Dolar
49,9866
0,16%
Euro
55,7457
-0,02%
Sterlin
66,9995
0,32%
Bitcoin
3.854.161
-1,82%
BİST-100
10.759,56
-3,64%
Gram Altın
6.224,291
-3,51%
Gümüş
49,13
-5,78%
Faiz
39,62
0,00%

Avrupa yıkılıyor, çöküyor söylemleri artarken, Avrupa felsefesinin özü, bana tam tersini düşündürüyor, kaostan güçlenerek çıkarlarsa hiç şaşırmayın

Avrupa'nın farklı ülkelerinde sokaklara taşan öfke, grevler ve siyasi gerilimler kıtanın çöküşünün işareti olarak yorumlanıyor. Oysa Avrupa'nın tarihsel gücü yalnızca sanayisinden, sermayesinden ve teknolojisinden değil, itiraz etme, tartışma ve kendi yanlışlarıyla yüzleşme kültüründen de geliyor. Kant'tan Habermas'a uzanan düşünce geleneği, bugün yaşananları anlamak için önemli ipuçları veriyor.

31.10.2026 09:21 • Güncelleme: 31.10.2026 09:30
Haberi paylaşın
Avrupa yıkılıyor, çöküyor söylemleri artarken, Avrupa felsefesinin özü, bana tam tersini düşündürüyor, kaostan güçlenerek çıkarlarsa hiç şaşırmayın
16px
32px

Burak ARTUNER

Avrupa'da son haftalarda zirve yapan gösteriler, grevler ve sokak olayları kıtanın geleceğine ilişkin yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Fransa'dan İtalya'ya, Belçika'dan İspanya'ya, Portekiz'den Polonya'ya uzanan protestolar, bazı çevreler tarafından Avrupa'nın siyasi ve ekonomik olarak çözülmeye başladığının kanıtı şeklinde yorumlanıyor.

Peki gerçekten öyle mi?

Elbette Avrupa'nın bugün yaşadığı sorunları küçümsemek mümkün değil. 

Hayat pahalılığı, konut krizi, enerji maliyetleri, satın alma gücündeki gerileme, kamu hizmetlerindeki yetersizlikler ve gençlerin gelecek kaygısı toplumsal öfkeyi büyütüyor.

Avrupa'da özellikle hayat pahalılığı önemli bir kırılma noktası. 

Gıda fiyatlarındaki yükseliş, konut maliyetleri ve enerji faturaları geniş toplum kesimlerinin gündelik hayatını doğrudan etkiliyor. 

Sokaktaki itirazın arkasında yalnızca siyasi kutuplaşma değil, ekonomik nedenler de bulunuyor.

Ancak Avrupa'daki gelişmeleri yalnızca sokaklardaki kalabalıklar üzerinden değerlendirmek, kıtanın tarihsel birikimini gözden kaçırmak olur.

KANT'IN 242 YILLIK ÇAĞRISI: AKLINI KULLANMA CESARETİNİ GÖSTER

Avrupa'nın tartışma kültürünün felsefi temellerine baktığımızda karşımıza ilk çıkan isimlerden biri Immanuel Kant.

Kant, 1784 yılında yayımladığı "Aydınlanma Nedir?" başlıklı makalesinde insanın kendi aklını başkasının rehberliğine ihtiyaç duymadan kullanabilmesini savunuyordu.

Meşhur çağrısı Latince iki kelimeydi: "Sapere Aude!"

Yani "Aklını kullanma cesaretini göster."

Immanuel Kant

Kant'a göre aydınlanma, insanın kendi düşüncesini otoritenin, alışkanlıkların ve başkalarının yönlendirmesinin esaretinden kurtarmasıydı. 

Üstelik Kant, kamusal alanda aklın özgürce kullanılmasını özellikle önemsiyordu.

Bugünün Avrupa'sına baktığımızda bu düşüncenin izlerini görmek mümkün. 

İnsanlar hükümetlerin kararlarını sorgulayabiliyor, ekonomik politikaları eleştirebiliyor, sokaklara çıkabiliyor ve yöneticilerinden hesap sorabiliyor.

Elbette Kant'ın 18'inci yüzyıldaki düşüncelerini bugünkü Avrupa demokrasisinin doğrudan açıklaması olarak görmek doğru olmaz. 

Ancak özgür düşünce ve otoriteyi sorgulama geleneğinin felsefi kaynaklarından biri olduğu açık.

HABERMAS'IN KAMUSAL ALANI: DEMOKRASİ SANDIKTAN İBARET DEĞİL

Bu tartışmanın ikinci önemli ismi ise bu yılın mart ayında hayatını kaybeden Alman filozof ve sosyolog Jürgen Habermas.

Habermas'ın geliştirdiği "kamusal alan" kavramı, demokratik toplumların nasıl işlediğini anlamak açısından son derece önemli.

Ona göre demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gitmekten ibaret değil. 

Toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesi, düşüncelerini ifade etmesi, birbirlerini eleştirmesi ve ortak meseleleri gerekçeler üzerinden tartışması gerekiyor.

Habermas'ın iletişimsel eylem teorisi de tam bu noktada devreye giriyor. 

İnsanların birbirlerini güç, para veya statüyle ikna etmeye çalışması yerine, daha iyi gerekçeler üzerinden anlaşmaya ulaşabilmesini önemsiyor.

Bu yaklaşımda sokak, basın, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve parlamento birbirinden kopuk alanlar değil. 

