Türkiye'nin Made in EU kapsamına girmesi ne anlama geliyor, fırsatlar ve riskler neler?
Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Nuroğlu, Türkiye'nin "Made in EU" kapsamına dahil edilmesinin taşıdığı anlamı açıkladı.

Avrupa Birliği'nin (AB) hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında "AB menşei" şartının, Gümrük Birliği kapsamında Türkiye'yi de kapsayabileceği haberi Türkiye'de yankı uyandırdı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ifade ettiği gibi bu gelişme son dönemde yürütülen yoğun ve yapıcı diplomasi sürecinin bir sonucu olarak görülüyor ve bu aşamadan sonra Avrupa ile Türkiye arasındaki üretim bağlarının daha da güçlenmesi bekleniyor.
Bu düzenleme oldukça önemli bir anlam taşıyor. Bu taslağa göre, Türkiye'de üretilen bazı ürünler belirli şartları sağladığında "AB menşeli ürün" olarak değerlendirilebilecek. Bu da Türkiye’nin Avrupa’daki üretim sisteminin bir parçası olarak kabul edilmesi anlamına geliyor. Ancak bu hak Türkiye’ye otomatik olarak verilmeyecek, bunu sağlamak için ürünlerin belirli kurallara uygun olması, belirli standartları karşılaması ve özellikle çevre ile karbon kriterlerine uyum sağlaması gerekiyor. Ayrıca, kamu alımları gibi alanlarda karşılıklı adil uygulama şartı aranıyor ve Avrupa Birliği gerekli gördüğünde bu kapsamı daraltma yetkisini elinde tutuyor.
AVANTAJ MI, MEVCUT DURUMU KORUMA MI?
Bu gelişme ilk bakışta Türkiye için yeni ortaya çıkan bir avantaj gibi görünse de sektör temsilcilerine göre asıl önemi farklı. Bu adım, kısa vadede Türkiye’ye ekstra bir rekabet üstünlüğü kazandırmaktan ziyade Türkiye’nin halihazırda Avrupa pazarında sahip olduğu güçlü konumu stabil tutmasını sağlayacak. Eğer Türkiye bu kapsam dışında kalsaydı, özellikle otomotiv gibi sektörlerde Avrupa pazarında ek maliyetlerle karşılaşacak ve rekabet gücünü kaybetme riski ortaya çıkacaktı. Bu nedenle söz konusu düzenleme, yeni bir sıçrama yaratmaktan ziyade Türkiye’nin mevcut konumunu koruyan bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, uzun süredir Avrupa’nın üretim zincirlerinin önemli bir parçası. Otomotivden makineye, çelikten kimyaya kadar birçok sektörde Avrupa ile güçlü bir tedarik zinciri ve üretim ilişkisi bulunuyor. Coğrafi yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı ve Avrupa standartlarına uyumlu üretim kapasitesi, Türkiye’nin Avrupa için güvenilir bir tedarikçi olmasını sağlayan faktörler arasında.
AVRUPA NEDEN BU ADIMI ATIYOR?
Avrupa Birliği’nin yeniden şekillenen sanayi politikasının amacı Avrupa’nın sanayi altyapısını güçlendirmek, dışa bağımlılığı azaltmak, üretimi daha güvenli ve yakın bölgelere taşımak ve özellikle temiz teknolojilerde güçlü bir sanayi yapısı kurmak. Bu kapsamda otomotiv, elektrikli araçlar, batarya üretimi, çelik ve yenilenebilir enerji gibi sektörler ön plana çıkıyor. Türkiye’nin bu sistemde "Made in EU" düzenlemesine dahil edilmesi, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma hedefiyle örtüşüyor. Bu ayrıca mevcut ekonomik gerçeklikle de uyumlu bir adım. Türkiye’nin bu düzenlemenin dışında kalması, Türkiye ile iş yapan AB firmalarını zorlayacak ve AB’de otomotiv gibi Türkiye ile yüksek derecede entegre olan sektörler zarar görecekti.
