Akbank Private Banking 25'inci yaşını kutladığı geceyi Stil Cadısı basın bülteninden yorumladı, patronların gizli akreditasyonunu yazdı
Akbank Private Banking 25. yaşını kutladı; iş, sanat, gastronomi ve cemiyet dünyası Gallada’da buluştu. Davetin fotoğrafları Stil Cadısı’nın önüne düşünce mesele Suzan Sabancı’nın kravatından çıktı, İstanbul’un görünmez “davet akreditasyonuna” kadar uzandı. Madem davetiye gelmedi ama basın bülteni geldi. O halde süpürgeyi çıkarıp fotoğraflara bakmanın tam zamanı…

Stil Cadısı
DAVETİYE YOK, BÜLTEN VAR
Sevgili okurlarım, Bugün Toygun Atilla ile kahve içiyoruz.
Telefonuma bir mesaj düştü.
Akbank’ın PR ajansından…
“Akbank Private Banking, 25. yılını Gallada’da düzenlenen özel bir geceyle kutladı. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ve Akbank Özel Bankacılık ve Yatırım Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dalya Kohen’in ev sahipliğinde gerçekleşen davete iş ve sanat dünyasının önde gelen isimleri katıldı…”
Arkasından fotoğraflar…
Ben daha fotoğrafları büyütmeden Toygun Bey telefonuma uzandı.
Patronlar var, cemiyet var, moda var…
Tam onun sevdiği işler!
Fotoğraflara baktı.
Sonra bana baktı.
“Sen neden bu gecede yoktun?”
Ben de omuz silktim: “Herhalde korkuyorlar bizden Toygun Beyciğim…”
İtiraz etti.
“Niye korksunlar? Suzan Hanım PD’nin kapağında yer aldı, bana bizzat röportaj verdi. Akbank reklamverenimiz. İlişkilerimiz gayet iyi bizden neden korksunlar?”
Ah Toygun Beyciğim…
Sen bu cemiyette daha yenisin.
Sen gazetecisin, ben Stil Cadısı’yım.
Sen akreditasyonu sadece devlet kurumlarında mı var zannediyorsun?
Kralı patronlar dünyasında var!
Bir bakın İstanbul’daki büyük davetlere…
Mekânlar değişiyor, markalar değişiyor, masalar değişiyor ama bazı yüzler hiç değişmiyor.
Aynı gazeteciler…
Aynı davetliler…
Aynı fotoğraflar…
Sonra ertesi sabah, davet edilmeyen gazetecilerin önüne basın bülteni düşüyor.
“Haberimize yer verebilirseniz çok seviniriz.”
Ayol, madem haberinizde yer almamızı bu kadar istiyorsunuz, habercinizi de geceye çağırın!
Neyse…
Toygun Bey’e cemiyet hayatının akreditasyon dersini verdim.
O gazeteciliğine dönsün.
Ben işimi yapayım.
Madem beni geceye çağırmadılar ama fotoğrafları gönderdiler, Stil Cadısı da fotoğraflardan davete katılsın!

SUZAN HANIM, O KRAVAT BÜTÜN GECEYİ ELE GEÇİRMİŞ
İlk durağımız elbette gecenin ev sahiplerinden Suzan Sabancı.
Toygun Atilla’nın da fotoğraflarda ilk dikkatini çeken şey onun kravatı oldu.
Siyah pantolon, siyah üst, siyah blazer…
Buraya kadar kusursuz bir güvenli alan.
Sonra boyundan aşağı o kravat geliyor.
“Ben de kombinin bir parçasıyım” diyen cinsten değil.
“Bu gece benim gecem, çekilin” diyen bir kravat.
Taşlı detaylarıyla klasik erkek kravatını neredeyse bir mücevhere çevirmiş.
Fikir cesur.
Suzan Hanım da bunu taşıyabilecek kadınlardan.
Ama bir cadı sorusu: Kravat bu kadar konuşuyorsa saat, bileklikler ve zincir askılı çantanın da aynı anda konuşmasına gerek var mıydı?
Ben birini sustururdum.
Yine de hakkını teslim edelim.
O gecenin fotoğraflarına bakınca gözünüz ilk kime gidiyor?
Suzan Sabancı’ya.
O halde kravat görevini yapmış.