Sağlıklı bir demokratik sistemde toplumdaki tartışmalar siyasi karar alma mekanizmalarına ulaşabilmeli.

İşte Avrupa'nın bugünkü gösterilerini bu çerçeveden okumak mümkün.

Bir ülkede insanların hükümetin ekonomi politikasına itiraz etmesi, sendikaların genel grev çağrısı yapması veya öğrencilerin gelecek kaygısıyla meydanlara çıkması tek başına çöküş anlamına gelmiyor.

Bu seslerin siyasi ve ekonomik kararları değiştirebilecek bir güce dönüşüp dönüşememesini izlemek gerekiyor. 

AVRUPA'NIN EKONOMİK GÜCÜNÜN ARKASINDA DA TARTIŞMA VAR

Avrupa'nın gücü yalnızca felsefi birikiminden kaynaklanmıyor. 

Kıta, sanayi devriminden bilimsel araştırmalara, üniversitelerden finans merkezlerine kadar geniş bir ekonomik ve kurumsal altyapıya sahip.

Bugün ise ciddi bir rekabet sınavından geçiyor.

Çin'in sanayi ve teknoloji alanındaki yükselişi, ABD'nin ekonomik politikaları, enerji bağımlılığı ve Avrupa sanayisinin rekabet gücü kıtanın geleceğini belirleyecek temel meseleler arasında.

Almanya'nın otomotiv sektöründeki dönüşüm sancıları, Fransız sanayisinin rekabet baskısı ve Avrupa'nın dijital teknolojilerde ABD ile Çin'in gerisinde kalma endişesi artık görmezden gelinemeyecek sorunlar.

Fakat Avrupa bu sorunları tartışıyor.

Sanayinin yeniden yapılandırılması, enerji maliyetlerinin düşürülmesi, dijital yatırımların artırılması, ortak pazarın güçlendirilmesi ve Avrupa'nın stratejik bağımsızlığının artırılması gibi konular Brüksel'in gündeminde.

Bu tartışmaların tamamının başarıya ulaşacağı elbette garanti değil. 

Ancak Avrupa'nın ekonomik gücünü koruyabilmesi için kendi eksiklerini açıkça konuşması ve gerektiğinde politikalarını değiştirmesi gerekiyor.

KRİZLER AVRUPA'YI NASIL DEĞİŞTİRDİ?

Avrupa tarihine baktığımızda büyük krizlerin ardından önemli dönüşümlerin yaşandığını görüyoruz.

İki dünya savaşının yıkımından Avrupa bütünleşmesi fikrinin doğması, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'ndan Avrupa Birliği'ne uzanan süreç, bunun en önemli örneklerinden biri.

Ekonomik krizler de Avrupa'yı yeni kurumsal ve mali düzenlemeler aramaya yöneltti.

Ancak bu tarihsel deneyim, her krizin kendiliğinden olumlu sonuç doğurduğu anlamına gelmiyor. 

Avrupa'nın geçmişinde de demokrasiye, özgürlüklere ve toplumsal barışa ağır zarar veren dönemler var.

Bugün de aşırı sağın yükselişi, göç tartışmaları, demografik sorunlar, toplumsal kutuplaşma ve ekonomik eşitsizlikler Avrupa'nın önündeki ciddi sınavlar.

Üstelik tartışma kültürünün yerini karşılıklı suçlamalar, dezenformasyon ve şiddet alırsa Habermas'ın tarif ettiği kamusal alanın kendisi de zarar görebilir.

ASIL SINAV SOKAKTAN PARLAMENTOYA UZANAN YOL

Avrupa'nın bugünkü durumunda dikkat çekici olan, sokaktaki itirazlarla akademide, medyada, parlamentolarda ve ekonomik kurumlarda yürütülen tartışmaların aynı anda devam etmesi.

Kant'ın bireye yönelttiği "Aklını kullanma cesaretini göster" çağrısı ile Habermas'ın toplumun ortak akıl oluşturmasına ilişkin düşünceleri arasında yaklaşık iki buçuk asırlık bir mesafe var.

Fakat ikisinin buluştuğu nokta aynı: Sorgulamayan, eleştirmeyen ve farklı düşüncelere alan açmayan bir toplumun gelişmesi mümkün değil.

Avrupa'nın bugünkü sorunları bu düşünce geleneğinin de sınandığı bir döneme işaret ediyor.

Avrupa kaostan güçlü çıkabilir mi?

Bunun cevabı sokakların ne kadar kalabalık olduğunda değil, o sokaklardan yükselen taleplerin ne kadarının reformlara, yeni ekonomik politikalara ve demokratik kazanımlara dönüşeceğinde saklı.

Çünkü Avrupa'nın tarihsel gücü, bana göre hiç kriz yaşamamış olmasında değil, krizleriyle yüzleşebilme kapasitesinde yatıyor.

Belki de Avrupa'nın en büyük sermayesi yalnızca bankalarında, fabrikalarında veya borsalarında değil; birbirine itiraz edebilme, yanlışını tartışabilme ve gerektiğinde yeniden başlayabilme kültüründe saklı.

O yüzden bazıları, Avrupa kaos ortamından daha güçlü çıkarsa şaşırmasın...

patronlardunyasi.com

editörün seçtikleri
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi
TOKİ, Bodrum Gündoğan’daki beş taşınmazın fiyatını dört ayda 1,3 milyar lira düşürdü, peşinatı yüzde 35’ten 20’ye indirdi#TOKİ