Türkiye’de üretilen ürünlerin "AB ürünü" sayılacak olması, öncelikle AB’ye ihracatımızın kesintisiz devamını sağlayacak bir gelişme. Diğer yandan bu taslak, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltma ve tedarik zincirlerini güvence altına alma stratejisi dahilinde Türkiye ile kazan-kazan ilişkisini devam ettirmek istemesi şeklinde yorumlanabilir. Ancak Türkiye’nin bu kapsama girmesi ve kapsamda kalması için karbonsuzlaşma yolculuğuna durmaksızın devam etmesi ve AB standartlarını sağlaması gerekiyor. Türkiye’nin iş dünyası temsilcileri bu gelişmeyi genel olarak olumlu karşılıyor ancak temkinli bir yaklaşım da dikkati çekiyor. Yapılan değerlendirmelerde bu sürecin fırsatlar sunduğu kadar yeni yükümlülükler de getirebileceği vurgulanıyor. Özellikle karşılıklılık ilkesinin daha fazla öne çıkması, Türkiye’nin bazı alanlarda düzenlemelerini gözden geçirmesini gerektirebilir. Ayrıca, AB kurallarının zaman içinde daha katı hale gelmesi ihtimali de göz ardı edilmiyor.
FIRSATLAR VE RİSKLER NELER?
Bu sürecin Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırdığı muhakkak. Öncelikle Avrupa kamu ihalelerine erişimin mümkün olması, AB üretim zincirlerine daha güçlü entegrasyon ve bazı sektörlerde yeni pazar imkanları bu fırsatlar arasında sayılabilir. Özellikle bazı ülkelerin sistem dışında kalması durumunda ortaya çıkabilecek boşluklar Türkiye için yeni ihracat fırsatları anlamına gelebilir. Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesi ve Avrupa’ya yakınlığı bu noktada önemli bir avantaj sağlıyor.
Bununla birlikte bazı riskler de söz konusu. Üretimde kullanılan kritik parçalarla ilgili şartlar ve düşük karbonlu üretim gereklilikleri Türkiye için sanayide maliyetleri artıracaktır. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik gerekçesiyle daha korumacı politikalar uygulaması ve gerektiğinde bazı ülkeleri sistem dışında bırakma ihtimali her zaman mevcut, bu da sürecin dikkatle takip edilmesini ve her daim teyakkuzda olmayı zorunlu kılıyor. İlerleyen dönemde AB’de çevre ve yeşil dönüşüm kriterlerinin daha da sıkılaşması Türkiye’de yeni yatırımlar gerektirebilir. Ancak bu kapsama dahil olan bir ülke olarak, Türkiye’nin yeşil dönüşüm fonlarından görece daha kolay yararlanabilecek olması söz konusu.
BU SÜREÇ GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLEMESİ İÇİN YENİ BİR FIRSAT OLABİLİR Mİ?
İş dünyası temsilcilerine göre bu süreç, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun daha ileri seviyeye taşınması için bir fırsat olarak görülüyor. Eğer bu düzenleme AB Konseyi ve Parlamentosu’ndan Türkiye aleyhine bir değişikliğe uğramadan geçerse, Türkiye ve AB arasında özellikle kamu alımları ve sanayi politikaları gibi alanlarda daha derin bir işbirliği zemini oluşacaktır. Ancak yine de temkinli olmakta fayda var çünkü AB’de yeni tasarıların genelde uzun bir tartışma süresi olur ve bu süreçte pek çok değişikliğe uğrarlar. Şu an AB ülkelerinin ‘Sanayi Hızlandırıcı Yasa’ tasarısı hakkında öncelikleri birbirinden farklı ve bir süre daha bunu tartışmaya devam edecekleri görülüyor.
Bu bakımdan Türkiye’nin diplomatik alanda yapıcı görüşmelere devam etmesi kritik önem arz ediyor. Her halükarda Türkiye’nin sanayi emisyonlarını azaltıcı önlemler almaya devam etmesi, AB’ye ihracat için sınırda karbon düzenleme mekanizmasının gerekliliklerini yerine getirmesi ve AB’deki yeni düzenlemelerden etkilenecek sektörler üzerinde çalışmaya devam etmesi, uzun soluklu yolun önemli parçaları.
[Prof. Dr. Elif Nuroğlu, Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi'dir.]
patronlardunyasi.com