DALYA KOHEN: BANKACILIK GECESİNİN EN BANKACI ŞIKLIĞI
Sonra Dalya Kohen…
İşte burada başka bir dil var.
Siyah smokin etkili takım, saten yaka, sade takı, küçük clutch…
Hiçbir şey diğerinin önüne geçmiyor.
Suzan Hanım “Ben gecenin ev sahibiyim” diyorsa Dalya Hanım’ın kıyafeti de, “Ben özel bankacıyım, ne yaptığımı biliyorum” diyor.
Belki gecenin en sürpriz kombini değil ama en temizlerinden.

BEYLERİN HAYATI NE KADAR KOLAY!
Kaan Gür’de sürpriz yok.
Koyu takım, beyaz gömlek, siyah kravat…
Bir özel bankacılık gecesinin genel müdüründen neon pembe smokin beklemiyordum zaten.
Takım düzgün, oranlar yerinde, kravat doğru.
Stil Cadısı olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim. Beyefendilerin siyah takım giyip “Ben tamamım” deme ayrıcalığına biraz sinir oluyorum.
Kadınlar saçtan çantaya, takıdan ayakkabıya kadar sınava giriyor.
Beyler beyaz gömleği giyip kravatı bağlayınca mezun oluyorlar.
Hayat size güzel beyler!

ŞEF CEKETİNİ ÇIKARMIŞ AMA…
Fotoğraflarda Fatih Tutak da var.
Krem-bej ceket, açık mavi gömlek ve jean…
Gecedeki siyah denizinin içinde hiç değilse başka bir renk görüyoruz.
Rahat, modern, kendine ait.
Fakat karşısında Suzan Sabancı tepeden tırnağa gece modundayken Tutak sanki, “Ben Gallada’ya bir uğrayıp sonra başka yere geçeceğim” havasında.
Kötü mü?
Hayır.
Ama dress code terazisinin iki kefesi biraz farklı durmuş.

SÜPÜRGE HAVALANMADI
Şelale Kadak’ta yine siyah…
Bu gece belli ki İstanbul’da siyah kumaş sıkıntısı yaşanmış olmalı!
Kesim temiz, pantolonun düşüşü güzel, dekolte kontrollü.
Yakaya iliştirilen broş da küçük ama doğru bir hareket.
Ben burada süpürgeyi kaldırdım…
Sonra tekrar yere bıraktım.
Geçti Şelale Hanım.

PEKİ CEM HAKKO, SERDAR ERENER VE DİĞERLERİ?
Fotoğraflara bakmaya devam ediyorum.
Cem Hakko…
Serdar Erener…
İş dünyasından, gastronomiden, iletişimden, medyadan tanıdık yüzler…
İstanbul’un davet fotoğraflarında görmeye alıştığımız isimler.
Tam burada Toygun Bey’in biraz önceki lafı yeniden aklıma geldi.
Döndüm: “Bak gördün mü?”
“Neyi?”
“Akreditasyon listesini…”
Güldü.
Ben gülmedim.
Sevgili okurlarım, İstanbul cemiyet hayatında moda sadece üzerinize giydiğiniz şey değildir.
Kimin yanında göründüğünüz, hangi masaya oturduğunuz ve hangi davetiyenin size geldiği de bu işin bir parçasıdır.
Benim davetiyem gelmemiş.
Basın bülteni gelmiş.
Eh…
Onlar davetli listesini yapmışlar, ben de şıklar listesini yaptım.
Hesaplaştık sayılır.
Akbank’ın PR ajansındaki arkadaşlara küçük bir not: “Bir dahaki sefere fotoğrafları göndermekle uğraşmayın.
Stil Cadısı’nı çağırın, yerinde bakayım.
Hem belki süpürgemi vestiyere bırakırım.
O da belki…
patronlardunyasi.com















