Dünya Kupası'ndan elenen A Milli Futbol takımımızın santrforu da psikoloğu da yok
A Milli Takım Teknik direktörü Vincenzo Montella'nın "Ben psikolog değilim ama elimden geldiği kadar onların psikoloğu gibi davranmaya çalıştım" sözlerini duyunca araştırmaya başladım. Bir futbol tartışmasının çok ötesinde, Dünya Kupası'nda başarılı ülkelerden UEFA kupasını kazanan Galatasaray’a ve 2002'deki milli takımımıza kadar spor psikoloğunun olduğunu gördüm. İşin ilginç tarafı 10 kişi kalmasına rağmen bizi 1-0 yenmeyi başaran 7 milyon nüfuslu Paraguay'ın bile spor psikoloğu vardı ama bizim A Milli takımımız buna gerek duymamıştı.

Toygun ATİLLA
A Milli Takım Teknik Direktörü Vincenzo Montella’nın ABD maçı sonrası basın toplantısını izliyordum. Dünya Kupası hayalimiz sona ermişti. Basın toplantısının bir yerinde şu cümleleri kurdu: “Ben psikolog değilim. Takımın psikoloğa ihtiyacı yok, ne kadar güçlü bir takım olduğumuzu gösterdik. Bir daha Dünya Kupası için 24 yıl beklemeyeceğiz. Bizim takım çok büyük baskı altında kaldı. Bunlara rağmen çok iyi tepki verdiler. Ben psikolog değilim ama elimden geldiği kadar onların psikoloğu gibi davranmaya çalıştım. Takım karakterini ve ne kadar güçlü olduğunu gösterdi zaten.”
İşte o anda gazetecilik refleksim devreye girdi. Kendi kendime şu soruyu sordum: "Acaba dünya futbolunda durum nasıl? Başarılı milli takımların gerçekten psikoloğa ihtiyacı yok mu? Yoksa biz mi bu konuyu hâlâ eski reflekslerle tartışıyoruz?"
Aslında bu mevzu birkaç gün önce sohbet ettiğim Momentum İletişim Ajansı'nın Başkanı Mehmet Ali Ergün ile yaptığım sohbetten beri aklımdaydı. Üniversitede son sınıf öğrencisi kızı Spor Psikolojisi konusunda uzmanlaşıp iş hayatına böyle devam etmek istiyordu. Konunun önemi konusunda sohbet etmiştik.
Montella'nın açıklamalarını duyunca ve A Milli takımın bir sporcu psikoloğunun olmadığını anlayınca bilgisayarın başına oturdum, başladım araştırmaya...
Araştırdıkça karşıma liderlikten kurum kültürüne, performans yönetiminden iş dünyasına uzanan bambaşka bir tablo çıktı.

FUTBOLUN GÖRÜNMEYEN ANTRENÖRÜ
Spor psikoloğu deyince hâlâ birçok kişinin aklına yanlış bir görüntü geliyor. Sanki maç kaybeden futbolcunun omzuna dokunan, sanki “üzülme evladım” diyen bir moral abisi, sorunlu oyuncuların gönderildiği bir terapi odası gibi...
Oysa modern futbolda spor psikoloğu bunun çok ötesinde bir uzmanlık alanı. Baskı altında doğru karar vermeyi, konsantrasyonu geliştirmeyi, kaygı yönetimini desteklemeyi öğretiyor.
Penaltı noktasına yürüyen oyuncunun zihinsel hazırlığını, sakatlıktan dönen futbolcunun özgüvenini, yedek kalan oyuncunun takımdan kopmasını engellemeyi, genç futbolcunun sosyal medya baskısı altında ezilmemesi için destek verir.
Sporcu psikoloğu, takım içi iletişimi güçlendirmenin yanı sıra yenilgiden sonra toparlanma refleksini geliştiriyor.
Eskiden buna sadece “mental güç” denirdi. Bugün buna performans bilimi deniyor. Futbol günümüzde artık sadece ayakla oynanmıyor, zihinle de oynanıyor.

