tanışması, belki de hayatı boyunca sürdüreceği bir sanat sevgisinin başlangıcı olabilir.
Sanatın geleceği biraz da bugünün çocuklarının o salonlarda yaşadığı ilk heyecanda saklı.
İDOB’un Ulusal Müziğimiz, Musica Poetica, Opera Studio ve Tarihin İzinde gibi konser serileri de sezonun yalnızca büyük prodüksiyonlardan ibaret olmadığını gösteriyor.
Böylece sanat, birkaç önemli temsilin ötesine geçerek yıl boyunca yaşayan bir kültürel deneyime dönüşüyor.

BİR ŞEHRİN GELECEĞİ SANATLA DA KURULUR

İş Sanat ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi farklı geleneklerden gelen iki önemli kurum.
Biri müziğin farklı türlerini aynı çatı altında buluştururken diğeri opera ve balenin zengin mirasını yeni yorumlarla geleceğe taşıyor.
Ama ikisinin ortak bir yanı var.
Sanatı tesadüflere bırakmıyorlar.
Bir program, bir takvim, bir anlayış ve hepsinden önemlisi bir devamlılık oluşturuyorlar.
Bence İstanbul’un ihtiyacı olan da tam olarak bu.
Sanatın yalnızca belirli çevrelerin ilgi alanı olarak görülmediği, şehrin gündelik hayatına daha fazla karıştığı, çocukların ve gençlerin bu dünyanın doğal bir parçası haline geldiği bir kültür ortamı.

Elbette bir şehrin sorunlarını yalnızca sanatla çözmek mümkün değil.
Ama sanatın olmadığı bir şehirde insanın kendisini, başkalarını ve hayatı anlaması için çok önemli bir alan eksik kalır.
Bu nedenle İstanbul’un sanat takvimine her baktığımda yalnızca konserleri, operaları ya da baleleri görmüyorum.
O sahnelerin ardındaki emeği, o salonları dolduran insanların merakını, ilk kez bir temsil izleyecek çocukların heyecanını ve bütün bunların şehre katacağı güzelliği düşünüyorum.
İstanbul'un bütün karmaşasına, yorgunluğuna ve telaşına rağmen sanatla nefes almaya devam etmesi bana umut veriyor.
Çünkü inanıyorum ki sanatın ışığı yandığı sürece bir şehrin geleceğine dair umut da sönmez.

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
Merve Arkas'ın Toskana'daki yatırımının hemen yakınlarında, İtalya tarihinin en büyük şarap soygunu gerçekleştirildi
Merve Arkas'ın Toskana'daki yatırımının hemen yakınlarında, İtalya tarihinin en büyük şarap soygunu gerçekleştirildi#arkas
benzer haberler
Helicon’un eski patronu Ted Baum ve eşi Ruth’un yarım asırda oluşturduğu sanat koleksiyonu açık artırmaya çıkıyor
Helicon’un eski patronu Ted Baum ve eşi Ruth’un yarım asırda oluşturduğu sanat koleksiyonu açık artırmaya çıkıyor