Dolar
49,6987
0,06%
Euro
55,6699
-0,10%
Sterlin
66,5805
-0,15%
Bitcoin
4.005.072
-0,59%
BİST-100
11.116,99
-0,92%
Gram Altın
6.386,922
-0,62%
Gümüş
53,96
-1,19%
Faiz
39,54
0,00%

Ertuğrul Özkök, Ahmet Güneştekin'in Van'da çektiği fotoğrafı yapay zekâyla New York'a taşıdı, 63 yıl sonra Bob Dylan’a dönüştü

Ertuğrul Özkök, Ahmet Güneştekin'in Van Kalesi'nde çektiği fotoğrafla 1963 yılına, İzmir'de 16 yaşındayken hayran kaldığı Bob Dylan'ın efsanevi albüm kapağına döndü. Yapay zekayla fotoğrafını New York sokaklarına taşıyan Özkök, 63 yıl sonra gençlik kahramanına dönüşmenin hikâyesini yazdı.

24.10.2026 19:00 • Güncelleme: 24.10.2026 20:00
Ertuğrul Özkök, Ahmet Güneştekin'in Van'da çektiği fotoğrafı yapay zekâyla New York'a taşıdı, 63 yıl sonra Bob Dylan’a dönüştü
16px
32px

ERTUĞRUL ÖZKÖK

ARKADAŞIM “BANA DOĞRU YÜRÜ” DEDİ VE ORTAYA ÖYLE BİR KARE ÇIKTI Kİ

Bu yazıyı, Halloween ve Amerikan seçimleri havasındaki New York’a giderken yazıyorum.

27 Ekim akşamı Amerikan Türk Dernekleri’nin yıllık galasına katılacağım.

Kaldığım otel, Manhattan’da Cadılar Bayramı süslemelerinin en yoğun olduğu sokaklara çok yakın.

Yola çıkmadan önce kendimi New York havasına sokmak için gördüğünüz bu fotoğrafı ürettim.

Fotoğrafta beni şehrin Village bölgesinde bir sokakta yürürken görüyorsunuz.

Niye böyle bir şey yaptım, onu anlatmaya çalışacağım.

BU KARENİN ORİJİNALİ NEREDE ÇEKİLDİ?

Bu fotoğrafın orijinali geçen hafta Van Kalesi’nin girişinde çekildi.

Birlikte gittiğim Ahmet Güneştekin, “Bana doğru yürü” dedi ve birbiri ardına 6-7 kare çekti.

İşte bu karelerden birine baktığım an 63 yıl önceye gittim.

1963’e…

İzmir’de, Namık Kemal Lisesi 5 Fen B öğrencisiyim.

Beatles’ın “Love Me Do” şarkısı çıkmış ve “Bir şarkı dinledim, hayatım değişti” havasına girmişim.

Sartre, Camus, Gide okumaya başlamışım…

Bir yandan varoluşçuluk felsefesi, bir yandan pop ve rock arasında zikzaklar çizerek büyüyorum.

İŞTE TAM O GÜNLERDE BİR DERGİDE BİR FOTOĞRAF GÖRDÜM

İşte tam o yıl, İngiliz Melody Maker dergisinde bir fotoğraf gördüm.

Parantez açayım.

Babam haftada 5 TL harçlık veriyor.

Bunun 2,5 lirasıyla her hafta İngiliz Melody Maker dergisini alıyorum.

İzmir’deki bir kitapçıya sadece iki tane geliyor.

Ötekini de biri alıyor mu, yoksa iade mi ediliyor, bilmiyorum.

Hayatım boyunca hep merak ettim: O ikinci Melody Maker’ı kim alıyordu?

TAHMİNİM, BU İKİ İSİMDEN BİRİ ALIYORDU

Kafamda iki isim vardı.

Biri, o günlerde Yeni Asır gazetesinde müzik sayfası hazırlayan Ali Kocatepe.

İkincisi, yine o günlerde İzmir Radyosu’nda müzik programı yapan harika radyoculardan biri: Ümit Tunçağ…

Dergide en merak ettiğim şey, ikinci sayfasındaki haftalık Top 50 listesi.

İzmir’de Çiğli Amerikan Radyosu henüz yayına başlamamış

O nedenle bu şarkıların yüzde 90’ını bilmiyorum.

Ama listeyi sorduğunuzda şarkıların isimlerini ezbere sayıyorum.

WEST SIDE STORY FİLMİNDEN FIRLAMIŞ BİR FOTOĞRAF KARESİ

İşte o dergide, o güne kadar hiç görmediğim, adını duymadığım bir şarkıcının fotoğrafını gördüm.

Adı Bob Dylan’dı…

Yanında, ona sarılmış bir kızla bir New York sokağında yürüyordu.

Amerikan filmlerinde gördüğüm bir sokaktı.

İki yıl önce “West Side Story” filmi çıkmıştı ama Türkiye’de henüz gösterime girmemişti.

Gazetelerde filmin fotoğraflarını görüyordum.

Onlardakine benzeyen bir sokaktı.