DÜNYA FUTBOLU BU KONUDA NEREDE?
Araştırmaya başladığınızda dünyada spor psikolojisinin artık futbolun çevresinde değil, merkezinde yer aldığını görüyorsunuz.
İngiltere, 2018 Dünya Kupası sürecinde performans psikoloğu Pippa Grange ile çalıştığını gördüm.
Grange’in özellikle oyuncuların korkuyla, baskıyla ve turnuva psikolojisiyle baş etmesi konusunda yaptığı çalışmalar İngiliz basınında uzun süre konuşulmuş.
Almanya’da ise Dr. Hans-Dieter Hermann uzun yıllar milli takımın spor psikoloğu olarak görev yapmış. Almanya’nın 2014 Dünya Kupası şampiyonluğuna giden yolda saha dışı ekibin önemli isimlerinden biri olarak Hermann anılmış.
Kulüp futbolunda da tablo farklı değil.
Liverpool, Jürgen Klopp döneminde spor psikolojisi ve mental performans çalışmalarına önem vermiş. Manchester City gibi dev kulüplerde psikolojik destek, performans departmanının parçası haline gelmiş. Manchester United bile Ralf Rangnick döneminde spor psikoloğu Sascha Lense’yi teknik ekibe dahil etmiş.
Dünya futbolunda “Psikoloğa ihtiyaç var mı” sorusu yerini bu desteği daha verimli nasıl kullanırım durumuna dönüşmüş. Anlayacağınız spor psikoloğu neredeyse olmazsa olmaz durumuna gelmiş.

PARAGUAY’IN HİKÂYESİ NEDEN ÖNEMLİ?
Bu Dünya Kupası’nda Türkiye’nin yenildiği Paraguay da bu açıdan dikkat çekici bir örnek.
Reuters’ın haberine göre, Paraguay Teknik Direktörü Gustavo Alfaro, takımını sadece taktikle değil, psikoloji merkezli bir yaklaşımla hazırladı. Alfaro’nun ekibine bireysel görüşmeler yapan bir psikolog dahil edildi.
Oyuncularla sadece sistem konuşulmadı. Aidiyet, özgüven ve takım ruhu konuşuldu. Paraguay, Dünya Kupası’na dönüş hikâyesini sadece savunma disipliniyle değil, zihinsel dirençle de kurdu.
Sonra Türkiye maçını düşündüm. Erken gol yedik, rakip 10 kişi kaldı, maç çeviremedik.
Elbette futbolu tek nedene bağlamak kolaycılık olur ama o maçı sadece taktik mi kaybetti, yoksa zihinsel dayanıklılık, mental anlamda hazırlıksızlık da bu hikayenin bir parçası mıydı?
Bakın, 7 milyon nüfusa sahip, ekonomik olarak da zor koşullar altındaki Güney Amerika ülkesi Paraguay bugün bizim 2-0 yenildiğimiz Avustralya ile 0-0 berabere kaldı. En iyi üçüncüler arasına girerse bir üst tura çıkacak.
TEK SORUNUMUZ PSİKOLOG DEĞİL
Burada bir es verip şunu da eklemek isterim.
Milli Takımın Dünya Kupası'nda başarılı olamamasının tek sebebi spor psikoloğunun olmaması gibi bir sonuç çıkmasın sakın ortaya. Bu, sebeplerden sadece bir tanesi olabilir.
Bahsetmek istediğim bir zihniyet bir vizyon meselesi.

