Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski avukatı Faik Işık'tan 'Paralel din ekonomisi' uyarısı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Faik Işık, Patronlar Dünyası için, dinî yapıların ekonomik ve siyasal gücünü ele aldığı “Din Hizmetinden Paralel Din Ekonomisine” başlıklı bir çalışma kaleme aldı. Işık; bağışlardan şirketlere, taşınmazlardan siyasal nüfuza uzanan yapıyı incelerken “Ahiret pazarı” kavramını kullandı ve din adına toplanan kaynakların şeffaflığı konusunda dikkat çekici sorular yöneltti.

Avukat Faik Işık, din hizmeti görüntüsü altında inanç, hayır, hasenat ve iyilik duygusunun özel servet, kapalı kurumsal güç ve siyasal nüfuz üretme aracına dönüşmesi ihtimalini ele alan kapsamlı bir çalışma hazırladı.
“Din Hizmetinden Paralel Din Ekonomisine” başlığını taşıyan çalışmanın alt başlığı ise “Ahireti Pazarlayarak Dünyayı Satın Almak.”
Işık, çalışmasının başında bütün cemaatleri aynı kefeye koymadığının özellikle altını çiziyor. Sahih dinî hayat ve gerçek tasavvuf ile meşru hayır faaliyetlerinin, dinî güvenin ekonomik, siyasal veya kişisel iktidar amacıyla istismarından ayrılması gerektiğini belirtiyor.
Faik Işık yazısında şu değerlendirmeleri yapıyor:
DEVLET İNANCI DEĞİL, İŞLEMİ DENETLER
Bir hukuk devleti kimin “doğru Müslüman” olduğuna karar veremez. İnancın hakikatini belirlemek kamusal otoritenin işi değildir.
Buna karşılık yardım toplama, malvarlığı edinme, şirketleşme, vergi, suç gelirleri, terörizmin finansmanı, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, kişisel veriler, eğitim ve kamu kadrolarına hukuka aykırı müdahale hukuk düzeninin konusudur.

Bu nedenle düzenlemenin konusu din değil; din adı altında ortaya çıkan ekonomik işlem, örgütsel faaliyet ve suç şüphesidir. İnanç özgürlüğü ile hesap sorulamayan ekonomik ve siyasal güç birbirine karıştırılmamalıdır.
“BEYTÜLMAL” KİMİN KONTROLÜNDE?
Bir topluluğun ortak hayır ve iyilik kaynağı olarak sunulan malvarlığı zaman içinde belirli kişilerin, ailelerin veya yakın çevrenin fiilî kontrolüne geçiyorsa temel sorun yalnızca mülkiyet değil, yönetişimdir.
Vakıf, dernek, şirket, yurt, medya ve taşınmaz ağlarının görünürde farklı tüzel kişiliklere ait olması, ekonomik kontrolün kimde olduğu sorusunu ortadan kaldırmaz.
Liderin karizmasının ölümünden sonra çocuklara, yakınlara veya dar bir zümreye aktarılması; şirketlerin, taşınmazların, yayın organlarının ve örgütsel makamların aynı çevrede kalması manevî otoritenin hanedanlaşmasına yol açabilir.

GERÇEK TASAVVUF VE HAYIR FAALİYETLERİ AYRILMALI
Tasavvufun ahlaki olgunlaşma, merhamet, tevazu ve hizmet anlayışı ile öğrenciyi okutan, yoksulu gözeten ve kişisel servet üretmeden çalışan vakıf ve insanların emeği istismar örnekleriyle aynı kategoriye konulmamalıdır.
Eleştirinin ölçüsü kimlik değil fiil; isim değil hesap verebilirlik; mezhep veya meşrep değil, kaynağın amacı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığı olmalıdır.

PARALEL DİN EKONOMİSİ NASIL OLUŞUYOR?
Yurt, ev, burs, iş, çevre, evlilik ağı, eğitim desteği ve sosyal dayanışma gibi imkânlar özgür bireyi desteklemek yerine bağlılık üretmek amacıyla kullanıldığında yardım ilişkisi bir kontrol aracına dönüşebilir.
Böylece din hizmetinin yanında kendisine ait insan kaynağı, ekonomik dolaşımı ve otorite sistemi bulunan paralel bir din ekonomisi ortaya çıkabilir.
“AHİRET PAZARI”
Ölüm korkusu, sonsuzluk arzusu, suçluluk duygusu, cennet umudu, cehennem korkusu, kurtuluş beklentisi ve Allah’a yakın olma arzusu insanın en derin varoluşsal alanlarına temas eder.
Bu duygular ekonomik kaynak toplamaya bağlandığında, maddi teminat gerektirmeyen ancak psikolojik etkisi son derece yüksek bir finansman zemini oluşabilir.
Normal yatırımcı sermayesinin geri dönüşünü, temettüyü veya teminatı sorar. Allah rızası için veren kişi ise çoğu zaman hiçbir karşılık istemez.
Bu nedenle dinî güvenin istismarıyla elde edilen kaynak, kötüye kullanıldığında ekonomik değeri yüksek ancak ahlaken kirli bir sosyal sermayeye dönüşebilir.