BOB DYLAN’IN BEDEN DİLİ VE KIZIN ONA SARILIŞI

Bu fotoğrafa hayran olmuştum.

Bob Dylan’ın beden dili, duruşu, blucini, süet ceketi, kızın ona sarılışı…

Bob Dylan o gün hayatıma girdi.

Bundan iki yıl sonra “Like a Rolling Stone” şarkısını çıkaracak ve bu şarkı, o fotoğrafa eklenerek hayatımın 63 yılına damgasını vuracaktı.

O fotoğrafın bir de hikâyesi var.

SOĞUK BİR NEW YORK GÜNÜNDE ÇEKİLMİŞ KARE

Bu fotoğraf, Bob Dylan’ın o yıl çıkan “The Freewheelin’ Bob Dylan” albümünün kapağı için çekilmişti.

Hikâyesini de yıllar sonra öğrendim.

Fotoğraf, New York’un dondurucu bir gününde çekilmiş bir aşk fotoğrafı.

Dylan’ın koluna giren genç kadın, o dönemdeki sevgilisi Suze Rotolo.

Fotoğrafı Şubat 1963’te, Greenwich Village’daki Jones Street’te, Columbia Records’un fotoğrafçısı Don Hunstein çekmiş.

Burası, ikisinin birlikte yaşadığı evin hemen yakınlarındaymış.

Çekime önce evde başlamışlar.

Sonra Hunstein, dışarı çıkıp sokakta fotoğraf çekmeyi önermiş.

Onlardan uzaklaşıp dönmelerini ve kendisine doğru yürümelerini istemiş.

Sokak kar ve erimiş karla kaplı, hava çok soğukmuş; bu yüzden dışarıdaki çekim uzun sürmemiş.

Bugün son derece doğal görünen o kare, böyle kısa bir yürüyüş sırasında ortaya çıkmış.

YAN TARAFTAKİ VW MİNÜBÜS NE ANLATIYOR

Fotoğrafta o dönende genç insanlar için asla atlamayacağı bir ayrıntı var.

İkonik bir minibüs.

Bir Wolkswagen  Type-2…

5-6 yıl sonra Hippilerin gözünde özgürlük, doğaya dönüş ve barışın sembolü haline gelecek olan o efsane araç.

“COOL” KELİMESİNİ İCAT EDEN FOTOĞRAFLARDAN BİRİ

Bob Dylan’ın bu fotoğrafta hafızamdan hiç çıkmayan bir beden dili vardı.

O dönemin yeni havasına çok uygundu.

Biraz “West Side Story”, biraz James Dean, biraz “Rıhtımlar Üzerinde”nin Marlon Brando’su…

Biraz Steve McQueen…

“Cool” kelimesi sanki bu karede yeniden icat ediliyordu.

Yıllar sonra o albüm kapağı üzerine okuduğum yazılardan şunu da öğrenmiştim:

Dylan, görüntüsüne önem verdiği için havaya hiç uygun olmayan ince bir süet ceket giymiş. Suze ise kendi kazağının üzerine Dylan’ın kalın kazaklarından birini, onun üzerine de paltosunu geçirmiş.

Yıllar sonra, bu kadar kat kat giyindiği için kendisini “İtalyan sosisi gibi” hissettiğini anlatmış.

Yani kapakta gördüğümüz o birbirine sokulmuş hâlin içinde hem yakınlık hem de gerçek bir üşüme var

BİNLERCE KİLOMETRE UZAKTA BİR TÜRK ÇOCUĞUNU ETKİLEYEN NE VARDI?

Ama fotoğrafı bu kadar etkili yapan bir başka şey daha vardı.

Sahiciliği…

Suze, Dylan’ın 1961-1964 arasındaki sevgilisiydi; Dylan daha sonra onun sanatı ve müziği üzerindeki güçlü etkisini de kabul etti.

Dolayısıyla kapaktaki kadın, yalnızca fotoğrafa eşlik eden bir yüz değildi; hayatının o döneminin önemli bir parçasıydı.

“Oradan binlerce kilometre uzaktaki 16 yaşında bir Türk çocuğunu etkileyen neydi?” diye sorarsanız…

Cevap, ChatGPT’de okuduğum hikâyedeki şu cümlelerde olabilir:

“Dünya çapında bir efsaneye dönüşecek müzisyeni, henüz mahallesinde sevgilisiyle yürüyen genç bir adam olarak görüyoruz. Eller ceplerde, omuzlar soğuktan kalkmış; Suze koluna sarılmış ve hafifçe gülümsüyor. Bir albüm kapağından çok, iki insanın özel hayatından bize kalmış bir an gibi.”

O ALBÜMDEN BUGÜNE GİDEREK BÜYÜYEREK GELEN İKİ HARİKA ŞARKI ÇIKTI

Kapağında bu fotoğrafın olduğu albümden, bugüne kadar birer Bob Dylan efsanesi olarak gelen ve dünyanın her yerinde yüzlerce sanatçı tarafından söylenen iki şarkı çıkacaktı.

