PD yazarı Yelda İpekli, İlber Ortaylı ile aralarındaki Fransızca ve opera diyaloglarını yazdı
Bizim zamanımızda ortaokul seçmek yabancı dil seçimiyle çok bağlantılıydı. Ve bir Fransız okulu’na gitmemiş olmam, Fransızca bilmemem ONUN İÇİN ‘cahil olduğumun ve kalacağımın’ göstergesiydi. Son yıllara kadar başıma kakmıştı, ya yapılacak bir şey kalmadığından ya da halimden memnundu. Ama tuhaf bir şekilde, bu söz beni incitmekten çok kamçılardı. Onun dilinden düşmeyen ‘münevver’ kelimesi (aydınlanmış, ışıklı, bilgili insan), en çok da ona yakışırdı ve bundan olsa gerek karşısında ki cahilliğimi kabuldeydim. Onun karşısında cahil olmak kaçınılmazdı.

Yelda İPEKLİ
Son seyahatimizde -çok yıllar geçmiş- Yunan ezgileriyle dans ettiğimiz bir akşam, şarkının tarihçesini, adanın kültürü ve adanın tarihsel magazin detaylarıyla anlatışını hiç unutmayacağım! Magazin, tarih, kültür, ekonomi birkaç anektodda hafızama kazınmıştı.
BİLGİYİ YAŞAR, BİLGİYE RUH VERİRDİ
Derya kadar bilgisini, büyük bir tevazu ve kıvrak bir nükteyle taşır, beni her seferinde büyülerdi. Benim için sadece “çok bilen” biri değildi; bilgiyi yaşayan, ona ruh veren biriydi. Bilgiyi iliklerine kadar yaşayan, bilgiyi kuru kuru aktaran değil, adeta yaşatan bir anlatıcı… Bilgiyi günümüze bağlaması, uzak ya da yüce değil de yaşanan bir bir an olarak anlatması onu farklı yapan özelliği idi.
Kütüphanesinde söylediğine göre 500 bin kitap vardı. En çok basılı kitaba sahip üniversiteler listesine (İstanbul Üniversitesinde 1 milyon, Ankara Üniversitesinde 750 bin, ODTÜ’de 550 bin) bakınca büyüklüğü anlıyorsunuz. Kitaplarını devlete bağışlamıştı.
Son nefesini Ramazan ayının bir cuma gününde vermek ve Fatih Sultan Mehmet’in yakınına defnedilmek… Bu da ona yakıştı. Hayatı gibi, vedası da anlamlıydı. Ah operayı ne çok severdi! Gelecek temsillerde gözüm hep onu arayacak. Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Kitabında, mutlaka dinlenmesi gereken eserleri özenle sıralamıştı. Şimdi o listeye dönmek, her bir eseri sakince dinlemek için zaman kolluyorum.
OPERADA "İŞİN HAKKINI VERECEKSİN" SÖZLERİ
İş Sanat’ın yeni yıl konserleri hep iple çekilir. 2025’te de sahnede Aida Garifullina vardı. Tataristan doğumlu bu lirik soprano, yalnızca güçlü ve sıcacık sesiyle değil, sahnedeki zarafetiyle, kostümlerinde ki iddia ile de dikkat çeken yeni nesil opera yıldızlarından. Konser başlamadan önce, her zamanki gibi solist hakkında anlatmaya koyulmuştu. Magazinsel, dünya sanat platformunda konuşulan dedikodular bir yana; Garifullina’nın, Meryl Streep’e de Oscar adaylığı getiren Florence Foster Jenkins filminde, soprano Lily Pons’u canlandırdığını ve Léo Delibes’in Lakmé operasındaki ünlü “Bell Song” aryasını seslendirdiğini anlatmıştı. Yüzümdeki ifadeyi fark etmiş olacak ki, hafif alaycı bir edayla “Aaa, sen bunu bilmiyor musun? Amma tuhafsın!” demişti. Haklıydı. “Sadece oturup alkışlamak olmaz, işin hakkını vereceksin.” demişti hemen ardından. O günden beri ‘işin hakkını vermeye’ çalışıyorum. Sanatı yalnızca izlemiyor; anlamaya, okumaya, içine girmeye çalışıyorum.

Fotoğraflar o günden yanımda benim sanat yoldaşım sevgili dostum Rima Kolbaşı var her zaman ki gibi.
KONSERLERDE 'YANIMDAYMIŞSIN' GİBİ
İlber Ağabey, bana “cahil” derdin ya, ben şimdi bundan adeta gurur duyuyorum. Sana veda etmeye kalbim bir türlü razı olmuyor. Belki de en doğrusu, bundan sonra gideceğim konserlerde sen de yanımdaymışsın gibi hissetmek.

Jakub Józef Orliński… Gen Z’yi etkisi altına alan ilk opera süperstarı
Ne garip bir tesadüf: Birlikte dinlediğimiz son opera gala da sensiz gittiğim ilk şan konseri de yine İş Sanat programlarıydı. Bu kez sahnede bambaşka bir isim vardı: Jakub Józef Orliński.
Henüz Timothée Chalamet’nin opera ve bale üzerine talihsiz sözleri gündemdeyken, “Gen Z’yi etkisi altına alan ilk opera süperstarı” diye anılan bu Polonyalı kontrtenoru dinlemek, Chalamet’ye gediğine konmuş bir cevap gibiydi. The Sunday Times’ın “meleğin sesi” diye tanımladığı Orliński; aynı zamanda model, breakdansçı ve sahnede sınır tanımayan bir performans sanatçısı. Louis Vuitton, Nike ya da Rolex gibi markalarla yaptığı iş birlikleri de onun bu çok yönlü kimliğinin bir parçası. İzleyicinin arasına karışan, bedeniyle müziği görünür kılan, mimikleriyle notaları hikâyeleştiren bir sanatçı vardı karşımızda. Varşova’daki Fryderyk Chopin Müzik Üniversitesi ve New York’taki The Juilliard School olmak üzere önemli bir tedrisattan geçen Orliński, barok müziğin önde gelen topluluklarından Il Pomo d’Oro ile birlikte sahnedeydi. 17. yüzyıl İtalyan bestecilerinin nadiren icra edilen eserlerinden oluşan repertuvar, bu özel konser için hazırlanan kostümlerle birleşince, barok müziğin günümüzün en güçlü yorumlarından birine tanıklık etmemize olanak tanıdı. İş Sanat; hayatımıza harikalar ile dokunmaya devam ediyor. Programını takip etmenizi öneririm.

Teşekkürler İş Sanat. Bir kez daha… Bravo. Bu 2 konser ile hayatımda böyle bir anı bırakacağını nereden bilebilirdim.
patronlardunyasi.com















