ASO Başkanı Seyit Ardıç'ın somut adım çağrısının ardından hukukçulardan AB'ye sitem yerine dava açma önerisi
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın AB büyükelçilerine vize ve Gümrük Birliği için yaptığı “somut adım” çağrısına, AB’ye hukuk savaşı açan avukatlar Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu ve Furkan Divrik “Sitem etmeyin, dava açın” karşılığını verdi.

Türk işinsanı Avrupa’ya giderken artık fuarı veya yatırımı değil, vize randevusunu düşünüyor. Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç’ın 10 Eylül’deki Büyükelçiler Resepsiyonu’nda yaptığı çağrı bu nedenle önemliydi:
“Vize süreçleri iş dünyamızın önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir.”
Hürriyet gazetesinden Oya Armutçu'ya konuşan Ardıç, AB büyükelçilerinden Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize sorununda artık somut adım istedi.
İKİ HUKUKÇUDAN 3 STRATEJİK ÇAĞRI
ASO Başkanı Ardıç’ın “somut adım” çağrısının ardından Dr. Yavuz Selim Sarıibrahimoğlu ve birlikte çalıştığı avukat Furkan Divrik, vize ve Gümrük Birliği sorunları için diplomatik sitem yerine hukuki mücadele önerdi. İki avukat, ASO’ya Türk iş dünyasına kritik bir hukuki değerlendirme yazısı göndererek şu çağrıyı yaptılar:
“Somut mağduriyetleri belgeleyin, hukuki haklarınızı belirleyin ve gerektiğinde mahkemeye başvurun.”
İki hukukçu, Türk iş dünyasına şu üç maddelik stratejiyi önerdiler:
-Diplomatlara sitem etmek yerine mevcut hukuki hakları işletin.
-Hukuka aykırı vize uygulamalarını üye ülke mahkemelerine ve Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ABAD) taşıyın.
-Gümrük Birliği’nin verdiği zararları şirket bazında hesaplayıp tazminat davası açın.
YAZI KİMLERE GİTTİ
Yazı, sadece ASO’ya sunulmakla kalmadı. TBMM ve Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı ve AB Başkanlığı, Ticaret Bakanlığı, TOBB ve ilgili Sanayi/Ticaret Odaları başkanlıklarına da iletildi.
2001’DE NEDEN BAŞVURMADIK
Yazıdaki hukuki değerlendirme, eleştiri ve öneriler bakın şöyle: “Türkiye-AB ilişkisi siyasi lütuf değil; Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık hukukuna dayanan bir rejim. Katma Protokol’ün 41/1. maddesindeki standstill, yeni kısıtlama getirilmesini yasaklıyor. AB Adalet Divanı’nın Soysal kararı da belirli Türk hizmet sunucuları bakımından sonradan getirilen vize yükümlülüklerinin hukuka aykırı olabileceğini ortaya koydu. Fakat yazının en çarpıcı bölümü Brüksel’e değil, Ankara’ya dönüyor:
TÜRKİYE’NİN BAŞVURUSU
15 Mart 2001’de AB, vizeye tabi ve vizeden muaf ülkeleri iki listeye ayırdı. Türkiye vizeye tabi Ek I’de kaldı. Peki Hırvatistan? Hırvatistan vizeden muaf Ek II listesine alındı ve vize uygulamasından çıktı. Türkiye ise 2001’deki düzenlemeye karşı hukuki yolunu zamanında etkili biçimde kullanmadı. Daha sonra açılan T-220/08 sayılı dava da esastan “Türkiye haksız” denilerek değil, süre aşımı nedeniyle reddedildi. İki hukukçuya göre bu noktada mesele yalnızca AB’nin ne yaptığı değil. Türkiye’nin zamanında ne yapmadığı. İki hukukçunun sorusu net: “Hırvatistan zamanında başvurusunu yaptı ve vizesiz listeye girdi. Biz neden aynı dönemde hakkımızı zamanında aramadık?”
YEDAŞ KARARI ÖRNEĞİ: ÖNCE ZARARI HESAPLA
- Sarıibrahimoğlu’nun takip ettiği YEDAŞ-AB Konseyi ve Komisyonu dosyası da önemli. Türk şirketi YEDAŞ, Gümrük Birliği’nden kaynaklandığını ileri sürdüğü zararlar nedeniyle AB kurumlarına karşı dava açtı. Dava reddedildi ancak dosya Türkiye AB üyesi değil diye kapatılmadı. Hukuka aykırılık, zarar ve illiyet bağı tartışıldı. Bu, Türk şirketlerinin somut hukuki dayanak ve zarar ortaya koyarak AB yargısının kapısını çalabileceğini gösteren önemli bir örnek. Dosyada görüşü bulunan İngiliz hukukçu ve yargıç Richard Plender da AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı bağlayıcı anlaşmaların Birlik hukukunda sonuç doğurduğu ve AB kurumlarını bağlayabileceği yaklaşımını ortaya koydu. İki hukukçu, yıllardır tekrarlanan “Gümrük Birliği güncellensin” talebinin tek başına yeterli olmadığını savunuyor. Çünkü güncelleme gerçekleşse bile geçmişte doğduğu ileri sürülen zararlar kendiliğinden silinmeyecek. Üstelik kapsam genişlediğinde AB içindeki onay süreçleri, anlaşmanın niteliği ve üye devletlerin yetkileri de devreye girebilir. Karar mekanizmasına katılmadan yükümlülükleri artırmak, Türkiye açısından yeni bir asimetri yaratabilir.
HİNDİSTAN ÖRNEĞİ
- İki hukukçunun verdiği Hindistan örneği ise tartışmayı soyut olmaktan çıkarıyor. AB, üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yaparken Türkiye bu müzakerelerde AB üyesi olarak karar verici değil. Ancak Gümrük Birliği nedeniyle ortaya çıkan ticari sonuçlar Türk şirketlerini etkileyebiliyor. Polonya’da faaliyet gösteren bir Türk şirketinde, Hindistan’dan temin edilen bazı ürünlerde yüzde 40-45’e ulaşabildiği belirtilen maliyet farkı buna örnek gösteriliyor. Buradaki öneri açık: Siyasi şikâyet değil, bilanço, navlun, gümrük, satış, pazar payı ve kârlılık verileri ortaya konulacak. Zarar bilimsel olarak hesaplanacak. Sonra hukuki sorumluluk ve illiyet bağı araştırılacak. Ardından da dava konusu yapılacak.
HUKUKİ MÜCADELE ZAMANI
Avukat Sarıibrahimoğlu’nun mesajı net: “Türkiye’nin yeni bir hak aramasına gerek yok; elindeki hakları kullanması yeterli. 2001’deki ihmallerin hesabı verilmeli, geçmiş zararlar bilimsel olarak hesaplanmalı ve şartları oluşan konular yargıya taşınmalıdır. Siyasi söylemler ve resepsiyon konuşmaları geçicidir; mahkeme kararları kalıcıdır. Türk iş dünyası için artık diplomatik sitem değil, hukuki mücadele zamanıdır.”
patronlardunyasi.com