“Blowin’ in the Wind” ve “Don’t Think Twice, It’s All Right”…

Ahmet Güneştekin’in çektiği bu kareyi nedense Bob Dylan’ın o fotoğrafına benzettim.

63 yıl arayla iki fotoğrafçı, karşılarındaki insanlara “Bana doğru yürü” diyor ve iki ayrı an ortaya çıkıyor.

BOB DYLAN O YIL 22 YAŞINA GİRECEKTİ, BENSE 16 YAŞIMDAYDIM

“Ne alaka?” diyebilirsiniz.

O fotoğraf çekildiğinde Dylan henüz 21 yaşındaydı; o yıl 22’sine girecekti.

Bense o yıl 16 yaşındaydım.

Melih Cevdet Anday, yıllar önce “Fotoğraf” şiirine şu dizelerle başlıyordu:

“Dört kişi parkta çektirmişiz,

Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…”

Son dizeleri ise şöyleydi:

“Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;

Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?

Oysa hayattayız hepimiz.”

İki fotoğrafa bakarken yine bu şiiri hatırladım.

Ben 79 yaşındayım.

Dylan 85…

İkimiz de hâlâ hayattayız.

O gün ikimiz de ölüme uzaktaydık.

Bugün daha yakınız.

Ama bu fotoğrafta bana ölümü hatırlatan bir şey yok.

ÖYLEYSE BU KAREYİ 63 YIL SONRA NİYE HATIRLADIM?

Öyleyse 63 yıl sonra bana bu kareyi hatırlatan şey nedir?

Bir his…

Yıllar boyunca oluşmuş bir hafızanın beni alıp götürdüğü karanlık bir odadaki buluşma…

İnsanlar kendi yarattıkları kahramanlarla yaşarlar…

Bir roman kahramanı… Bir sinema karakteri…

Bir siyasetçi…

Bir rock’n rollcu…

BAZEN HAYATIMIZI ONLAR OLARAK YAŞAMAYA DEVAM EDERİZ

Hayatımızı dramatize ettiğimiz anlarda onlar olarak yaşarız.

Kendimizi onlar kadar cool, onlar kadar cesur, onlar kadar pervasız, onlar kadar acı çeken, onlar kadar karizmatik hayal ederiz.

Hayal etmek de değildir bu…

Onlar olmaktır.

Ankara Güniz Sokak’ta kim bilir kaç gün Mick Jagger olarak volta attım mesela…

Dün, Tansu’yla evliliğimizin 56’ncı yıl dönümüydü.

Onunla Mick Jagger olarak tanıştım mesela…

Zaten o da beni Mick Jagger olarak tanıdığını söyledi sonraları.

Bugün “vintage” kültürümün en kıymetli objesi, bir Persol güneş gözlüğü…

Onu her taktığımda hâlâ Steve McQueen oluyorum.

İŞTE O NEDENLE NEW YORK’A BU CHATGPT FOTOĞRAFIYLA GİDİYORUM

İşte o nedenle New York için yola çıkarken bu fotoğrafı, ChatGPT’nin görsel uygulaması sayesinde bir New York fotoğrafına dönüştürdüm.

Çok da beğendim.

Hepimizin kendimizi beğenme hakkı vardır.

Abartılmamış narsisizm ruhumuzu besler.

Hele hele Türkiye gibi umutlarını her gün biraz daha kaybeden, Akdeniz neşesi her gün biraz daha yok olan bir ülkede, kahramanlarımızın hayal dünyalarına sığınmak, o günlerin geçmişte kalan oyuncu kadrolarında kendimize küçük roller bulmak bize iyi gelebilir.

Gerçeğin hakikatten uzaklaşıp her akşam bizi kahreden televizyon pandomimlerine dönüştüğü böyle alacakaranlıklarda, karartılmış mahallelerden kaçıp yapay zekâ aracılığıyla kendi kendimize yarattığımız bu hayal mahallelerine sığınmak bize terapi gibi gelebilir.

İŞTE BİR HALLOWEEN’İ BÖYLE BİR HAYAL MAHALLESİNDE YAŞAYACAĞIM

Bu fotoğraf işte böyle bir şey.

63 yıl sonra kahramanlarımdan birine dönüştüğüm anı anlatıyor.

Bu yıl Halloween’i işte böyle bir mahallede, kendi yarattığım dekorda kutlayacağım…

İsteyen “Uçuk” diyebilir, isteyen “Memleketin bunca meselesi varken…” diye başlayabilir…

İsteyen “Tuzu kuru”, isteyen “Kafayı yemiş”, hatta “Bunamış” diyebilir.

BUNAMADIM, SADECE POPÜLİST LİDERLERİN BERBAT ETTİĞİ BİR DÜNYADAN KAÇTIM

Bunamadım.

Sadece, 21’inci yüzyılın popülist liderlerinin berbat ettiği şu kahrolası gerçek dünyadan elimi ayağımı çekip kendi yarattığım bir Disneyland’e çekildim.

Bir hafta boyunca da size buradan güzel şeyler yazacağım.

patronlardunyasi.com