ZEKÂT, SADAKA VE BAĞIŞTAN ŞİRKET AĞLARINA
Başlangıç çoğu zaman öğrenci okutmak, burs vermek, yurt açmak, Kur’an öğretmek, fakire yardım etmek, kurban dağıtmak ve afet bölgesine ulaşmak gibi meşru amaçlarla yapılır.
Ardından zekât, fitre, sadaka, infak, kurban, aidat, bağış, vasiyet ve taşınmaz gibi karşılıksız kaynaklar birikir.
Bu kaynaklar vakıf, dernek ve iktisadi işletmeler üzerinden yayınevi, medya, gıda, inşaat, turizm, eğitim, taşınmaz ve şirket ağlarına dönüşebilir.
Şirket veya iktisadi işletme kurmak tek başına hukuka aykırı değildir.
Kritik soru, başlangıçta hayır ve iyilik amacıyla verilen kaynağın sonunda kimin kontrolünde kaldığı ve ilan edilen amaç için ne ölçüde kullanıldığıdır.
EKONOMİK GÜÇTEN SİYASAL NÜFUZA
Büyük insan topluluklarını yönlendirebilen bir yapı yalnız ekonomik değil, siyasal bir aktöre de dönüşebilir.
Oy yönlendirme, aday destekleme, belediye ve bürokrasi üzerinde kadro talebi, kamu ihaleleri ve imtiyazlara erişim arayışı dinî otoriteyi siyasal pazarlık gücüne çevirebilir.
Kamu kadrolarında liyakat yerine kapalı grup sadakatinin esas alınması, sınav veya atama süreçlerinin manipüle edilmesi ve kritik kurumlarda örgütsel bağlılık üzerinden yapılanma ise hukuk devleti ve kamu yönetimi bakımından ayrı bir güvenlik ve anayasal düzen sorunudur.
ŞİRKETLERDE DENETİM VAR, DİN ADINA TOPLANAN PARADA?
Halktan yatırım amacıyla para toplayan şirketler, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde kamuyu aydınlatma, izahname, finansal raporlama ve gözetim yükümlülükleriyle karşı karşıyadır.
Din adına toplanan bağış ve yardımlar ise farklı hukuk rejimlerine dağılmıştır.
Bu asimetri, dinî amaçlı ekonomik yapıların konsolide şeffaflığı ve ilişkili taraf işlemlerinin görünürlüğü bakımından önemli bir politika problemidir.

FAİK IŞIK’TAN 7 SORULUK ŞEFFAFLIK TESTİ
Işık, toplumun dinî yapıların mali yapısına ilişkin sorması gereken soruları şöyle sıralıyor:
1. Bir yılda ne kadar zekât, fitre, sadaka, infak, kurban, aidat ve bağış toplandı?
2. Toplam gelir ve gider nedir; bağımsız denetimden geçmiş konsolide mali tablo var mı?
3. Kaç taşınmaz, şirket ve iktisadi işletme var; bunların ekonomik kontrolü kimde?
4. Yönetici, lider ve yakınlarına doğrudan veya ilişkili şirketler üzerinden ne kadar ödeme yapıldı?
5. Toplanan kaynağın ne kadarı öğrenciye, yoksula, eğitime ve ilan edilen hayır faaliyetlerine gitti?
6. Ne kadar vergi ödendi; yurtiçi ve yurtdışı para transferlerinin hukuki ve ekonomik sebebi ne?
7. Kamu kurumlarından veya belediyelerden sağlanan taşınmaz, tahsis, ihale, teşvik ve diğer avantajlar neler?
“AHİRET KİMİN, DÜNYA KİMİN?”
Işık, çalışmasının sonunda şu değerlendirmeyi yapıyor:
İnsanların cennet umudu birilerinin sermayesine; cehennem korkusu itaate; zekâtı şirket sermayesine; sadakası taşınmaza; imanı siyasal nüfuza; din kardeşliği cemaat rekabetine dönüşüyorsa mesele yalnız din sosyolojisinin değil, ahlakın, hukukun, ekonominin ve siyasetin ortak problemidir.
Ve çalışmasını şu cümleyle noktalıyor:
“Ahireti göstererek dünyayı satın almak dini yüceltmek değildir; dini dünyaya satmaktır.”
Faik Işık, çalışmasının yayın notunda ise belirli bir dinî topluluğun veya kişinin suçluluğu hakkında hüküm kurmadığını; somut kişi ve kuruluşlarla ilgili hukuki nitelendirmenin ancak doğrulanabilir deliller, mali kayıtlar ve yetkili makamların incelemesiyle yapılabileceğini özellikle belirtiyor.
Avukat Faik Işık'ın yazısının tamamı şu şekilde:







patronlardunyasi.com















