Bizans 1600 yıl önce çözmüş, İstanbul bugün hâlâ suyun yolunu arıyor
İstanbul’da yağmur yağdı, dereler taştı, yollar göle döndü, alt geçitler suyla doldu. Bunlardan daha da önemlisi can kayıpları yaşadık. Kentin bir yanında selin yaraları sarılırken diğer yanında tarih, insanın yüzüne hiç de yabancı olmadığı bir gerçeği çarptı. Ayasofya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker’in dün akşamki açıklamalarına göre Doğu Roma yani Bizans, bundan yaklaşık 1600 yıl önce Ayasofya’nın altında devasa bir altyapı sistemi kurmuştu. Amaçlarından biri, caddelere düşen yağmur suyunu tahliye ederek denize ulaştırmaktı.

Burak ARTUNER
İnsan ister istemez düşünüyor: Demek ki o günün İstanbul'un da sadece fiyakalı makamlar, elit insanlar, gösterişli surlar, görkemli yapılar yokmuş. Bir de yağmur yağdığında suyun nereye gideceğini düşünenler varmış...Bizde ise yağmurun ardından suyun gideceği yeri bulması kadar, suyun neden gidecek yer bulamadığını anlamak da ayrı bir mesele.

AYASOFYA’NIN ALTINDAKİ AKIL
Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’ndeki BlackBox’ta düzenlenen “İstanbul Sohbetleri” programında Ayasofya’nın arkeolojik geçmişini anlattı.
Diker’in verdiği bilgiye göre Ayasofya’nın altındaki tüneller, birbirine bağlanan karmaşık bir metro ağı gibi. Roma döneminden kalan bu altyapı, yalnızca bir ibadethanenin altındaki geçitlerden ibaret değil; kentin su sisteminin dağıtımında da rol oynayan büyük bir mühendislik düzeninin parçası.
Üstelik mesele yalnızca geçmişin ihtişamı da değil. Diker, Şubat 2025’ten bu yana sürdürülen çalışmalarda tünellerden yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarıldığını açıkladı.
Yani 1600 yıl önce inşa edilen sistemin izlerini bugün yeniden ortaya çıkarmak için hâlâ ciddi emek harcanıyor.
Tarihin altını kazdıkça yalnızca taş, toprak ve moloz çıkmıyor. Bazen bugüne dair sorular da çıkıyor.

TARİHİN DERSİ YAĞMURLA GELDİ
Takvimler 14 Ekim’i gösterdiğinde İstanbul, şiddetli yağışın altında kaldı. Dereler taştı, yollar ve alt geçitler suyla doldu, araçlar mahsur kaldı. Bazı ev ve iş yerlerini su bastı; toplu ulaşımda aksamalar yaşandı.
16 Ekim’e gelindiğinde ekipler hâlâ çamur ve atıkları temizliyor, su basan ev ve iş yerlerinde hasarı gidermeye çalışıyordu. Yetkililer, can kayıplarının yaşandığı felaketin ardından yeni yağışlara karşı uyarılarını da sürdürüyordu.
İşte dün akşam yani İstanbul ve yurttaki pek çok yer için alarmlar verildiği sırada, bir toplantı vardı İstanbul'da ve bu toplantıda Ayasofya’nın altındaki Roma mühendisliğinin hikâyesi yeniden gündeme geldi.
Bu toplantıdaki açıklamaları okuyunca, bir tarafta 1600 yıl önce yağmur suyunu denize ulaştırmayı düşünen bir medeniyetin altyapısı…
Diğer tarafta yağmurun ardından sokaklardan suyu, evlerden çamuru, hafızalardan da felaketin izlerini temizlemeye çalışan bir metropol.
Elbette iki dönemi karşılaştırırken aradan geçen yüzyılları, değişen nüfusu, iklimi ve kentin büyüklüğünü görmezden gelmemeliyiz. Üstelik geçmişteki her mühendislik çözümünün bugünün İstanbul’una doğrudan uygulanabileceğini de söyleyemeyiz. Ama değişmeyen bir gerçek var: Şehirler yalnızca güzel binalarla, geniş caddelerle ve görkemli meydanlarla kurulmaz. Suyun nereye gideceğini hesaplamak da şehir kurmanın temel işidir.

ROMA’NIN SU HESABI, BİZİM YAĞMUR HESABI
Ayasofya’nın altındaki tünellerin en çarpıcı tarafı, yalnızca ne kadar eski oldukları değil. Bir şehrin yağmurla, suyla ve doğayla kurduğu ilişkinin de izlerini taşımaları.
Bugün İstanbul’un karşı karşıya kaldığı aşırı yağışlar, iklim değişikliğinin etkileri, dere yatakları çevresindeki yapılaşma ve altyapının kapasitesi gibi başlıkları yeniden gündeme getiriyor. Bunların her biri ayrı ayrı bilimsel inceleme ve ciddi planlama gerektiriyor.
Roma dönemindeki altyapının bugünkü felaketleri tek başına önleyebileceğini iddia etmek elbette mümkün değil.
Ancak eski bir kentin suyu yönetmek için geliştirdiği çözümleri incelemek, bugünün mühendislerine de önemli ipuçları verebilir.
Şimdi insanın aklına bir başka soru geliyor: Arkeologlar 1600 yıllık tünelleri ortaya çıkarmak için tonlarca çamur çıkarırken biz, şehirlerimizi daha güvenli kılmak için hangi dersleri çıkaracağız?

YER ALTINDAKİ ÇÖZÜMLERİN ÖNEMİ
Çünkü tarih, yalnızca geçmişte kimlerin yaşadığını anlatmaz. Bazen aynı sorunların karşısında ne kadar yol aldığımızı da gösterir. Ayasofya’nın kubbesine bakıp hayran olmak kolay. Altındaki tünelleri görmek ise başka bir şey söylüyor: Bir medeniyetin büyüklüğü, yalnızca göğe yükselttiği yapılarda değil, toprağın altında çözdüğü meselelerde de saklı.
Ve belki de en ironik tarafı şu: İstanbul’un bugünkü sakinleri, Roma’nın 1600 yıl önce suya karşı aldığı önlemleri öğrenmek için arkeologları dinliyor.
Tarih bize tüneller bırakmış. Şimdi sıra, o tünellerin anlattığı aklı anlayabilmekte.
patronlardunyasi.com