TÜRKİYE BU İŞE ASLINDA YABANCI DEĞİL
Burada çok önemli bir haksızlık yapmamak lazım. Türkiye spor psikolojisine tamamen yabancı bir ülke değil.
Hatta tam tersine…
Türk futbolunun en büyük başarılarının arkasında bu alana dokunan isimler vardı.
Prof. Dr. Turgay Biçer bunlardan biri. Türkiye’de spor psikolojisi ve mentörlük denince akla gelen öncü isimlerden.
UEFA Kupası’nı kazanan Galatasaray sürecinde yer aldı, 2002 Dünya Kupası’nda üçüncü olan A Milli Takım sürecinde mentörlük yaptı.
Maalesef, Türkiye büyük başarı dönemlerinde spor psikoloğu kullandı ama kurumsal hafızaya dönüştüremedi.
Fatih Terim’in Galatasaray’ı UEFA Kupası’na giderken sadece iyi futbol oynamadı.
O takımın bir ruhu vardı. Bir “biz” duygusu, inancı, özgüveni vardı. 2002 Milli Takımı da öyleydi.
Sadece koşup mücadele etmediler, büyük turnuva baskısını da yönettiler.
Elbette tüm bunlar sadece spor psikoloğu etkisi ile değildi. Başkanından, teknik direktörüne, yardımcı antrenöründen, futbolcusuna, malzemecisine kadar tüm ekibin başarısıydı.
Tüm toplamına baktığınızda ise bir vizyondu...

TFF’DE BUGÜN GÖRÜNEN TABLO
Türkiye Futbol Federasyonu’nun kamuoyuna açık A Milli Takım teknik ekibine baktığınızda teknik direktör var, yardımcı antrenörler, kaleci antrenörleri, analiz ekibi, atletik performans ekibi var.
"Spor psikoloğu” ya da “mental performans uzmanı” unvanıyla görünen bir isim yok. Bu, “hiç psikolojik destek alınmıyor” anlamına gelmeyebilir. Belki dönem dönem dışarıdan danışmanlık alınıyordur. Resmi ve görünür yapı içinde spor psikoloğu A Milli Takım teknik ekibinin doğal bir parçası olarak görünmüyor.
İlginç olan şu: TFF bu alanın tamamen dışında değil.
Federasyon “Futbolda Psikolojik Performans Danışmanlığı” eğitimleri düzenliyor. Altyapı milli takımları seviyesinde bu alanda görevlendirmeler yapıldığı biliniyor. Yani ihtiyaç kabul ediliyor.
Ama A Milli Takım seviyesinde aynı kurumsal görünürlük yok.
U19’da ihtiyaç duyulan psikolojik performans desteğinin, A Milli Takım’da neden sistemin doğal parçası olmadığını ben anlamış değilim maalesef...

SÜPER LİG’DE DURUM NE?
Türkiye liglerinde de tablo benzer.
Bazı kulüpler altyapıda spor psikologlarından yararlanıyor, bazı futbolcular bireysel olarak mental performans desteği alıyor.
Süper Lig genelinde ise spor psikoloğunun teknik heyetin sürekli, görünür ve vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini söylemek zor.
Oysa en çok konuştuğumuz problemler zaten psikolojik alanla ilgili.
Erken gol yiyince dağılan takımlar…
Hakem kararından sonra oyundan düşen oyuncular…
Derbi baskısını kaldıramayan genç futbolcular…
Sosyal medya eleştirileriyle özgüven kaybeden yıldızlar…
Yedek kalınca takımdan kopan oyuncular…
Üç maç iyi gidince havaya giren, iki maç kötü gidince çözülen yapılar…
Bunların tamamını sadece teknik direktörün çözmesini beklemek artık gerçekçi değil.
Çünkü teknik direktör zaten takımı çalıştırıyor.
Rakibi analiz ediyor.
Kadro kuruyor.
Medya baskısıyla uğraşıyor.
Yönetimle temas ediyor.
Taraftarla yaşıyor.
Bir de psikolog olması bekleniyor.
Modern futbolda bu sürdürülebilir değil.

PSİKOLOĞA GİTMEK ZAYIFLIK DEĞİLDİR
Türk futbolunun kültürel sorunu da burada başlıyor. Bizde psikolojik destek hâlâ çoğu zaman zayıflık gibi algılanıyor.
Bir futbolcu psikoloğa gidince “sorunu var” sanılıyor.
Oysa modern futbolda spor psikoloğu sorunlu oyuncu için değil, daha iyi performans göstermek isteyen oyuncu için vardır. Nasıl kas çalışılıyorsa, zihin de çalışılır. Nasıl kondisyon yüklemesi yapılıyorsa, baskı yönetimi de çalışılır. Nasıl duran top organizasyonu hazırlanıyorsa, penaltı stresi de hazırlanır.
Futbolun yeni dünyası bence bu...
MONTAJ DEĞİL, KURUMSAL AKIL MESELESİ
Montella’nın sözlerine buradan bakınca mesele daha da ilginçleşiyor.
“Ben psikolog değilim” diyor.
Bu doğru.
Zaten olmaması da gerekir.
Bir teknik direktör oyuncusuyla konuşur.
Onu motive eder.
Onu korur.
Ona liderlik eder.
Psikolojik performans ayrı bir uzmanlık alanıdır. Bugün hiçbir teknik direktör “kaleci antrenörü de benim” demiyor. “Fizyoterapist de benim” demiyor.
O zaman neden psikolojik destek hâlâ teknik direktörün kişisel iletişim becerisine bırakılıyor? Bugün basın toplantısını izlerken bunu düşündüm.

PEKİ İŞ DÜNYASI BUNDAN NE ÖĞRENMELİ?
Tüm bu konuştuklarımız aslında futbolun değil iş dünyasının da sorunu...
Bugün dünyanın büyük şirketlerinde CEO’nun yanında liderlik koçları, kurum psikologları, insan kaynakları uzmanları, çalışan destek programları ve performans danışmanları var.
Çünkü yüksek performansın olduğu her yerde baskı var.
Borsa baskısı…
Yönetim kurulu baskısı…
Hissedar baskısı…
Çeyrek bilanço baskısı…
Derbi baskısı…
Dünya Kupası baskısı…
İnsan zihni bunları birbirinden tamamen ayırmıyor.
Bir CEO milyarlarca dolarlık yatırım kararını verirken nasıl zihinsel dayanıklılığa ihtiyaç duyuyorsa, bir futbolcu da 80 bin kişinin önünde penaltı kullanırken aynı dayanıklılığa ihtiyaç duyuyor.
İkisinde de son sözü veri değil, zihin söylüyor.
Bu yüzden spor psikolojisi artık sadece futbolun değil, liderliğin de konusu.
Başarı tek bir kahraman liderin omuzlarında yükselmiyor.
Başarı, doğru uzmanların aynı takımda buluşmasıyla geliyor.
İster milli takım olsun…
İster holding…
Büyük başarılar artık sadece sahada ya da yönetim kurulu odasında değil, doğru kurulmuş ekiplerin zihninde kazanılıyor.
HEPİMİZE PSİKOLOG LAZIM
Yazımın sonunda bir tekrar yaparak bitireceğim.
Milli Takımın Dünya Kupası'nda başarılı olamamasının tek sebebi spor psikoloğunun olmaması gibi bir sonuç çıkmasın sakın ortaya. Bu, sebeplerden sadece bir tanesi olabilir.
Bahsetmek istediğim bir zihniyet bir vizyon meselesi. Bugün Türk futbolu santrforumuz yok sorusuna odaklanıyor ya... Kerem Aktürkoğlu'na mahkum oluşunu sorguluyor ya... Maalesef bunun sebeplerini sorgulamıyoruz.
Tıpkı, neden spor psikoloğumuz yok sorusunu sorgulamadığımız gibi.
Meselenin vizyon ve zihniyet meselesini anlayamadığımız müddetçe futbolda da iş dünyasında da teknolojide de eğitimde de sağlıkta da mesafe kaydedeceğimizi düşünmüyorum.
Yazı bittiğinde gözüm sosyal medyaya takılıyor.
Bence sadece spor psikoloğuna ihtiyacımız yok, toplu halde delirmeye meyilli hepimize birer psikolog lazım gibime geliyor...
patronlardunyasi.com















